Forum    Soru - Cevap  
     Yazan: semair   Son Yazan: y.emre (13.01.2008 11:18:34)     Cevap: 0    Okunma: 10178
      Konu Adı: ...KULLUK BİLİNCİ...

Yazan

Mesaj

 


semair
(normal)


Mesaj Sayısı: 33

   Mesaj Tarihi: 24.01.2007 14:55:14   
 
 

KULLUK NEDİR? Zorluğu cevabında değil, mesuliyetindedir. Sorulan sorulara verilecek cevap iin iş sze geldi mi, bilgi ve kabiliyet oranında cevap aranır, bir nebze de olsa bulunur. Ama iş, fiiliyata geldi mi, bulunan o cevaplar kişiye olduka pahası ağır fakat neticesi mkemmel mesuliyet yklemektedir. Bu yzden dikkatli adım atmak zorundayız.

Kısa ve z itibarıyla kulluk; Allah'ı şeksiz şphesiz bir tanımak, O'na asla ve kat'a şirk koşmamak ve Hz Peygamberin sav, O'nun peygamberi olduğunu tasdik etmek ve emri ilahide muhatap kaldığımız btn emir ve nehiylere yorumsuz, gnlden, severek iman ve itaat etmektir. Bu cevap mn itibarıyladır.

Elbette, mnsını bilmekle huzuru ilahiden kurtuluş olduğu sanılmamalıdır. 'Ey kullarım! İnandık demekle salıverileceğinizi mi sandınız' Ayet mealinde byle buyurulmaktadır. Huzuru ilahi de hesap vermeyi basit grmemek, sıradan bir iş gibi grmemek gerekir. Şu fani dnyada kullara karşı insanlar, nice işlerden dolayı mahcup olurken, hatta kimileri yle hale varıyor ki intihar bile edenler olurken, nasıl olur da ahirette Zt-ı Sbhan olan Allah'ın yce huzurunda hesap verme olayı basit ve sıradan olsun! Evet, bir ok kişi herşeyden hesap verileceğini bilir ama, kalbinde onun dehşetini yaşayamaz. Bilmek ayrı birşey, bildiğinin mesuliyetini taşımak ve ona gre sfiyne yaşamak apayrı birşeydir. Bu da bir başka iman meselesidir. İnanan herkeste iman vardır ve kişinin kalbinde zerre kadar Allah'a iman varsa Allahın rahmetiyle eninde sonunda cennete girecektir. Ancak, insanların ekserisinde kav (kuvvetli) iman zayıftır, yeterli değildir. Bu zayıf imanlarından dolayı, nasılsa eninde sonunda cennete gireceklerini bildiklerinden midir yoksa başka birşey mi, bununla avunurlar veya en azından yle zannederler. Hadisi şerifte edilen beyan zere: 'Kişinin kalbinde hardal tanesi kadar (zerrece) iman varsa, mutlaka cennete girer' bu mjde teyit edilir. Evet ama, o kişi cennete girinceye kadar zayıf imanın verdiği marazlar, cezalar veya değişik hsranlar var ise, Hak katında nasıl denecektir, hangi merhalelerden geilecektir, ne trl olaylarla karşılaşacaktır, bunlara orada (huzur-u ilahide, hesap verme esnasında, mahşer aleminde, sırat kprsnde, cehennemde v.s.) nasıl gğs gerecektir, orası şimdilik malumumuz değildir. Dnya hayatında insanlar daha mreffef hayat yaşamak iin trl olanaklar geliştirmeye gayret ederler, hudutsuz masraflar yaparlar, bir ok emek sarf ederler. Niye? Fani olan bu hayatta daha iyi yaşayabilmek iin. Meşru olduğu mddete buna bir itirazımız yoktur. Hal byleyken geici dnyanın bile iyi yaşanması iin insanlar nice emek sırf eder de, ebedi olan ahiret hayatı iin gereken nemi neden vermez? Dşnmek gerekir ki, acaba sadece kalp temizliği yeterli midir?

