Üye Adı:    Şifre:  (Hatırla)      Üye Ol              Giriş Sayfası Yap / Sık Kullanılanlara. Ekle

Sünen-i Nesai

Temizlik
Sular
Hayz ve Lohusalık
Gusül ve Teyemmüm
Namaz
Namaz Vakitleri
Ezan
Mescitler
Kıble
İmamet
Namaza Başlama
Tatbik
Namazda Yanılma (Sehv)
Cuma
Namazı Kısaltmak
Güneş ve Ay Tutulması
Yağmur Duası
Korku Namazı
Bayram Namazları
Gündüz ve Gece Kılınan Nafile Namazlar
Cenazeler
Oruç
Zekat
Hacc
Cihad
Nikah
Talak (Boşanma)
Atlar
Vakıf
Vasiyetler
Bağış
Hibe
Rukba
Umra
Yeminler ve Nezirler
Müzarea Ziraat Ortaklığı
Kadınları İyi Geçinmek
Kan Dökmenin Haramlığı
Ganimet
Biat
Akika
Deve Kurbanı - Recep Kurbanı
Avcılık
Kurban
Alışveriş
Kasame
Hırsızın Elinin Kesilmesi Kitabı
İman ve Özelikleri
Süslenme
Hakimlik Adabı
Allah'a Sığınma
İçecekler
46- KASÂME (ŞAHİT BULUNAMAYAN DURUMLARDA PEK ÇOK KİŞİYE YEMİN ETTİRME) KİTABI
1- CAHİLİYYE DÖNEMİNDE KASÂME NASILDI
4627- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Cahiliyye döneminde ilk kasâme olayı şöyle meydana gelmiştir. Hâşimoğullarından bir adam Kureyş’in başka bir oymağından bir kimseyi develerine çoban tutmuş ve develerinin yanına götürmüş. Hâşimoğullarından bir adam çobanın yanından geçerken çuvalının bağı kopmuş ve çobana şöyle demiş. Bana bir yular ver çuvalımı bağlıyayım, korkma deve kaçmaz demiş. Çoban da yuları çuvalı bağlaması için ona vermiş. Develer götürülüp yerlerine bağlanınca bir tanesi bağsız kalmış. Deve sahibi çobana bunun yuları nerede? Develer arasında bu niçin bağlanmamış deyince, çoban şöyle demiş. Hâşimoğullarından bir adam çuvalının bağı kopmuş ve yanımdan geçerken bana bir yular ver çuvalımı bağlıyayım, deve kaçmaz dedi. Ben de onun yularını ona vermiştim deyince, develerin sahibi sopasıyla çobana vurmuş ve çoban da orada ölmüştü. Çoban ölmezden önce yanından geçen bir Yemenliye: “Hac mevsiminde bulunacak mısın?” demiş. Yemenlide: “Hayır, hacca gitmeyeceğim belki ileride giderim” demiş. Hâşimi çoban: “Ne zaman gidersen oraya bir dileğimi iletir misin?” demiş. Adam peki demiş. Hâşimi çoban: Hacca gidip o mevsimde orada bulunduğunda Ey Kureyşliler diye bağır Kureyşliler toplanınca Ey Hâşimoğulları diye bağır onlar da toplanınca, Ebu Talib’i. sor Ebu Talib’i görünce ona falan kimsenin bir yular yüzünden beni öldürdüğünü söyle demiş çok geçmeden çoban ölmüş. Develerini güttüğü adam Ebu Talib’in yanına vardığında Ebu Talib adamımız (çoban) ne oldu diye sormuş. O da: Hastalandı, iyileşmesi için kendisiyle ilgilendim ama iyileşemedi öldü, ben de onu defnettim dedi. Ebu Talib o bu iyiliklere layık bir kimseydi dedi. Bir süre sonra Hâşimî’nin dileğine götürmesini istediği Yemenli kimse insanların toplu olduğu bir sırada Ey Kureyşliler diye bağırmış. Kureyşliler toplanınca, Ey Hâşimoğulları diye bağırmış toplanan Hâşimoğullarına Ebu Talib nerede demiş. Ebu Talib benim deyince adam falan çoban sana dileğini ulaştırmamı vasiyet etmişti. Onu falan adam bir yular yüzünden öldürdü dedi. Bunun üzerine Ebu Talib önceki adamın yanına giderek: Sana söyleyeceğim üç şeyden birini tercih edeceksin. Ya yüz deve vereceksin sen bizim çobanımızı hata ile öldürdün. Yahud senin öldürmediğine kavminden elli kişi yemin edecek. Bunları yapmak istemezsen biz de seni öldüreceğiz demiş. Adam kavmine giderek onlara durumu anlatınca senin öldürmediğine yemin ederiz demişler.
