Üye Adı:    Şifre:  (Hatırla)      Üye Ol              Giriş Sayfası Yap / Sık Kullanılanlara. Ekle

Tefhimu'l Kur'an

Tur  1-8  9-18  19-22  23-25  26-31  32-35  36-39  40-42  43-49
19- "Yapmakta olduklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için."(13)
20- Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır. Ve biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz.(14)
21- İman edenler ve soyları da kendilerini imanda izleyenler (var ya) ; biz onların soylarını da kendilerine katıp-eklemişiz. Onların amellerinden hiç bir şeyi eksiltmedik.(15) Her kişi, kendi kazanmakta olduğuna karşılık bir rehindir.(16)
22- Onlarla, istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten de bol bol verdik.(17)

AÇIKLAMA

13. Burada "Henîen" kelimesi, içinde çok geniş bir mânâ taşımaktadır. Cennette insanlar, elde edecekleri herşeyi hiçbir eziyet ve zahmet olmadan elde edeceklerdir. Onların tükenmesi ya da azalması diye bir endişe olmayacak. O nimetler için insanın hiç masraf yapması gerekmeyecek. Onlar cennet ehlinin arzusuna ve gönlünün isteğine uygun olacak, ne zaman isterse hemen getirilecek. Orada bir misafir gibi bulunmayacak ki gönlünden geçeni istemekten utansın. Hepsi onun geçmiş amellerinin karşılığı ve önceki kazançlarının meyvesi olacak. Yemesi içmesinden dolayı hastalanma tehlikesi olmayacak. O nimetler açlığı gidermek ve hayatı devam ettirmek için değil, sadece zevk almak için olacak ve kişi ondan ne kadar zevk almak istiyorsa alacak, bundan dolayı da hiçbir hazımsızlık ve rahatsızlık duymayacak.
O gıdalar hiçbir şekilde pislik meydana getirici de olmayacak. Bundan dolayı "zevkle" dünyada yeme içmenin mânâsı cennette zevkle yeme içmenin mânâsından farklıdır. Ondan kat kat fazla, geniş, yüksek ve üstündür.
14. Fazla bilgi için bakınız: Saffat an: 26-29, Duhan an: 42.
15. Bu konu bundan önce Rad Suresi ayet 23 ve Mü'min Suresi ayet 8'de geçmişti. Ama burada o iki yerden daha da fazla büyük bir müjde verilmiştir.
Rad Suresi'ndeki ayette sadece: Cennet ehlinin babaları, dedeleri, evlatları, hanımları ve hanımlarından salih amel işlemiş olan kişiler de topluca onlarla cennete gireceklerdir, buyurulmuştu. Mü'min Suresi'nde de iman ehli hakkında melekler, Allah Teala'dan "Onların çocukları, eşleri ve babalarından salih amel işlemiş olanları da cennette onlarla buluştur" diye dua ettikleri anlatılmıştır.
Burada o iki ayetten daha fazla olarak şöyle buyurulmuştur. Eğer çocuklar, hangi iman derecesinde olursa olsun babalarının izinden gidiyor, onu takip ediyorsa, babalarının daha da güzel iman ve amelinden dolayı layık oldukları dereceye layık olmasalar bile, babaları ile buluşturulacaklardır. Bu buluşma arasıra birbirinin giderek başka biriyle buluşması gibi olmayacak. Onun için "Elhaknâhüm" kelimesi kullanılmıştır. Mânâsı: Onlar cennete onlarla birlikte bırakılacaklardır, demektir. Buna ilaveten, evlatla buluşturmak için babaların derecesi düşürülerek onlar aşağıya indirilmeyecek, aksine babalarla bir arada olmak için çocukların derecesi yükseltilerek onlar daha yükseğe ulaştırılacaklardır, açıklaması ile gönüller teskin edilmiştir. Burada şunu bilmek gerekir ki, bu ilahi buyruk ergenlik çağına ulaşıp da irade ve kendi isteği ile iman etmeye karar vermiş ve kendi arzusu ile imanlı ve sağlam büyüklerinin peşinden gidip, onlara uymuş olan büluğ çağına ermiş çocuklar hakkındadır. Mü'min bir kimsenin ergenlik çağına ulaşmadan önce ölen çocuklarına gelince, bunlar hakkında iman küfür, günah ve sevap gibi bir problem yoktur. O halde bunlar doğrudun doğruya cennete gidecekler ve babalarının gönülleri rahat etsin diye onlarla birlikte konulacaklardır.