İnsanlar zayıf imanları neticesinde trl trl ve imanı sarsıcı cmleler kullanır, ibadetlerde, muamelatta zayıflık gsterir, fakat sze geldi mi nefs devreye girer ve 'Sen benim kalbime bak, temizdir kalbim, ibadet kul ile Allah arasıdadır' diyerek kimsenin kendisine karışmamasını isteyerek, sadece kalp temizliğini yeterli grmektedir. Nice kullar da vardır ki, bunu kalplerinde tam olarak yaşamaya alıştıkları iin pek yzleri glmez. Daima hznldrler veya yzleri tebessm ehli olsa da kalben titrek haldedirler. Dikkatli bakıldıklarında onların gzlerinden hzn szlmektedir. Sz ile tarif edilen kulluğu, iş yaşamaya geldi mi zorlaşır. Ancak, zor veya yaşanması imkansız olduğundan değildir. Burayı yanlış anlamayalım. Zor olan nefsin eğitilmemiş olması, kalpte imandan ziyade, dnya ve iindekilerinin hkm srmesinden dolayıdır. Bunu tartmak olduka basittir. Her ne kadar l değilse de, bir fikir verme aısından dşnmek gerekir ki, madden olduka değerli birşeye sahip olup ta onun alınması veya kaybolması durumunda nasıl da zyor insanı! Onun kayboluşuyla insan farklı hznlere giriyor, hatta kişilere gre değişir ki hasta olanlar bile olur. Bu, o eşyaya duyduğu sevgidendir. Peki kalpteki Allah cc ve peygamber sevgisi, Kur'an ve hkmne gre yaşama sevgisi, iman sevgisi eksik olduğu halde neden eşyanın kaybı kadar hznlenmeyiz, hasta olmayız?

Bıraktık (!) cenneti-cehennemi, azabı-mkafatı, tehdidi-mjdeyi; sevgi odur ki, emredilen bir defa da olsa muhabbetten dolayı yapmak gerekmez mi? Kulluğun ls nedir? Emre itaat değil midir? Allah cc kuluna emrettiği şeylerin hesabını sorarken, şyle bir sual sorsa acaba ne durumda oluruz: 'Ey..... kulum. Şu an cennet ve cehennem bir yana, bana sevgin yok muydu, muhabbetin mi azdı da emrime uymadın? Oysa ben seni ok sevdiğim iin seni yoktan var ederek yarattım, nice nimetlerle donatarak dnyayı emrine sundum, senin iin sonsuz nimetler hazırladım. Hadi, bunlar iin değil de, neden BENİM iin, sevgim iin emrime uymadın? Yoksa sevmiyor muydun beni? '

! ! ! !

O an verilecek ilk cevap 'Evet Ya Rabbi! seviyordum (!) ' demiş olsak, diğer sual peşinden gelmez mi? 'İyi de kulum! Ne o zaman? Bana karşı seni ne aldattı? ' Allah cc kuluna soru sorması -haşa- birşeyi bilmediğinden değil, verdği sayısız nimetlerini kuluna hatırlatması iindir. Bu anlatılan blmler Kur'an da ayet olarak gemektedir. Yani kulun yarın mahşerde hangi hallere gireceği kısmen Kur'an da belirtilmiştir. Sanki bir nevi tyo veriyormuş da hazırlanması kolay olsun diye. Hayal ediyorum da, bayağı bunaltıcı bir işmiş byle hal ile karşılaşmak. Rabbim muhafaza eylesin cmlemizi. Ha, birde yle kullar var ki (mukarrabun makamında olanlar) onlara hesap sorma olayı yok. Herkes kendi derdine dşmş iken onlar (vel tahzen=onlar hznlenmeyecektir) gayet rahat ve mesrur halde olacaklardır. Anlayacağınız iki kısım insan olacak ahirette. Biri sevinli, diğer hznl. Sevinli olan neden sevinir, hznl olan neden hznlenir, detaylıca dşnmek ve tefekkr etmek gerekir bunu? Sevinenin, artık sevinmek hakkı değil midir? nk sevinen de hznlenen de aynı dnyadan geldiler, aynı Allah'ı, peygamberi, Kur'an'ı ve İslam'ı işittiler. İşittiler, ama biri duydu ve itaat etti, diğeri de duydu ama duymazlıktan gelerek dnyayı tercih etti. Sanki bu dnyanın sonu gelmeyecekmiş gibi hareke tetti.

