Forum      
     Yazan: kardelen56   Son Yazan: kardelen56 (31.03.2007 23:13:41)     Cevap: 0    Okunma: 5499
      Konu Adı: KALBİMİZ TEMİZ Mİ?

Yazan

Mesaj

 


kardelen56
(yeni)


Mesaj Sayısı: 3

   Mesaj Tarihi: 31.03.2007 23:13:41   
 
 
Kalbimiz temiz mi?

"Gnah kalbe işleyip siyahlandıra siyahlandıra, t nur-u imanı ıkarıncaya kadar katılaştırıyor." Lem'alar

Allah, gze hidayet etti. El, tuttuğu elmayı gremezken o gneşlerde, yıldızlarda dolaşmaya başladı...

Allah, dile ve kulağa hidayet etti. Biri tatları, diğeri sesleri grr hle geldi...

Allah, akla da hidayet etti. Ona istidll gc verdi. Ortaya bir iddia atabiliyor, onun doğruluğuna deliller getirebiliyor ve bir hkme varabiliyordu. "Bir iğne ustasız olmaz, o halde insanın ve onu kuşatan btn eşyanın da mutlaka bir yapıcısı, yaratıcısı olmalı" diyebiliyordu. Ama, "O Zt kimdir? İnsanı niin yaratmıştır? Bu lem ne mn ifade ediyor? Bu hayatın tesi var mı?" gibi nice sorulara cevap bulamıyordu..

Ve Allah, Peygamberler (as.) gndermek suretiyle, btn insanlara hidayet etti. Bu, O'nun en byk hidayetiydi. Bylece insan, Rabbini, sıfatlarıyla, isimleriyle, fiilleriyle ve bunların lemdeki tecellileriyle tanıma imknı bulmuş oluyordu. Ama bu byk şereften nasiplenmek insanın iradesine bırakılmıştı. İnsan, Peygamberleri (a.s.) ve onlara inzal olunan kitapları dinleyip dinlememekte serbestti. Bu tercih hakkı, neticede, Cennet ve Cehennemi meyve verecekti.

Bu bir imtihan idi. Ve bu imtihanın gereği olarak insana nefis verilmiş, şeytan musallat kılınmıştı. İslm fıtratı zere tertemiz yaratılan insan, ergenlik ağında temizlerle pislerin yol kavşağına geliyordu. Acaba temizliğini muhafaza edebilecek miydi?

O pırıl pırıl gzn temiz tutabilecek miydi? Yoksa onu haramlara bakmakla pis mi edecekti? Aklını temiz tutabilecek miydi? Yoksa onu yanlış fikirlerle tozlandıracak, yıpratacak, lekeleyecek miydi?..

Bu sorular, btn organlar ve btn duygular iin de geerliydi. Ve nihayet insan, btn bu sayılanların hizmeti oldukları kalbini, temiz tutabilecek miydi? Yoksa onu btıl inanlarla, şirkle, kfrle, isyanla, haramla, mekruhla ve hurafelerle pisletecek, mahv mı edecekti?

Ve Kur'an-ı Kerm, insana, bu byk meselede muvaffak olması iin, Rabbine sığınmasını ders veriyordu.

... Biz o en byk hidayet rehberinin ilk sresini okuyor ve "bizi sırat-ı mstakime hidayet et" diye Rabbimize dua ediyoruz. Bu sreyi hemen takip eden Bakara Sresi'nin ilk yetlerinden de Kur'an'ın takva sahipleri iin bir hidayet, bir yol gsterici, bir rehber olduğunu ğreniyoruz.

Bu haberin devamında takva sahiplerinin sıfatları haber veriliyor:
"O takva sahipleri ki, grmedikleri halde Allah'a ve O'nun bildirdiklerine iman ederler."

"Namazı ikame ederler. (Dosdoğru kılarlar, devam ettirirler.)"

"Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, Allah yolunda bağışta bulunurlar."

Bu madde, Kur'an-ı Kerm'de iman ve salih amel hakkında ne kadar bahis varsa, hepsinin hlsası, zeti mahiyetinde.

Birinci madde imanı ifade eder, diğer ikisi ise salih ameli zetler.

Yapılan ibadetler ya bedendir, ya mal. Birinci gurup namazla, ikincisi ise infak ile, yni zekt ve sadaka ile temsil edilmiş.

Allah'ın razı olduğu bir kul olmanın, hidayete kavuşmanın, kalb-i selime ulaşmanın yolları bunlar.

Ruh bylece terakki edebiliyor ve kalp bu sayede temizleniyor.

