Üye Adı:    Şifre:  (Hatırla)      Üye Ol              Giriş Sayfası Yap / Sık Kullanılanlara. Ekle

Tefhimu'l Kur'an

Teğabun  1-3  4-7  8-9  10-11  12-14  15-18
4- Göklerde ve yerde olanların tümünü bilir; sizin saklı tutmakta olduklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilir.(8) Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.(9)
5- Bundan önce küfre sapmış bulunanların haberi size gelmedi mi? İşte onlar, işlerinin vebalini taddılar.(10) Onlar için acı bir azab vardır.
6- Bu, kendilerine apaçık belgelerle(11) peygamberler geldiği halde onların "bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak?"(12) demeleri ve bu yüzden küfre saparak yüz çevirmeleri nedeniyledir. Allah da (onlara karşı) müstağni olduğunu (hiç bir şeye ihtiyacı olmadığını) gösterdi. Allah Ğaniy'dir, Hamid'dir.(13)
7- Küfre sapmış bulunanlar, kendilerinin kesin olarak diriltmeyeceklerini öne sürdüler.(14) De ki: "Hayır, Rabbim adına andolsun, siz, muhakkak diriltileceksiniz,(15) sonra mutlaka yaptıklarınız size haber verilecektir.(16) Bu da Allah'a göre oldukça kolaydır.(17)