İşte, asıl iş, bundan sonra başlamaktadır. Bunun genel adı Tevhid inancıdır. Tevhid inancı (iman esasları) kalpten Allah'tan gayrı şeyleri ıkarmak, herşeyin (iyi kt, hayırlı şerli v.s.) takdir edici olanı Allah'ı bilmektir. Burası ayrı bir teferruattır. Kişilerin derecesine gre vasıflanır. Burayı yanlış anlamayınız. Yani kişilerin derecesi derken, sanki bir ka eşit iman varmış gibi dşnmeyiniz. Her insanın kalp yapısı değişik olduğundan imanda da kuvvet farklıdır. Bir peygamber ile veli bir olamayacağı gibi, namaz ehli bir insan ile kılmayan insan bir değildir. Ya da her ikisi namaz ehli de olsa muhabbette, şuurda fark olabilir. Biri diğerinden stndr. Ancak neticede, aynı vakit namazdır, aynı yerde kılınmıştır. Fark ise imandan ve kalpteki haşyetten kaynaklamaktadır.

İmanda derece yle hale gelmelidir ki, yarar verdiğini sandığımız şeylerin aslında yararını Allah cc sağlamaktadır. Mesela, ila tedavi iin kullanılıyorsa da, asıl şifa verici Allah'tır. Ya da tam tersi, birşeyden zarar gryorsak, zarar ondan değil asıl emri veren Allah'ın takdir etmesindendir. Veya faydalı şeyden zarar grebiliriz, zararlı şeyden fayda grebiliriz. Neticede herşeyin ls ve yapacağı işi Allah cc belirler. Bir ateş, insanı yakarken ve canını acıtırken, Hz İbrahim'i as yakmadı. Keskin bir bıak bir koyunu bir almada keserken, aynı keskinlikteki bıak Hz İsmail as'ın boynuna işlemedi. Hkm ve irade Allah'ındır. Gzle grmyoruz diye inkar etmek neyi değiştir? Byle bir dşncede olanlar sadece kendini kandırmaktan te bir iş yapamazlar. Allah cc, ateşe 'Ey ateş! İbrahim iin serin ve selamet ol' (Ayet meali) diye emrettikten sonra, ateşte emre itaatsizlik dşnlebilir mi? Allah cc diledikten o devasa boyuttaki ateş ktlesi gl bahesine dnşemez mi? Elbette dnşr. Allah cc iin ne bir zorluk vardır, ne birşeyin olması iin malzemeye ne de onu dşnmeye ihtiyacı vardır. O, birşeyin olmasını diledi mi, ona 'OL' deyip yoktan var edendir.

***

Hz Cebrail as, birgn peygamber efendimize sav gelerek sordu:
-Ya Raslallah sav, İHSAN Nedir?
Efendimiz cevaben buyurdular ki:
-İhsan; Allah'ı gryormuşcasına yaşamaktır. Her ne kadar sen O'nu gremesen de O seni her saniyesiyle, anıyla grmektedir. İhsan ise bu bilinle yaşamaktır.
***
Bu bilince kulluk şuuru denir. Kalben, Allah'ın kendisini grdğne vkıf olan insan, artık hayatını ona gre tanzim eder. nk neticesinde yaptığı her işin hesabı olacağını bilerek dikkatli davranır. Attığı her adımda bir tefekkr vardır. Yaptığı her işinin getirisini ve gtrsn iyi hesaplar. İmanda sınır yoktur. Allah’ın takdir ettiği kadar kulu yaşar. Kulluğun gerek zirvesini Hz Peygamber sav efendimiz yaşamıştır. Onun ahirete irtihali ile bu kemal derecesi bitmiştir. Geride kalan kullar ise, gayret ve muhabbeti lsnde Allah'ın takdir ettiği kadar imanda ilerlerler. Bunların nderleri diğer peygamberler ve velilerdir, salih kullardır. Artık peygamber olmadığınıa gre, gerek veliler onların varisleridir. Bu demektir ki, kendimizde gayret olması gerektiği gibi, bu hususta Allah'a sığınıp O'ndan yardım talep etmek ve salih insanlarla beraber bir mr boyunca bulunmak gerekir demektir. Allah cc, imanı yaşama hususunda gayret edip, kendinden yardım talep eden kuluna, yardım edeceği mjdesini bir ok ayette, kudsi hadiste ve hadiste bildirmiştir.