Bazı kimseler, kalp temizliğini sadece, insanlar hakkında bir ktlk dşnmemek, yahut yardımsever olmak gibi ok basit bir mnda anlıyorlar. Bununla da kalmayıp, insanlara iyi davranmakla, Allah'a ibadet mkellefiyetinden kurtulduklarını zannediyorlar. Bu, şeytanın bir desisesi, nefsin bir oyunudur. Bu oyuna gelenleri aldatan sebeplerden biri, "hata emsal olmaz" prensibine gz kapamaları. Bunlar, namaz kılan, ibadet eden bir m'minin gnlk hayatında İslm'ın ruhuna ters dşen ve diğer insanlara zarar veren bir takım noktalar tespit ediyorlar. Bunları ne sryor ve "bu adam namaz kılıyor ama, şu hataları da işliyor, ben ise, onun dştğ hatalara dşmyorum" diyerek kendi ibadetsizliklerine, onun kusurlarında bir zr kapısı bulmaya alışıyorlar.

Bu tip yanlış değerlendirmeler sadece namaz kılmayanlara mahsus değil. Namaz kılan bir m'min de İslm'ın diğer emirlerini kendisinden daha iyi yerine getiren bir kardeşi hakkında benzer şeyler syleyebiliyor.

Hidayet rehberimiz, Peygamber Efendimiz'den (a.s.m.) bir Hadis-i Şerif:
"İbtida bir gnah işlendiği zaman kalpte bir kara leke hsıl olur. Eğer sahibi pişman olur tvbe, istiğfar ederse kalp yine parlar."

Bu Hadis-i Şerif'den temiz ve selim kalbin, ancak gnahlardan salim olan ve isyanlarla kararmamış bir kalp olabileceğini ğreniyoruz.

"Gzel ahlkı tamamlamak iin gnderilen" o hidayet rehberinin (a.s.m.), işe tevhidden başlaması ne kadar mnidardır. Tevhidden sapan, şirke dşen ve putlara tapan bir kalbin temiz olması mmkn m? Onun irşadıyla şirkten kurtulan, temizlenen m'minlere bu defa ibadet emri verilmiş. Rabbinin emrini dinlemeyen bir kalbin temiz olması nasıl dşnlebilir?

Babasının szn tutmayan bir ocuğa, hemen "terbiyesiz", "ahlksız" damgasını vuran insanoğlu, bu hareketiyle, Allah'a isyan eden bir insanın en byk ahlksızlığı yapmış olacağını peşinen kabul etmiş olmuyor mu?

Farzlar te'vil kaldırmaz. Onlarda yanlış yorum yapmaya ve hakikatı saptırmaya kimsenin hakkı yoktur. Zira, ortada te'vili gerektirecek bir kapalı nokta mevcut değil. Allah emretmiş, Resulllah (a.s.m.) da bu emrin nasıl yerine getirileceğini bir mr boyu m'minlere ğretmiş, tlim etmiş. Asr-ı Saadeti takip eden btn asırlarda bu emirler aynen tatbik edilmiş. Bu devirlerde yetişen mrşidler, m'minlerin Hak yakınlığında daha ileri gitmeleri iin, farzların yanısıra nafile ibadetlere de byk nem vermişler. Her taraf cmilerle, mescidlerle, medreselerle, tekkelerle dolup taşmış. Derken hir zamana gelinmiş. Dnyaya dalma, dinden uzaklaşma, sefahatta boğulma, menfaat peşinde koşma devri gelip atmış. İbadet terkedilmiş, ilim bir yana atılmış, irfandan uzaklaşılmış, kalplerde takva hissi azaldıka azalmış. Bu zehirli iklimde, bu bozuk atmosferde, nasıl olmuşsa olmuş, yeni bir grup ıkmış ortaya: Kalbi Temizler Ekol.

Bunlar btn Peygamberlere (a.s.), btn ashaba, btn evliyaya ve nihayet on drt asrın btn m'minlerine muhalif bir caddede yrmeye başlamışlar. Bu ekoln mensupları, kendi haklarında, tevbe kapısını det kapamışlar. Zira, isyanlarını gremez hle gelmişler; daha kts, onları mdafaa etmeye başlamışlar. Kendilerini Allah'a ibadet etmeye ağıran m'min kardeşlerine verdikleri cevap, her defasında: "Sen benim kalbime bak" şeklinde olmuş.

Ben senin kalbine nasıl bakayım? Kalp manev olduğu gibi, onun hassaları, ltifeleri de manev. Bunlar tezahr olmadan, aığa vurulmadan nasıl bilinebilir!?

Karşınızda alıktan inleyen bir zavallı. Ve yanıbaşında para kp denecek kadar zengin biri. Niin bu adama yardım etmiyorsun diyecek oluyorsunuz: "Yardım etmediğime bakma, benim kalbim şefkat dolu, merhamet dolu..." diye karşılık veriyor size.

Şefkat ve merhamet, kalbe ait gzellikler. Ama onlar, fukaraya serilen sofrada, yahut verilen sadakada kendini gsterir.