Hâşimoğullarından bir kadın gelerek -Onlardan birinin nikahı altında olup bir çocuğu vardı- şöyle dedi. Ey Ebu Talib bu çocuğu elli kişiden birinin yerine kabul etmeni ve yeminini bağışlamanı rica ediyorum. Ebu Talib bu teklifi kabul etmişti. Onlardan başka bir adam gelerek Ey Ebu Talib, yüz deve yerine yemin etmeleri için elli kişi istemişsin. Her adama iki deve düşer al sana iki deve benden bunları kabul et yeminden beni bağışla çünkü yemin vebal altına sokar demiş. Ebu Talib bunu da kabul etmiş. Geri kalan kırk sekiz kişi gelerek adamın katil olmadığına yemin etmişler. İbn Abbas diyor ki: Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki aradan bir yıl geçmeden bu kırk sekiz kişi hepsi öldüler. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
2- KASÂME
4628- Rasûlullah (s.a.v)’in ashabından Medineli bir adamdan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) Cahiliyye dönemindeki “Kasâme” şeklindeki aynen olduğu gibi kabul etti. (Müslim, Kasame: 1; Müsned: 16553)
4629- Süleyman b. Yesar (r.a) ve Rasûlullah (s.a.v)’in ashabından pek çok kimseden rivâyete göre, şöyle demişlerdir: “Kasâme” cahiliyye döneminde vardı. Rasûlullah (s.a.v) onu aynı cahiliyye dönemindeki şekli üzere kabul edip bıraktı ve Hayber, Yahudilerin öldürdükleri iddia edilen bir maktul hakkında da bu kasâme şekline göre hükme bağladı. (Müslim, Kasame: 1; Müsned: 16553)
4630- İbn’ül Müseyyeb (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir. Cahiliyye döneminde “kasâme” mevcuttu Rasûlullah (s.a.v), Yahudilerin kuyusu yanında ölü ele geçirildi ve Yahudilerin öldürdüğü iddia edilen ensari hakkında “Kasâme” hükmünü tatbik etti. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
3- KASÂMEDE ÖNCE MAKTÜL TARAFINDAN YEMİN ETMESİ GEREKİR
4631- Sehl b. Hasme (r.a)’ın haber verdiğine göre, Abdullah b. Sehl ve muhayyısa başlarına gelen bir sıkıntıyı gidermek için Hayber’e gitmişlerdir. Orada Muhayyısa’ya Abdullah b. Sehl’i öldürüp geniş bir kuyuya atıldığını söylediler. Muhayyıs’a Yahudilere gelip: “Vallahi onu siz öldürdünüz” deyince Yahudiler: “Vallahi onu biz öldürmedik” dediler. Muhayyısa oradan ayrıldıktan sonra Medine’ye gelerek olayı Rasûlullah (s.a.v)’e anlattı. Sonra Muhayyısa büyük kardeşi Huveyyısa ve Abdurrahman b. Sehl Rasûlullah (s.a.v)’in huzuruna geldiler. Hayberde olaya şahit olan Muhayyısa konuşmak isteyince, Rasûlullah (s.a.v): Büyüğünüz konuşsun büyüğünüz dedi. Huveyyısa konuştu sonra Muhayyısa konuştu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ya Yahudiler arkadaşınızın diyetini verirler veya harbe hazır olmaları bildirilir. Rasûlullah (s.a.v), Yahudilere bu konuda bir mektup gönderdi. Yahudiler de: “Vallahi onu biz öldürmedik” diye yazdılar. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Huveyyısa, Muhayyısa ve Abdurrahman’a yemin ederseniz arkadaşınızın diyetine hak kazanırsınız.” Onlar: Hayır yemin etmeyiz dediler. Rasûlullah (s.a.v): “O halde öldürmediklerine Yahudiler yemin ederler” buyurdu. Müslüman değiller ki yemin ettiklerine inanılsın denilince, Rasûlullah (s.a.v) kendisinden yüz deve verdi develer evlerine gönderildi. Sehl onlardan kırmızı bir deve beni tekmelemişti dedi. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