Genel manada bakıldığında, kullar Allah'ın emirleri itaat ederken korku ile amel ederler. Yani yapmazsam cehenneme girerim diye. Belki bir yerde, bu da hi olmazsa olması gerekendir. Oysa aslolan sevgi ve muhabbettir. Allah'ın emirlerine severek ve muhabbetle ibadet ve itaat eden ne cehennem ile ne de cennet ile meşgul olur. Zaten Allah cc, emirini dinleyerek itaat kuluna gereken ihsan edecektir inşallah, değil mi? O kulun hakkını zerrece zy etmez.

Evet, ibadetlerde kemmiyet (grnnş, dış hali) tam, keyfiyet (z, i hali) hedef, dularda szler vesile, ruh ve samimiyet esas, davranışlarda snnet rehber, şuur elzem ve btn bunların hepsinde Allah gaye olmalıdır. Namaz, yatıp kalkmak değildir.. Zekt, nereye gittiği bilinmeyen bir matrahın def-i bel (vereyimde kurtulayım) kabilinden ıkarılıp bir yere atılması olamaz.. Oru, a-susuz durmaktan ibaretse perhizden farkı ne? Hac, yrngesinde icr edilmezse bir şehirden bir şehire seyahattan ve birilerine dviz kazandırmadan farkı kalır mı? İbadetlerde kemmiyet eksenli kalmak ocukların eğlencesi olsa gerek.. dulardaki ruhsuz bağırıp-ağırmalar, gırtlak harcı arayanların işi olmalı.. znden habersiz hac ve umre, 'hacı' adı ve hac menkıbeleriyle mtesell olma yolunda katlanılmış bir meşakkat değilse, mnlandırma da biraz zorlanacağız...

İbdet, Cenb-ı Hakk'ın emirlerini yerine getirip yaşama ve kulluk sorumluluklarını temsil etme manlarına gelmesine mukabil, ubdiyet, kul olma ve klelik şuuru iinde bulunma şeklinde yorumlanmıştır. Zaten, ibdette bulunana 'bid', ubdiyette bulunana 'abd' denmesi de aıka bu farkı gstermektedir.

Ayrıca, ibdet ve ubdiyet arasında şyle ince bir fark daha sz konusudur: Meşakkat ve klfetle ed edilen, havf ve rec derinlikleri olan, niyet ve ihls yrngeli btn mal ve beden mkellefiyetler birer ibdet; fsında bu trl buudların sz konusu olmadığı iş ve vazifeler de birer ubdiyettir. Zannediyorum İbn-i Fard (rahmetullahi aleyh) da: 'Seyr-i slkte (tarikat yolunda) aştığım mertebelerde her ubdiyeti, ibdet-i hlisemle (halis ibadetlerle) gerekleştirdim' szleriyle bu farka işaret etmektedir.

En geniş mana ifadesiyle kulluk da diyebileceğimiz ubudiyet, varlık ve eşya ile hem-henk olmanın, dnya ve iindekilerle uyum iinde bulunmanın, kinatın sırlı koridorlarında yrrken şuraya-buraya takılmadan yol almanın, szn z; kayıtsız şartsız ALLAH ve RASL ekseninde kurmuş bulunan insanoğlunun, i hengiyle varlık arasındaki dengesini korumanın semav unvanıdır. Esasen bu henk ve bu denge sağlanmadan, insanın insan değerlere saygı iinde ve onları koruyarak yoluna devam etmesi de mmkn değildir.