Takva, kalbe ait bir başka gzellik, bir başka keml. O da, gnahlardan uzak kalmakla ortaya ıkar, bilinir.

İmanın da bir tezahr vardır. Kişinin kalbindeki imanını diliyle de ifade etmesi gerekir. İman ancak bylece sahih olur. Dilden şehadet olarak dklmeyen bir imanın varlığına nasıl hkmedilebilir?

Kalbin, Allah'ın emirlerine karşı itaatkr olması da bir başka gzelliktir. Bu gzelliğin tezahr, belirtisi, nişanesi, ispatı ise ibadettir.

Kalplerinin temizliğini iddia ederek ibadetten kaanların byk oğunluğu, haram eğlencelerle ruhlarını karartan sefihler ve maddeden başka birşey dşnemez hle gelmiş sefillerdir.

Az da olsa, bu sz sarfedenler ierisinde, biraz kitap karıştıran, ama yanlış fikirlerle ruhlarını yaralayan, lsz okumalarla ly kaıran, tiplere de rastlamak mmkn. Bunlar belki sefih değillerdir, ama eksik bilgileri onları yanlış fikirlerin, sapık mezheplerin mdaafasına gtrmştr. Ne var ki bunun da gafilidirler.

Bunlar: "Biz yetlerin btın mnlarına uyuyoruz, biz hakikate ermiş, kalbimizi temizlemişiz" diyerek nefislerine prim verir, ibadetten kaarlar.

İslm limlerince ehl-i dallet kabul edilen, yni hak yoldan sapmış olan yetmişiki fırka var. Bunlardan birisi de, Btınlik; diğer adıyla, İsmailiyye mezhebi. Bunlara gre, esas olan yetlerin btın mnlarıdır, onu da ancak masum imamlar bilirler. Bir btın, kendince masum, gnahsız, temiz kalpli zannettiği imamların bir takım ind ve nefs yorumlarını olduğu gibi kabul ederek yetin zahirini inkr eder, yni namazı inkr eder, orucu, haccı, zektı inkr eder. Btn bu emirleri btın(!) mnda anlar, ibadetsiz yaşar ve hakikatten sapar.

İnd ve nefs dedim. Bir tek misal, bu ifadeye hak vermenize yetecektir sanırım. Btınnin masum zannettiği bir imam, Kur'an-ı Kerm'deki şarapla ilgili yetleri, "Hz. Ebubekir (R.A.)" olarak izah eder. Yni, ikiden sakınmaktan murad, ona gre, Hz. Ebubekir'den (r.a.) uzak kalmaktır. Bylece iki katlı bir belya dşer. Hem Hz. Resulllah'ın (a.s.m.) yıldızlara benzettiği ashaptan en ileri gelen bir zta hakaret eder, hem de bunun peşin bir cezası olarak ikiyi mbah grr ve belsını bulur...

Btın mn tasavvuf erbabında da vardır. Ama onlarda esas prensip: "Zhire muhalif olan her btın btıldır" kaidesidir. Bu esastan hareket ederek ahkm yetlerinin zahirini kabul ederler, gereğini yerine getirirler ve bu hususta katiyetle tevile sapmazlar. Bunun dışında, yet-i kerimelerdeki ince mnlara da nazar eder, ruhlarını bylece daha da kemale erdirmek isterler.

Byk mutasavvıf Abdulkadir Geyln Hazretlerinden bir misal vererek bu mevzuya biraz aıklık getirmek isterim: Sleyman Aleyhisselm, Yemen Melikesi Belkıs'a, kendisini tevhide davet eden bir mektup gnderir. Bu mektubunda, Sleyman Aleyhisselm Belkıs'a hitaben: "Bana karşı baş kaldırmayın, teslimiyet gstererek bana gelin" diye yazar. Belkıs durumu kavminin ileri gelenleriyle mşavere eder. Bu mşaverede, bir ara, Belkıs'ın şyle dediğini de Kur'an-ı Kerm'den ğreniyoruz:
"Hkmdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hle getirirler."

Bu yet-i kerimeyi okuduğunda Hz. Geyln'nin (k.s.) ruhunda şyle bir mn inkişf eder: "Bir kalbe de Allah sevgisi hkim oldu mu, o sevgi diğer btn sevgileri dışarı atar, onları hor ve hakir kılar."

Burada, Yemen inkr edilmiyor, Belkıs da tevil edilmiyor. Onun mşavere heyetinin varlığı da kabul ediliyor. Sadece bu kıssadan kalbe gelen bir hisse dile getiriliyor o kadar.