4632- Sehl b. Ebî Hasme (r.a) ve kavminin ileri gelenlerinden rivâyete göre, Abdullah b. Sehl ve muhayyısa başlarına gelen bir sıkıntıyı halletmek için Hayber’e gitmişlerdi. Orada Muhayyısa’ya Abdullah b. Sehl’in öldürülüp bir kuyuya atıldığını haber verdiler. Muhayyısa, Yahudilere gelip: Vallahi onu mutlaka siz öldürdünüz dedi. Yahudiler de vallahi onu biz öldürmedik dediler. Muhayyısa memleketi olan Medine’ye gelip durumu akrabalarına anlattı. Sonra kendisi, büyük kardeşi ve Abdurrahman b. Sehl Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek Hayber’deki durumdan haber verdiler. Hayber’de olaya şahit olan Muhayyısa konuşmaya başlayınca büyük olanınız konuşsun diyerek yaşça büyük olan kardeşe söz hakkı verilmesini istedi. Bunun üzerine Muhayyısa konuştu. Durumu öğrenen Rasûlullah (s.a.v): “O Yahudiler ya arkadaşınızın fidyesini verirler veya kendilerine savaş açılacağı bildirilir” buyurdu. Ve Yahudilere bu konuda bir mektup gönderdi. Onlar da mektuba cevaben: “Vallahi biz öldürmedik” dediler. Yahudilerden bu cevap gelince Rasûlullah (s.a.v): “Huveyyisa, Muhayyısa ve Abdurrahman’a: Yemin ederseniz arkadaşınızın diyetine hak kazanırsınız” dedi. Onlar da: “Hayır yemin etmeyiz dediler. O zaman: “Yahudiler öldürmediklerine dair yemin ederler” buyurdu. Bu sefer bunlar Müslüman değiller ki onların yeminlerine inanılsın dediler. Rasûlullah (s.a.v), her iki tarafın aralarındaki çekişmeyi gidermek için kendisi diyet olarak yüz deve verdi ve o develer onların evlerine konuldu. Sehl diyor ki: Onlardan kırmızı bir deve beni tekmelemişti.” (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
4- KASÂME’YLE ALAKALI DEĞİŞİK RİVAYETLER
4633- Sehl b. Ebî Hasme (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. Sehl b. Zeyd, Muhayyısa b. Mes’ud Medine’den çıkıp Hayber’e gittiler ve işlerini görmek için birbirinden ayrıldılar. Muhayyısa işlerini bitirip Abdullah b. Sehl’in yanına geldiğinde Abdullah b. Sehl’i kanlar içersinde öldürülmüş olarak buldu ve defnetti. Sonra Medine’ye dönüp Rasûlullah (s.a.v)’in yanına kendisi, Huveyyısa b. Mes’ud ve Abdurrahman b. Sehl üçü birlikte geldiler. Abdurrahman bu üç kişiden en küçükleri idi, arkadaşlarından önce konuşmaya başlayınca Rasûlullah (s.a.v), ona: “Yaşça büyük olanınız konuşsun” dedi. Bu sefer o sustu diğer iki arkadaşı konuştular. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Adamınızı Yahudilerin öldürdüklerine dair sizden elli kişi yemin ederse diyet almaya hak kazanırsanız” buyurdu. Onlar da nasıl yemin edelim öldürdüklerini görmedik dediler. Rasûlullah (s.a.v): “Öyleyse Yahudilerden elli kişi öldürmediklerine dair yemin etsinler” deyince bunlar: “Kafir olan bir toplumun yeminlerini nasıl kabul edelim?” dediler. Buradaki çıkmazı gören Rasûlullah (s.a.v) kendisinden ölen kimsenin diyetini ödedi. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
4634- Sehl b. Ebî Hasme ve Rafi b. Hadîc ikisi birlikte şöyle rivâyet ettiler: Muhayyısa b. Mes’ud ve Abdullah b. Sehl bir ihtiyaçlarını görmek için Hayber’e geldiler. İşlerini görmek için birbirlerinden ayrıldılar, birbirleriyle buluşacakları yere gelince Abdullah b. Sehl öldürülmüştü. Kardeşi Abdurrahman b. Sehl ve amca oğulları Huveyyısa ve Muhayyısa Rasûlullah (s.a.v)’e durumu anlatmak üzere geldiler. Abdurrahman kardeşinin işini anlatmak üzere konuşmaya başladı, o oradakilerin yaşça en küçüğü idi. Rasûlullah (s.a.v): “Konuşmaya büyüğünüz başlasın” buyurdu. Arkadaşlarının durumunu o ikisi anlatmaya başladı. Rasûlullah (s.a.v): Buna benzer bir şeyler söyleyerek şöyle dedi. Sizden elli kişi arkadaşınızın Yahudilerce öldürüldüğüne dair yemin etmelidir. Onlar da: Ey Allah'ın Rasûlü! Bu nasıl iş, biz şahit olmadık, nasıl yemin edebiliriz dediler. Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “O zaman Yahudilerden elli kişi kendi öldürmediklerine yemin ederler.” Bu sefer bunlar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Onlar kafir bir topluluktur, onlara nasıl inanabiliriz” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v), kendi yanından onların fidyelerini ödedi. Sehl diyor ki: Onların deve ağılına girmiştim de beni o develerden biri tekmelemişti. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
4635- Sehl b. Ebî Hasme (r.a)’den rivâyete göre, Abdullah b. Sehl, Muhayyısa b. Mes’ud b. Zeyd ikisi birlikte Hayber’e gelmişlerdi. O zaman Hayber sulh halinde idi. İhtiyaçlarını görmek için birbirinden ayrıldılar. İşlerini bitirip birbirlerinin yanına geldiklerinde Muhayyısa Abdullah b. Sehl’i kanlar içerisinde öldürülmüş durumda buldu ve onu defnetti ve Medine’ye döndü. Abdurrahman b. Sehl, Huveyyısa durumu anlatmak üzere Rasûlullah (s.a.v)’e geldiler ve Yaşları en küçük olan Abdurrahman konuşmaya başlayınca, Rasûlullah (s.a.v): “Öncelikle büyüğünüz hanginizse o konuşsun” buyurdu. Bu sefer o sustu diğer ikisi konuşarak konuyu Rasûlullah (s.a.v)’e anlattılar. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Sizden elli kişi yemin ederseniz arkadaşınızın diyetini almaya hak kazanırsınız veya katil bulunmuş olur” buyurunca. Onlar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Görmediğimiz halde nasıl yemin edebiliriz” dediler. O zaman Rasûlullah (s.a.v): “Yahudilerden elli kişi yemin ederek kendilerini temize çıkarırlar” buyurdu. Bu sefer onlar: Ey Allah'ın Rasûlü! Kafir olan bir toplumun yeminlerini nasıl kabul edip güvenebiliriz dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) kendi yanından onların diyetini verdi. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
4636- Sehl b. Ebî Hasme (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. Sehl ve Muhayyısa b. Mes’ud b. Zeyd Hayber’e gitmişlerdi, o zaman Hayber sulh halindeydi. İhtiyaçlarını görmek için orada birbirlerinden ayrıldılar. İşleri bitince Muhayyısa, Abdullah b. Sehl’in yanına gelince onu kanları içinde öldürülmüş bir durumda buldu, onu defnetti sonra Medine’ye dönüp geldi. Sonra Abdurrahman b. Sehl, ve Mes’ud’un oğulları olan Huveyyısa ve Muhayyısa durumu anlatmak üzere Rasûlullah (s.a.v)’e geldiler ve Abdurrahman konuşmaya başladı. Rasûlullah (s.a.v) ona: “Büyüğünüz kimse o konuşsun” buyurdular. O anda onların en küçüğü Abdurrahman idi. O sustu diğer ikisi konuyu anlattılar. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Sizden elli kişi arkadaşınızı Yahudiler öldürdü diye yemin ederse, katili bulur veya diyete hak kazanırsınız” buyurdu. Onlar da: “Ey Allah'ın Rasûlü görmedik ve bilmiyoruz, nasıl yemin edelim?” dediler. Bu sefer Rasûlullah (s.a.v): “Yahudilerden elli kişi yemin ederek kendilerini temize çıkarırlar” buyurdu. Bunun üzerine de şöyle dediler: “Ey Allah'ın Rasûlü! Kafir olan bir toplumun yeminlerine nasıl inanıp kabul edebiliriz?” Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) kendisinden onların diyetlerini ödedi. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