Şuna bir kere kesin kni olmalıyız ki, -milletimizde anlaşılmaz bir davranış var. Ne anlatmak are oldu artık ne de başka bir şey- Kulluğunun farkındalar, ancak sorsak: 'Elbet hepimiz Allah'ın kuluyuz' derler, Ama peşinden şunu sormazlar mı: 'PEKİ, BU NASIL KULLUK? ! ! ! ' Her sz mesuliyet getirir, kabilinden bakacak olursak, bunu dşnmek gerekmez mi? Kul demek emir alan ve hesap veren demektir. Emir veren ve hesap soran Allah'tır. yle bir şeye itimat etmeliyiz ki, hesap verme gnnde bize yardımcı olsun, darda ve zorda bırakmasın, bizlere ebedi saadeti kazanmaya, Allah'ın rızasını kazanmaya sebep teşkil etsin. Gnah batağına dalmış, Allah'ın emirlerinden bihaber yaşayan insanlara, 'Neden bunu byle yapıyorsun? ' diye sorduğumuzda, o an bir takım farklı farklı cevaplar verebiyorlar. Kimi aık aık dindarlığa karşı olduğunu belirtiyor, kimi aşırılık yapmamak gerekir diyor, kimisi zamane byle diyor, kimisi ailesinin kendisini yeterince eğitmediğini sylyor, kimi duymadığını (!) sylyor, kimi evresini rnek gsteriyor, kimi kendine yakıştıramadığını sylyor, kimi utanıyor v.s.. Kimileri de kızıyor, hatalı olmadığını kabul ederek (!) Anlayacağınız bir sr nedenler. Esasen kul, 'NEDEN İYİ KUL' olamıyorum sorusuna, vereceği cevabı şimdiden bir dşnmeli, değil ki Allah'ı ikna edeyim, acaba, vereceğim buna benzer cevaplara kendim bile inanıyor muyum? Byle işler karşısında tefekkr etmek gerekir ki, kul Allah’ın huzurunda benzer sualler ile sorguya ekildiğinde, byle benzer cevaplar mı verecek Allah'a? Byle cevaplarla Allah nasıl ikna edilir? Geerli bir cevap mıdır? Uzatmadan, nerdeyse hepimizin muzdarip olduğu bir gnahımızı hatırlayalım: 5 vakit namaz eksikliği. Bu konuyu farklı yerlerde sohbet esanında atğımızda, o an kimilerinin 'ağzının tadını katığını, gnahı hatırlatmanın ne faydası olacağını' aık aık syleyenler oldu bize karşı.

Değerli dostlar! Bizler -haşa- ne gnah yazıcı melekleriz ne de hesap alma makamındayız. Ama hepimiz kul olarak, birbirlerimize dua etmek, nasihat etmek, ikaz etmek zorundayız. Sizden ok, fakir nasihate ok muhtatır. zrsz kılınmayan bir vaktin değil ki cezası ve azabı, sorgu esnasında bile insanı tarifsiz bir şekilde bunaltacağı bir ok hadislerde belirtilmiştir. Buna mukabil, Allah cc son derece esirgeyicidir, bağışlayandır, rahmet sahibidir. O'nun, ŞİRK dışında affedemeyeceği hi bir gnah yoktur. Evet, yle de; o kul yle kuldur ki, gnahını fark etmiş, onun iin srekli tevbe etmiş, telafisi iin azami gayret sarfetmiş ve bir daha elinden geldiği kadar o gnaha dnmeye azmetmiş varsa kazaya kalmış ibadetlerini demeye girmiş ise. Yoksa, 'Canım, Allah nasıl olsa Ğafrdur, Rahimdir, ok bağışlayandır' deyipte, beklentiye girip torpil bekliyorsa, biz yine de bu beklentisine 'inşallah yle olsun' diyelim. Ne diyelim başka? ! ! ! ... Ahiretteki kavramları anlatmak dnya lisanları yetmez kıymetli dostlar. Sadece glgesi bahsedilmiş olur belki ancak. Herşey ayan beyan orada tam manasıyla anlaşılacaktır. Rabbim cmlemizi, o dehşetli gnde, ayette belirtilen 'korkularından emin olmuş (kurtulmuş) ' kullarından eylesin inşallah. Bir an dahi olsa sıkıntısından, mahup ve mahzun olmaktan muhafaz eylesin.

Bir konuyu izah etmek iin, sohbet yaparak uzatmak elimizdedir. Elhamdlillah, konular iin yeterli kaynaklar vardır. Ancak firasetli kul iin z anlatım yeterlidir. Rahatlığı arzu ediyor, Allah'ın rızasını mit ediyorsak, ya bu diyarda iyi kul olmak iin gayret ve ihlas ile peşinden koşacağız ya da yine koşacağız. Koşamam ben denilebilir mi? Daha başka şık dşnlebilir mi? Veya 'Tamam kabul, ama şu şu olsun, bu olmasın, yapamam bunları edemem, beceremem v.s.' gibi ayrımcılığa gidilebilir mi?

