Üye Adı:    Şifre:  (Hatırla)      Üye Ol              Giriş Sayfası Yap / Sık Kullanılanlara. Ekle

Tefhimu'l Kur'an

Fetih  1-4  5-8  9-10  11-13  14-15  16-19  20-24  25  26-28  29
26- Hani o küfretmekte olanlar, kendi kalpleri içinde, 'öfkeli soy-koruyuculuğunu, (hamiyet) , cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları zaman, (45) hemen Allah Rasulünün ve mü'minlerin üzerine '(kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu' indirdi(46) ve onları "takva sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu.'Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
27- Andolsun ki Allah Peygamberine o rüyayı doğru ve hak olarak gösterdi.(47) İnşallah(48) Kabe'ye emniyet ve güven içinde, korkmadan (mutlaka) gireceksiniz,(49) başlarınızı da traş etmiş ve kısaltmış olarak.(50) Allah sizin bilmediğiniz şeyleri bildiği için (Mekke'nin fethinden) önce daha yakın bir fetih (Hayber'in fethini) nasip etti.
28- Ki O, kendi peygamberlerini hidayetle ve hak olan din ile, diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak Allah yeter.(51)

AÇIKLAMA

45. Cahiliyet hamiyeti denmekle kastedilen, bir kişinin sırf kendi şöhreti ve gururu uğruna veya kendi menfaati peşine düşüp bilerek, kasten uygunsuz bir işi yapmasıdır.
Mekke kafirleri herkesin Hac ve Umre için Kabe'yi ziyaret etme hakkı olduğunu biliyorlardı ve buna inanıyorlardı. Hiç kimsenin, bu dini görevin yapılmasını engellemeye hakkı yoktur. Bu, Arablar arasında eskiden beri kayıtsız şartsız uyulan bir kanundur. Fakat kendilerinin baştan sona haksız olduklarını müslümanların da tamamen haklı olduklarını bildirmelerine rağmen, sırf gururları uğruna müslümanların Umre yapmalarını engellediler. Bizzat müşrikler arasında fıtraten doğruluğu sevenler de "İhram giyinip, kurbanlık adak develeri yanlarına alıp Umre yapmak üzere gelen bu insanları engellemek yersiz ve yanlış bir harekettir," diyorlardı. Fakat Kureyş'in liderleri sadece şu düşünceden dolayı zorluk çıkarıyorlar, müslümanları Mekke'ye sokmamak için çırpınıyorlar, "Eğer Muhammed bu büyük kalabalıkla Mekke'ye girerse bütün Arablar arasında şöhretimiz sönecek, gururumuz kırılacak" diyorlardı. İşte bu onların cahiliyet hamiyeti idi.
46. Burada sükunetten murad sabır ve vakardır. İşte bu sabır ve vakar sayesinde Hz. Peygamber (s.a.) ve müslümanlar, Kureyş kafirlerinin cahiliyet hamiyetlerine karşı koydular. Onlar, öfkelenip şuursuzca hareket etmediler. Ve onlara karşı cevap olarak hak ve hukuku çiğneyen, doğruluğa ters düşen veya hayır ve güzellikle sonuçlandırma yerine havayı daha fazla bozacak hiçbir harekette bulunmadılar.
47. Bu, müslümanları ruhen sürekli rahatsız eden bir sorunun cevabıdır: Müslümanlar, Peygamber'in (s.a) rüyasında Kabe'ye girdiğini ve Beytullah'ı tavaf ettiğini gördüğünü fakat buna karşılık şimdi Umre yapmadan geri döndüklerini söylüyorlar ve bu sorunun cevabını istiyorlardı. Buna cevap olarak Hz. Peygamber'in (s.a) : "Rüyada bu sene açıkça Umre yapılacağı belirtilmemişti" demesine rağmen, müslümanların kalblerinde hâlâ az da olsa bir burukluk vardı. Bu yüzden Allah (cc) bizzat şu açıklığı getirdi: "O rüyayı biz gösterdik ve o tamamen doğrudur. Şüphesiz o yerini bulacak ve gerçekleşecektir."
48. Burada Allah, bizzat kendi va'di (sözü) varken, "İnşaallah" ifadesini kullanmıştır. Bu ifade üzerine bir itirazcı şöyle bir soru sorabilir. Bu va'di (Umre yapılacağı va'dini) Allah kendi vermesine rağmen bunu Allah'ın arzusu şartına bağlamanın anlamı nedir? Bunun cevabı şudur: Burada, bu ifade, "Allah istemezse va'dini yerine getirmeyecektir" anlamında kullanılmamıştır. Aksine bu ifade, olayın arka-planı dikkate alınarak kullanılmıştı.