16. Burada "Rehin" kelimesinin istiareli kullanılması geniş mânâ taşımasına sebep olmuştur. Bir kişi birinden bir miktar borç alır, borç veren de alacağının ödenmesi için teminat olarak borçlunun bir şeyini kendi yanında rehin tutarsa, o borcunu ödemediği müddetçe rehin geri verilmez. Belirtilen süre geçmesine rağmen rehin olan malını kurtarmazsa o rehin olunan şey alacaklının mülkiyetine geçmiş olur. Allah ile insan arasındaki muamelenin biçimi burada bu şekilde bir muameleye benzetilmiştir. Allah'ın insana dünyada bahşetttiği mal, mülk, güç, kuvvet, irade ve kabiliyetler, sanki Mevla'nın kullarına verdiği birer borçtur.
Bu borcun teminatı olarak da kulların nefsi Allah (c.c) katında rehindir. Kul bu malı, mülkü, bu güçleri ve iradeyi sağlam biçimde doğru yolda kullanarak iyilikler yapıp sevaplar kazanmak suretiyle borcunu öderse rehin olan şeyi yani nefsini kurtaracaktır. Yoksa o tutulup bırakılmayacaktır.
Önceki ayetin hemen arkasında bu mesele şu bakımdan buyurulmuştur ki; salih amel işlemiş mü'minlerin kendileri ne kadar yüksek dereceli kimseler olurlarsa olsunlar, çocuklarının rehinlerini geri alabilmeleri ancak kendi kazandıkları ile, kendi nefislerini kurtarmaları ile olabilecektir. Baba ve dedenin kazandığı sevaplar çocukları kurtarmayacaktır.
Evlat herhangi bir derecede olsa iman ve salih kimselere uyması sebebi ile kendini kurtarırsa elbette cennete onu aşağı mertebelerden yükseltmek, yüksek derecelerde baba ve dedeyi buluşturmak artık Allah'ın fazlı keremidir. Baba ve dedenin iyiliklerinin çocuklara yararı dokunabilir. Ama kendi kazançlarından dolayı, kendilerini cehenneme layık kılmışlarsa, baba ve dede hatırına, onların cennete konulması hiçbir surette mümkün değildir.
Bununla birlikte bu ayetten şu da anlaşılır: Aşağı derecede iyi çocukların yukarı derecedeki iyi babalarla buluşturulması, aslında o çocukların kazancının sonucu değil, babalarının kazancının sonucudur. Kendi amelleri ile bu nimete layık olanların gönlünü hoş etmek için çocukları onlarla buluşturulacaklardır.
Bu bakımdan Allah derecelerini düşürerek onları çocuklarının yanına göndermeyecek, aksine çocuklarından uzak kalış onların üzülmesine sebep olup onların üzerine Allah'ın nimetinin tamamlanmasında bir eksiklik kalmasın diye çocuklarının derecesi yükseltilerek onların yanına gönderilecektir.
17. Bu ayette cennet ehline mutlaka her çeşit et verileceği anlatılmış, Vakıa Suresi'nin 21. ayetinde de kuş etinden onlara ikram edilip yedirileceği buyurulmuştur. Bu etin cinsinin ne olduğunu iyice bilmemekteyiz. Ama Kur'an-ı Kerim'in açıklamalarında ve bazı hadislerde cennetin sütü hakkında, onun hayvanların memelerinden çıkan süt gibi olmadığı, cennet balı hakkında; arıların yaptığı gibi olmadığı, cennet şarabı hakkında da onun meyvelerin çürütülüp çıkartılan suyundan olmadığı, bilakis Allah'ın kudreti ile bütün bunların kaynaklardan çıkıp nehirlerden akacağı şeklinde belirtildiği gibi; cennet etinin de kesilmiş hayvan etinden olmayacağı, ama bunun da Allah'ın kudreti ile yaratılacağı şekli ile yukardıkilerle kıyas edilebilir. Yeryüzü maddelerinden doğrudan doğruya süt, bal ve şarap yaratabilen Allah'ın aynı maddelerden, hayvanların etinden daha da lezzetli et yaratması, kudretinin üstünde değildir. (Geniş bilgi için bakınız. Saffat an: 25, Muhammed an: 21-23)
Ziyaretçi:  Sitede şu anda 0 üye ve 20 misafir olmak üzere toplam 20 kişi bulunuyor.

İstatistikler:  Bugün Tekil:1  Çoğul:168  Toplam:93083728  Bugün Üye:0  Dün:0  Toplam:32256  Dün Tekil:1  Çoğul:20901

Kim Nerede:  Misafir1, Misafir2, Misafir3, Misafir4, Misafir5, Misafir6, Misafir7, Misafir8, Misafir9, Misafir10, Misafir11, Misafir12, Misafir13, Misafir14, Misafir15, Misafir16, Misafir17, Misafir18, Misafir19, Misafir20,
Reklamlar:

Faruki.net