AÇIKLAMA

8. Diğer anlamı, "Gizlice veya açıktan her ne yaparsanız onu bilir" şeklinde de olabilir.
9. Yani, O sadece insanın başkalarının da görebileceği fiillerine değil, başkalarının göremeyeceği fiillerine de vakıftır.
Ayrıca Allah insanın yaptıklarının sadece zahirini değil, gizli niyet ve gerçek maksatlarını da bilir. Bu öyle bir gerçektir ki insan biraz düşünürse, asıl adaletin kıyamet gününde Allah'ın huzurunda tecelli edebileceğini kabul etmeye mecbur kalır. Akıl, insanın yaptığı her suçun cezasının verilmesini gerektirir. Oysa insanın işlediği pek çok suçun gizli kaldığı veya şahit olmadığı için ceza verilmediği ya da açıkça suç işlemesine rağmen gücünden dolayı kendisinin cezalandırılmadığı gibi hususlar, işlenen bir suçun zahirine bakılarak karar vermekle kalınmaması, suçlunun sözkonusu suçu işlerken niyetin ne olduğu, nasıl bir ortamda o suçu işlediği, niyetinin gerçekten suç işlemek mi olduğu, bilerek mi yaptığı vs. gibi hususların da araştırılarak bilinmesi gerekmektedir. Zaten sırf bu gereklilik nedeniyle dünyadaki yargı organları bile, karar vermeden önce bu şartları araştırırlar. Ancak bu dünyada bir olayı tüm yönleriyle öğrenebilmek ne derece mümkün olabilir? Bu bakımdan, sözkonusu ayet ile göklerin ve yerin hak ile yaratılmasını beyan eden ayet arasında kuvvetli bir bağ mevcuttur. Çünkü adaletin yerini bulması için, yapılan fiilin her yönüyle ortaya çıkması gerekir ki böylece o fiili işleyenin niyeti, iradesi içinde bulunduğu ortam vs. bilinebilsin. Kainatın yaratıcısından başka hiç kimsenin böyle bir bilgiye sahip olamayacağı aşikardır. Binaenaleyh hüküm verebilir. Allah'ı ve ahireti inkar eden kimseye gelince, aslında o böyle düşünmekle kainatın haksızlık ve adaletsizlik üzerine kurulduğunu idda etmiş olmaktadır. Böylesine akılsızca öne sürülen bir faraziyeyi de sadece hayasız olan kimseler kabul edebilir. Ne tuhaftır ki, bu tür kimseler kendilerini ilerici ve akıllı, Kur'an'ın kainat telakkisine inananları da utanmadan gerici ve karanlık kafalı zannederler.
10. Yani onların dünyada çektikleri ceza, suçlarının tam karşılığı değildir. Asıl ceza onlara ahirette verilecektir. Ancak onların çarptırıldıkları cezadan, başka insanlar; Allah'a isyan eden toplumların sonlarının nasıl olduğunu görmeleri bakımından bir ders alabilirler. (İzah için bkz. A'raf an: 5-6, Hud an:105)
11. "Beyyinat" kelimesinin anlam sahası çok geniştir. Lugatta açıklık ve sarahat anlamında kullanılır. a) Peygamberlerin "Beyyinat" ile gönderilmeleri, onların Allah tarafından açık işaretler ile gönderildiklerine ve bu açık işaretlerin kendilerinin Allah tarafından görevli kılındıklarına şehadet ettiği anlamına gelir. b) Peygamberlerin söyledikleri tamamıyla makuldür ve delillere dayanmaktadır. c) Peygamberlerin getirdiği öğreti, üstü kapalı, anlaşılmaz değildir. Bilakis Hak ve Batıl'ın, Haram ve Helâlin Dalâletin ve Hidayetin ne olduğunu açıkça beyan ederler.
12. Bu onların helâk olmalarının ilk ve temel nedeniydi. İnsanoğlunun, bu dünyada Allah'ın yol göstermesi olmaksızın doğru yolu bulması mümkün değildir. Allah insanların doğru yolu bulabilmeleri amacıyla içlerinden birisi vasıtasıyla talimatlar göndermiş ve peygamberlerine "beyyinat" vererek, insanların, onların hak üzere olduklarını anlamalarını istemiştir.
Ancak onlar, bir beşerin peygamber olabileceğini dahi kabul etmekten kaçınmışlardır. Böylece onların, hidayeti bulmalarına yardımcı olabilecek bir vasıtaları kalmamıştır. (İzah için bkz. Yasin an: 11) İnsanın bu konudaki sapkınlığın ve bilgisizliği çok şaşırtıcıdır. Öyle ki bir peygambere inanmaktan kaçınırken, başka insanların önderliğini, ağaç ve taşların ilahlığını kabullenmede tereddüt dahi etmez. Hatta bir beşerin Allah'ın oğlu olduğuna bile inanır. İnsanoğlu böyledir. Dalâlette olan önderlerini taklid ederek acaip hallere düşerken, Allah tarafından hak üzere gelen, çıkarlarını gözetmeksizin, karşılıksız kendisine hakkı tebliğ eden bir peygamber için, "Bir beşer mi bizi doğru yola iletecek" diyebilmektedir. Bu, şu demektir: Şayet bir beşer kendilerini dalâlete götürürse kabul edilmelidir, ama hak yola götürmeye çalışırsa reddedilmelidir!
13. Yani, onlar Allah'ın hidayetinden yüz çevirirlerse, hangi dalâlete düşerlerse düşsünler, Allah da onlarla ilgilenmez. Allah'ın onlardan bir menfaati yoktur. Eğer onlar Allah'a inanmazlar ise, O'nun hükümranlığı yıkılmaz. Allah'ın onların ibadetine ihtiyacı olmadığı gibi, hamdü senalarına da ihtiyacı yoktur. Allah onlara kendi menfaatleri için doğru yolu göstermektedir. Şayet onlar Allah'tan yüz çevirirlerse, Allah da onları kendi haline bırakır, onları muhafaza etmez ve dalâlete düşmekten onları korumaz. Çünkü onlar Allah'ın hidayet ve velayetine talip değillerdir.
14. Bu (ahireti inkâr) , onların helak olmalarının ve dalâlete düşmelerinin ikinci temel nedeniydi. Oysa ahireti inkâr edenlerin ellerinde kesin hiçbir delil yoktur. Nitekim günümüzde de böyledir. Ve hiçbir zaman da ölümden sonra başka bir hayatın olmayacağına delil bulunamayacaktır. Fakat buna rağmen bu akılsızlar çok iddialı bir şekilde ahiretin olmadığını söylerler. Ancak bu iddialarının akli ve bilimsel bir dayanağı yoktur.
15. Bununla üçüncü kez Allah, peygamberine, "De ki: Hayır, Rabbim hakkı için muhakkak diriltileceksiniz" diye buyurmuştur. İlki, Yunus: 53'te, "Sahiden bu gerçek midir? diye senden haber soruyorlar, de ki: Evet, Rabbim hakkı için o gerçektir. Siz onu önleyemezsiniz." İkincisi, Sebe: 3'te, "İnkar edenler, Kıyamet saati bize gelmez" dediler. De ki: Hayır gaybı bilen Rabbim hakkı için o mutlaka size gelecektir" buyurulmuştur.
Burada, "Ahireti inkâr edenler için Allah adına yemin edilip edilmemesi ne anlam taşıyabilir?" şeklinde bir soru akla gelebilir. Buna şöyle cevap verilebilir. Hz. Peygamber'in (s.a) muhatapları kendi tecrübe ve bilgileri dolayısıyla çok iyi biliyorlardı ki O, hayatı boyunca yalan söylememiştir. Yine onlar Hz. Peygamber'e (s.a) ne kadar iftira atsalar da, günlük hayatında dahi hiçbir surette yalan söylememiş böyle bir insanın, yakîn hasıl etmeden Allah adını anarak asla yalan söylemeyeceğini hiç değilse vicdanlarında biliyorlardı.
Ayrıca O sadece ahiret akidesini tebliğ etmekle kalmıyor, aynı zamanda bu inancı destekleyen makul deliller de öne sürüyordu. İşte bu noktada bir peygamber ile bir filozof arasındaki fark ortaya çıkar: Filozof ahiret ile ilgili çok sağlam deliller öne sürebilir, ama onun yaptığı ahiretin vukubulacağını daha makul delillerle ispat etmekten öte bir şey değildir. Oysa bir peygamber, bir filozoftan daha üstündür. Çünkü bir peygamber akli delillerle ahireti ispatlamak konumunda değildir.
Bilakis O, bu konuda ilim sahibidir ve elde ettiği yakîn ile "Ahiret mutlaka vuku bulacaktır" diyebilme konumundadır. Fakat bir filozof yemin edemez; zira onun ahiret hakkındaki imanı (bilgisi) yine bir peygamberin verdiği haberle meydana gelmiştir. Ayrıca bir filozofun sözleri, değil başkalarını, kendisini bile ikna edecek derecede ve imanına temel olacak kuvvette değildir. En akıllı filozof dahi, "böyle olmalıdır" demekten ötesini söyleyemez ve ancak bir peygamber "mutlaka vuku bulacaktır" diyebilir.
16. İnsanoğlunun yeniden diriltilmesinin amacı, yaptıklarından hesaba çekileceği içindir. Bu surenin ilk dört ayeti gözönünde tutulduğunda, hak ve adalet üzere yaratılan kainatta, insanın küfür ve iman seçiminde serbest bırakılmış olduğu anlaşılır. Ayrıca kainattaki pek çok şey insanoğlunun tasarrufu altına verilmiştir. O bunları hayatı boyunca, küfür ve isyan için kullanır ve böylece dünyaya fesat yayılır yahut bunları imanı doğrultusunda kullanır ve dünyayı güzellik kaplar. Ölümden sonra hesap sorulmayacağını sanmak ve iyiliğe mükafat, kötülüğe ceza verilmeyeceğini düşünmek akılsızlıktır. Çünkü böyle düşünen bir kimse, ya kainatın yaratılmasının bir hikmete dayandığını ama, insanın başıboş ve sorumsuz bırakıldığını sanıyordur, ya da bu kainatın bir tesadüf eseri oluştuğunu ve ardında bir hikmetin bulunmadığını düşünüyordur. Birinci şekilde, kullanılan mantıkta çelişki vardır; zira bu kainatın yaratılışı bir hikmete dayanıyorsa, insan gibi varlığın başıboş ve sorumsuz bırakılması, hikmet ve adaletle uyuşmaz. İkinci şekilde, kainatın tesadüfen oluştuğu gibi bir iddianın kabul edilmesi mümkün değildir; zira tesadüfen oluşmuş bu kainatta, akıl sahibi bir varlığın yaratılmış olması izah edilemez. Yine bu varlığın aklına, adalet düşüncesini (adaleti talep etmeyi) kim koymuştur? Akılsız bir varlık, akıllı bir varlık yaratamaz. Bu kadar saçma bir düşünce üzerinde hala ısrar eden bir kimse ya çok inatçı biridir ya da felsefenin içinde boğularak, aklını kaybetmiştir.
17. Bu, ahiretin varlığını ispatlayan ikinci bir delildir. Birincisi, "Ahiret hayatı vuku bulmalıdır" şeklindeydi. İkincisi de, "Ahiret hayatının vuku bulması mümkündür" şeklindedir. Kainat gibi koca bir nizamı ve içinde insanı yaratan Allah'a, insanları yeniden diriltip sorguya çekmek niçin güç olsun?
Ziyaretçi:  Sitede şu anda 0 üye ve 90 misafir olmak üzere toplam 90 kişi bulunuyor.