4637- Sehl b. Ebî Hasme (r.a)’den rivâyete göre, Abdullah b. Sehl b. el Ensarî ile Muhayyısa b. Mes’ud Hayber’e gitmişlerdi, işlerini görmek üzere birbirinden ayrılmışlardı. Bu arada Abdullah b. Sehl el Ensarî öldürülmüştü. Bu olay üzerine Muhayyısa ölenin kardeşi Abdurrahman ve Huveyyısa b. Mes’ud olayı anlatmak üzere Rasûlullah (s.a.v)’e geldiler. Abdurrahman söze başladı. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v): “Büyüğünüz kimse o konuşsun” buyurdu. Bunun üzerine Muhayyısa ve Huveyyısa konuşmaya başladılar ve Abdullah b. Sehl’in olayını aktardılar. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Elli kişi yemin edersiniz ve böylece ölen kimsenin diyetine hak kazanırsınız” buyurdu. Onlar da: “Nasıl yemin edebiliriz? Hem olaya şahit olmadık hem de orada değildik” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) “Bu sefer Yahudilerden elli kişi öldürmediklerine dair yemin ederler ve kendilerini temize çıkarmış olurlar” buyurdu. Onlar da: “Ey Allah'ın Rasûlü! Kafir bir toplumun ettiği yeminlere nasıl güvenip kabul edebiliriz?” dediler. Ravi diyor ki: Rasûlullah (s.a.v) kendisinden bu diyeti ödedi. Büşeyr diyor ki: Sehl b. Ebî Hasme bana şöyle demişti. Zekat develerinden toplanan bu deve içersinden bir deve beni tekmelemişti. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
4638- Sehl b. Ebî Hasme (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdullah b. Sehl öldürülmüş olarak bulunmuştu. Onun kardeşi ve iki amcazadesi Huveyyısa ve Muhayyısa durumu anlatmak üzere Rasûlullah (s.a.v)’e geldiler. Abdurrahman konuşmaya başlayınca, Rasûlullah (s.a.v): “Büyüğünüzden başlayın konuşmaya” buyurdu. Diğer ikisi dediler ki: Ey Allah'ın Rasûlü biz Abdullah b. Sehl’i öldürülmüş ve Hayber kuyularından bir kuyuya atılmış vaziyette bulduk dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Kimden şüpheleniyorsunuz” deyince: “Yahudilerden şüpheleniyoruz” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Siz ve elli kişi yemin ederek bunu Yahudiler öldürdü der misiniz?” Onlar da: “Görmediğimiz halde nasıl yemin edebiliriz?” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Peki Yahudilerden elli kişi yemin ederek suçsuz olduklarını söylesinler” buyurdu. Bu sefer bunlar: “Onlar müşrik kimselerdir, biz onların yeminlerine nasıl güvenebiliriz?” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) onun fidyesini kendisinden ödedi. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
4639- Büşeyr b. Yesar (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle haber vermiştir: Abdullah b. Sehl el Ensarî ve Muhayyısa b. Mes’ud Hayber’e gittiler. ihtiyaçlarını görmek için birbirinden orada ayrıldılar. Abdullah b. Sehl öldürüldü. Muhayyısa kardeşi Huveyyısa ve Abdurrahman b. Sehl: Durumu anlatmak üzere Rasûlullah (s.a.v)’e geldiler ve Abdurrahman kardeşi için konuşmaya başladı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Büyüğünüz konuşsun, büyüğünüz konuşsun” buyurdular. Bunun üzerine Huveyyısa ve Muhayyısa Abdullah b. Sehl hakkında gerekeni anlattılar. Rasûlullah (s.a.v) onlara dedi ki: “Siz ve elli kişi yemin ederek arkadaşınızın diyetine ve katilin bulunmasına hak kazanırsınız.” Hadisin ravilerinden Malik diyor ki: “Yahya diyor ki: Büşeyr şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) onların diyetini kendi yanından ödedi. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