Ehl-i snnet itikadının mensupları olarak biz, emir ve yasaklara dair yetlerin zhir mnlarını aynen kabul ederiz. Namazı namaz olarak anlar, kılarız. Orucu oru olarak bilir, tutarız. Diğer btn ibadetleri de elimizden geldiğince yerine getirmeye alışırız. Kalbimizin, ruhumuzun ancak bylece isyandan temiz kalacağına ve terakki yoluna gireceğine inanırız. İbadetlerimizi lyıkınca yapamazsak bile, biliriz ki, biz ibadet etmekle bir emir tutmuşuzdur. Bunun ecrini, inşaallah, alacağımıza inanırız. İbadetimizi en iyi şekilde yapabilsek, onun hakikatine erebilsek elbette ok daha iyi; ama nefsimiz buna mni ise, gnahlarımız buna perde ise, ibadetlerimizi lyıkınca yapamıyoruz diye onu bsbtn de terk etmeyiz. Zira, ok iyi biliriz ki, ibadeti inkişaf ettirmenin yolu yine ibadetten geer. Bir duvar ustası bile, noksan yapa yapa bir gn kemle eriyor, yoksa işi bırakarak mahir olmuyor.

Bir insan, namaz kıldığı halde nefsini yenememişse, işlerini Rabbinin emirlerine gre tanzim etmiyorsa, bu adam namazın hakikatına erememiştir. Ama o kul, bu hatasını namazı terkederek tedavi edecek değildir. Bunun yolu yine namazdan geer. Bu adam namazını bylece kılmaya devam etse de zlenen o kemal noktaya varamadan lse ne olur? Mahşerde, o byk hesap gnnde, namazının sevabı da tartılır, işlediği hataların gnahı da... Neticede, gnahları galip gelse ve Cehenneme gitse de, sonunda yine Cennete dner. Ama elbetteki oradaki makamı da o noksan namazına uygun olacaktır...

O mizanda, zerre kadar iyilik de ktlk de tartılacak. Biz, "kalbimiz temiz" diyerek nefsimizi baş kşeye oturtup başkalarının gnahlarına bakacağımıza, kendi noksanlarımızla ilgilensek ve onları tamamlamaya gayret gstersek o gn daha krlı ıkarız. Biz o lemde, başkalarının hatası nispetinde değil, kendi sevabımız miktarınca derece alacağız. Başkasının noksanlığı bizi ykseltmeyecek. Bu dnyada bile onun misllerini yaşamıyor muyuz!?.. Bir meyveye elimiz erişmediği zaman, ayağımızın altına birşeyler koyuyor ve ona ulaşıyoruz. Yoksa, boyu bizden daha kısa olanlara bakmakla midemize birşeyler gitmiyor.

Geliniz, hayalen mahşere gidelim:
"Gnahkr bir kimse ister ki o gnn azabından (kurtulmak iin) oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran sllesini ve yeryznde kim varsa hepsini fidye olarak versin de tek kendisini kurtarsın." (Mearic Sresi, 11-15)

Şimdi bu yetin sergilediği tabloyu birlikte seyredelim. En yakınlarımızı bile feda etmemizin para etmeyeceği o meydanda, başkalarının kusurlu oluşunun bize bir fayda sağlamayacağını iyice anlayalım. Sonra dnelim dnyaya, kendimize gelelim. Kusurlarımızı grp, noksanlarımızı bilelim. "Senin kalbin temiz" diyerek bizi oyalamaya alışan ve ibadetten uzaklaştıran nefsimizi en byk dşman tanıyalım. Onunla arpışalım. Zaman en byk sermaye. Onu başkalarını tenkide değil, kendimizi tekmile sarf edelim.

Ancak bylece krlı ıkacağız. Ama gel gr ki, başkalarıyla uğraşmaktan kendimize vakit ayıramıyoruz

 

Google
 
Ziyareti:  Sitede şu anda 0 ye ve 58 misafir olmak zere toplam 58 kişi bulunuyor.

İstatistikler:  Bugn Tekil:3493  oğul:3760  Toplam:87396978  Bugn ye:0  Dn:0  Toplam:32236  Dn Tekil:18396  oğul:21564

Kim Nerede:  Misafir1, Misafir2, Misafir3, Misafir4, Misafir5, Misafir6, Misafir7, Misafir8, Misafir9, Misafir10, Misafir11, Misafir12, Misafir13, Misafir14, Misafir15, Misafir16, Misafir17, Misafir18, Misafir19, Misafir20, Misafir21, Misafir22, Misafir23, Misafir24, Misafir25, Misafir26, Misafir27, Misafir28, Misafir29, Misafir30, Misafir31, Misafir32, Misafir33, Misafir34, Misafir35, Misafir36, Misafir37, Misafir38, Misafir39, Misafir40, Misafir41, Misafir42, Misafir43, Misafir44, Misafir45, Misafir46, Misafir47, Misafir48, Misafir49, Misafir50, Misafir51, Misafir52, Misafir53, Misafir54, Misafir55, Misafir56, Misafir57, Misafir58,