Mekkeli kafirlerin müslümanları Umre yapmaktan engelleme düşüncesiyle oynadıkları bütün oyunlar şunun içindi: "Biz kimin, ne zaman Umre yapmasına izin verirsek o, o zaman Umre yapabilecek." Bunun üzerine Allah bunun, onların arzu ve isteğine göre değil kendi arzu ve isteğine göre olacağını buyurdu. Yani bu sene Umre yapılmaması Mekkeli kafirlerin yapılmamasını istediklerinden değil, bilakis Allah (cc) istemediğinden dolayıdır. Ve gelecekte bu Umre biz istersek olacak, kafirler istesin veya istemesin farketmez. Bununla birlikte bu ifadenin altında, müslümanların yapacağı Umrenin de kendi güçleriyle değil tamamen Allah'ın irade ve arzusuna bağlı olacağı düşüncesi yatmaktadır. Yoksa Allah'ın iradesinden bağımsız olarak onların gücü kendi kendilerine Umre yapmalarına yetmez, denmek istenmektedir.
49. Bu söz, bir sonraki sene olan H. 7. yılın Zilkade ayında yerine getirilmiştir. Tarihte bu Umre, "Umre Ül-Kada" (Kaza Umresi) adıyla meşhurdur.
50. Bu ifade Umre ve Hac'da başı kazımanın gerekli olmadığına, ama saç traş etmenin caiz olduğuna delalet etmektedir. Elbette başı kazımak daha iyidir. Çünkü Allah önce baş kazımayı buyurmuş, saç traş etmeyi sonra zikretmiştir.
51. Burada böyle bir ilahi fermanın buyurulmasının nedeni şudur: Hudeybiye'de barış antlaşması şartları yazılırken Mekkeli müşrikler Peygamber'in isminin yanında "Allah'ın Elçisi" ibaresinin kullanılmasına itiraz etmişlerdir. Israrları üzerine Hz. Peygamber (s.a) bizzat kendisi antlaşma metninden bu ibareyi silmiştir. İşte bu olaya işaret ederek Allah (cc) buyuruyor ki: Bizim Peygamberimizin Peygamberliği konusunda hiç şüphe yoktur, bu bir gerçektir. İnsanların buna inanıp inanmaması bu gerçeği değiştirmez. Birtakım insanlar inanmıyorlarsa bırakın inanmasınlar. Bunun bir hakikat olduğuna bizim şahitliğimiz yeter. Onların inkarı ile bu gerçek değişmeyecektir. Bilakis onlara rağmen, Peygamber'in bizden alıp insanlara ulaştırdığı hidayet yolu, muhakkak diğer bütün dinlere üstün gelecektir. İşte bu inkarcılar onu engellemek için bütün güçlerini kullansalar da! (Her çeşit türden dinlerden kasıt din hüviyeti taşıyan bütün dünya nizam ve düzenleridir.) Bu konuda daha önce Zümer an: 3 ve Şuara an: 20'de geniş bilgi verdik. Burada Allah çok açık ifadelerle şunu zikrediyor: Muhammed'in Peygamber olarak gönderilişi, sadece bu dini insanlara anlatmak için değildi, ayrıca bu dini din hüviyeti taşıyan her çeşit dünya düzenlerine üstün getirmesi de gerekiyordu. Diğer bir deyişle, peygamber bu dini, batıl bir din hayata hükmetsin ve onun hakimiyeti altında, sıkıntı içinde, yaşamasına müsade ettiği ölçüde yaşasın diye değil, tam tersine bu hak din hayatın tek ve hakim dini olsun, diğer dinlerin devam edip yaşamaları da onun müsade sınırlarında olsun diye getirdi. (Daha geniş bilgi için bkz. Zümer an: 48)
Ziyaretçi:  Sitede şu anda 0 üye ve 19 misafir olmak üzere toplam 19 kişi bulunuyor.

İstatistikler:  Bugün Tekil:1  Çoğul:718  Toplam:93063378  Bugün Üye:0  Dün:0  Toplam:32256  Dün Tekil:1  Çoğul:17283

Kim Nerede:  Misafir1, Misafir2, Misafir3, Misafir4, Misafir5, Misafir6, Misafir7, Misafir8, Misafir9, Misafir10, Misafir11, Misafir12, Misafir13, Misafir14, Misafir15, Misafir16, Misafir17, Misafir18, Misafir19,
Reklamlar:

Faruki.net