İstatistikler:  Bugün Tekil:  Çoğul:  Toplam:  Bugün Üye:  Dün:  Toplam:  Dün Tekil:  Çoğul:

Kim Nerede:  Misafir1, Misafir2, Misafir3, Misafir4, Misafir5, Misafir6, Misafir7, Misafir8, Misafir9, Misafir10, Misafir11, Misafir12, Misafir13, Misafir14, Misafir15, Misafir16, Misafir17, Misafir18, Misafir19, Misafir20, Misafir21, Misafir22, Misafir23, Misafir24, Misafir25, Misafir26, Misafir27, Misafir28, Misafir29, Misafir30, Misafir31, Misafir32, Misafir33, Misafir34, Misafir35, Misafir36, Misafir37, Misafir38, Misafir39, Misafir40, Misafir41, Misafir42, Misafir43, Misafir44, Misafir45, Misafir46, Misafir47, Misafir48, Misafir49, Misafir50, Misafir51, Misafir52, Misafir53, Misafir54, Misafir55, Misafir56, Misafir57, Misafir58, Misafir59, Misafir60, Misafir61, Misafir62, Misafir63, Misafir64, Misafir65, Misafir66, Misafir67, Misafir68, Misafir69, Misafir70, Misafir71, Misafir72, Misafir73, Misafir74, Misafir75, Misafir76, Misafir77, Misafir78, Misafir79, Misafir80, Misafir81, Misafir82, Misafir83, Misafir84, Misafir85, Misafir86, Misafir87, Misafir88, Misafir89, Misafir90,
Reklamlar:

Faruki.net