Unutmayalım ki, Allah cc yle Allah'tır ki, zahiren bakıldığında nimeti esirgemesi gerekirken bile, kffardan esirgemiyor, yine de trl trl nimetlerle donatıyorsa, Mslman olarak bizler O'nun yolundan emrince elimizden geldiği kadar yaşamaya gayret edersek, azm- sebat gsterirsek, en byk yardımcımız yine Allah cc olacaktır. Bu hususta asla zerrece yeis ve tereddde dşmeyelim. Salih kişileri araştıralım, soralım, başta Kur'an-ı Kerim ve hadis kitapları olmak zere değerli kaynakları karıştıralım, greceğiz ki, Allah cc ne kadar mağfiret sahibiymiş, nasılda ihsan ediciymiş! İnsanlar, karmaşaların, huzursuzlukların, musibetlerin nedenlerini ve kaynağını, maddiyatta, kişilerde vesair sebeplerde arıyor amma, bir kere olsun dşmesi gerekmez mi, ALLAH'I DARILTMAK VE GCENDİRMEK BEKETSİZLİĞE, NEŞESİZLİĞE, MUSİBETLERE, AFETLERE sebep olamaz mı? Bunun terisi de olabilir. Onun emri ilahilerine uymuş, snneti seniyyesiyle yoğrulmuş bir toplum geri planda kalabilir mi, paavra gibi atılmış, umursanmaz bir mmet olabilir mi?

Başkaları arasında sz dinlenir, itibarı olur kişi olmak istiyorsak ilme ve dine kendinizi veriniz. Ve bu hususta gsterişten son derece ekininiz, dnyevi makamlara gelmek iin değil, her şeyde olduğu gibi bunda da Allah cc rızasını gzetiniz. Aksi halde (Allah cc muhafaza buyursun) gayretler boşa ıkacaktır. Bu işler maddiyatla olmaz. Olsa da gelip geici olur. Bakalım tarihte unutulmayanlara, ezici oğunluğu olanlar salih kullardır. Diğerleri de yani ktlerde unutulmamışsa da, ibret-i lem iindir. Byk bir veli anılınca mı kalpler ferah ve huzur buluyor yoksa zalim ve gaddar olan bir kişi mi? İş g yoğunluğu, sıkıntılar, vakitsizlik, dertler v.s. gibi trl trl mazeretlere sığınarak ahireti ve yollarını ğrenme hususunda gevşek davranmak, netice de kime zarar verecektir? NE ZAMAN BIRAKACAĞIZ DERTLERİ DERT EDİNMEYİ? Allah'ın bizlere imtihan ve sabır vesilesiyle vermiş musibetler, dertler, hastalıklar, maddi imkansızlıklar v.s. bizlere ceza olsun diye değildir herhalde değil mi? Hal byle de olsa nerede kaldı sabır ve tevekkl hali? Bir hadisi şerifte şyle beyan edilmiştir: 'Kulun yle bir takım gnahları vardır ki, hi bir istiğfar (tvbe etmek) o gnahı silemez. Ancak ekilen bela ve musibetler (sabredildiği, her halde yine de şkredildiği halde) bu gnahlara devadır.' Başımıza bir anlık bela ya da başka bir olumsuz şeyler geldi mi, ferevanı hemen kopartıyoruz. Her hale şkr ve sabır denilen mevhumlar unutulmuş. Sanılır ki bu haller peygamberlerin, velilerin işi. Eğer yle olsaydı Allah cc sadece onları yaratırdı, sadece onları cennetine koyardı.

Eğer insan, yeryznde Allah'ın halifesi ise o, herşeyde Allah iin işleyecek, Allah iin başlayacak, Allah iin ksecek, Allah iin sevecek, O'nun izni dairesinde varlığa mdahale edecek ve ele aldığı her işi O'na niybet mlhazasıyla yerine getirecektir. Dolayısıyla da, ne başarılarıyla gururlanacak, ne yenilgileriyle mitsizliğe dşecek, ne kabiliyetleriyle vnecek ne de zerindeki Hak mevhibelerini inkr edecek; her şeyi O'ndan bilecek ve grdğ işleri birer istihdam sayarak, her yeni başarısıyla gven yenilemesi mnsında yeniden bir kere daha Rabb'ine ynelerek itimat ve vefasını haykıracak ve gnde birka defa kife ifadesiyle kendi kendine: 'Allah'a dayan, sa'ye sarıl, tevfike rm ol... / Yol varsa budur, bilmiyorum başka ıkar yol.' szleriyle nefes alıp verecektir. Srekli gerilimde, her zaman azimli, daima şevk iinde, hep vazife şuuruyla oturup kalkacak ve her zaman hareketlerini, hamlelerini kulluk gyesine bağladığı iin de ne zafer ve başarılarıyla kstahlaşacak, ne de hezimetleriyle inkisarlar yaşayacaktır. Dz yolda yrrken veya yokuş aşağı inerken nasıl bir heyecan ve rahatlık iinde ise, en sarp yokuşlara tırmanırken de aynı azim ve aynı kararlılığı gsterecektir.

Azameti sonsuz, mağfireti engin, rahmeti geniş olan Yce Allah cc, bu husuta ve diğer emri hususlarında bizlere ihlas, gayret ve azim ihsan eylesin. Her trl riyadan, cbdan muhafaza buyursun. Hem kendimizin kamil mn da yaşamasını hem de başkalarına hayırlara ve iyiliklere vesile olmamızı nail eylesin.

 

Cevap(1)
y.emre
(yeni)


Mesaj Sayısı: 0

   Mesaj Tarihi: 13.01.2008 11:18:34  
 
  (Bu Mesaj Onay Bekliyor...)
 

Google
 
Ziyareti:  Sitede şu anda 0 ye ve 159 misafir olmak zere toplam 159 kişi bulunuyor.

İstatistikler:  Bugn Tekil:1  oğul:4510803  Toplam:98842017  Bugn ye:44  Dn:0  Toplam:32306  Dn Tekil:1  oğul:22812

Kim Nerede:  Misafir1, Misafir2, Misafir3, Misafir4, Misafir5, Misafir6, Misafir7, Misafir8, Misafir9, Misafir10, Misafir11, Misafir12, Misafir13, Misafir14, Misafir15, Misafir16, Misafir17, Misafir18, Misafir19, Misafir20, Misafir21, Misafir22, Misafir23, Misafir24, Misafir25, Misafir26, Misafir27, Misafir28, Misafir29, Misafir30, Misafir31, Misafir32, Misafir33, Misafir34, Misafir35, Misafir36, Misafir37, Misafir38, Misafir39, Misafir40, Misafir41, Misafir42, Misafir43, Misafir44, Misafir45, Misafir46, Misafir47, Misafir48, Misafir49, Misafir50, Misafir51, Misafir52, Misafir53, Misafir54, Misafir55, Misafir56, Misafir57, Misafir58, Misafir59, Misafir60, Misafir61, Misafir62, Misafir63, Misafir64, Misafir65, Misafir66, Misafir67, Misafir68, Misafir69, Misafir70, Misafir71, Misafir72, Misafir73, Misafir74, Misafir75, Misafir76, Misafir77, Misafir78, Misafir79, Misafir80, Misafir81, Misafir82, Misafir83, Misafir84, Misafir85, Misafir86, Misafir87, Misafir88, Misafir89, Misafir90, Misafir91, Misafir92, Misafir93, Misafir94, Misafir95, Misafir96, Misafir97, Misafir98, Misafir99, Misafir100, Misafir101, Misafir102, Misafir103, Misafir104, Misafir105, Misafir106, Misafir107, Misafir108, Misafir109, Misafir110, Misafir111, Misafir112, Misafir113, Misafir114, Misafir115, Misafir116, Misafir117, Misafir118, Misafir119, Misafir120, Misafir121, Misafir122, Misafir123, Misafir124, Misafir125, Misafir126, Misafir127, Misafir128, Misafir129, Misafir130, Misafir131, Misafir132, Misafir133, Misafir134, Misafir135, Misafir136, Misafir137, Misafir138, Misafir139, Misafir140, Misafir141, Misafir142, Misafir143, Misafir144, Misafir145, Misafir146, Misafir147, Misafir148, Misafir149, Misafir150, Misafir151, Misafir152, Misafir153, Misafir154, Misafir155, Misafir156, Misafir157, Misafir158, Misafir159,