4640- Sehl b. ebi Hasme (r.a)’nin haber verdiğine göre, onun kavminden bir gurup Hayber’e gitmişlerdi. İşlerini görmek için orada birbirinden ayrılmışlardı ve sonunda kendilerinden birini öldürmüş olarak buldular.Yanlarında buldukları kimselere: “Arkadaşımızı siz mi öldürdünüz?” dediler. Onlar da: “Onu biz öldürmedik, katilini de bilmiyoruz” dediler. Onlar da, Rasûlullah (s.a.v)’in yanına gelerek en küçükleri şöyle dedi: “Ey Allah'ın Peygamberi! Hayber’e gitmiştik arkadaşlarımızdan birini öldürmüş olarak bulduk.” Rasûlullah (s.a.v): “En büyüğünüz konuşsun en büyüğünüz” buyurdu ve onlara: “Kimin öldürdüğüne dair delil getirmeniz gerekir” dedi. Onlar da: “Bizim bir delilimiz yok” dediler. “Peki Yahudiler öldürmediklerine dair yemin ederler” deyince: “Onların yeminine nasıl inanalım” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) ölen kimsenin kimvurduya gitmesini hoş görmeyerek Beyt’ül-mal de toplanan zekatlık develerden onların fidyesini ödedi. (Müslim, Kasame: 1; Ebû Davud, Diyat: 8)
4641- Amr b. Şuayb babasından ve dedesinden aktararak şöyle diyor: Muhayyısa’nın küçük oğlu Hayber kapılarından bir kapının önünde ölü olarak bulunmuştu. Rasûlullah (s.a.v) ölenin velilerine: “Kimin öldürdüğüne dair iki şahit getirin size katili teslim edeyim” dedi. Onlar da: “Ey Allah'ın Rasûlü! İki şahit nereden getirelim, kapılarının önünde ölü olarak bulunmuş” dediler. “Öyleyse elli kişi sizden yemin ederse Yahudilerin öldürdüğü belli olmuş olur” buyurdu. Bunun üzerine onlar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Nasıl yemin edebiliriz? Görmediğimiz ve bilmediğimiz bir olay üzerine” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “O Yahudilerden elli kişi öldürmediklerine yemin ederler” buyurdu. Bu sefer bunlar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Onlar Yahudi’dir onlara nasıl yemin teklif eder ve yeminlerine inanırız” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) diyetin yarısını kendisi Beyt’ül-mal’den ödemeyi diğer yarısını da Yahudilere ödettirmeyi emir buyurdu. (Dârimi, Diyat: 8)
5- KISAS
4642- Abdullah (r.a)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Sadece şu üç şeyle bir Müslüman’ın kanı (öldürülmesi) helâl olur: Katil kimse kısas yapılarak öldürülür. Evli iken zina eden taşlanarak öldürülür. Dinini terk edip irtidat eden de öldürülür.” (Ebû Davud, Hudud: 1; Müslim, Kasame: 6)
4643- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) zamanında bir adam öldürülmüştü. Katil, Rasûlullah (s.a.v)’in huzuruna çıkarılınca Rasûlullah (s.a.v), onu maktulün velisine teslim etti. Katil: “Ey Allah'ın Rasûlü! Onu bilerek öldürmedim” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) maktulün velisine: “Dikkat et eğer katil sözünde doğru ise sen de onu öldürürsen Cehenneme gidersin” deyince, Adam, katili serbest bıraktı. Ebu Hüreyre dedi ki: “O adam nis’a denilen deriden örülmüş bir urganla bağlanmıştı urganını sürükleyerek çıktı gitti. Bunun üzerine o adama “urganlı” adını verdiler. (Dârimi, Diyat: 8; Müslim, Kasame: 10)
4644- Alkame b. Vail el Hadremî babasından rivâyetle şöyle anlatıyor: birisini öldüren katili maktulün velisi yakalamış ve Rasûlullah (s.a.v)’e getirmişti. Rasûlullah (s.a.v) getiren adama: “Katili affedecek misin?” dedi. O adam da: “Hayır” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Onu öldürecek misin?” buyurdu. Adam: “Evet” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Git” dedi. Adam giderken Rasûlullah (s.a.v) çağırdı ve: “Onu affedecek misin?” buyurdu. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Diyet almak ister misin?” dedi. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Onu öldürecek misin?” buyurdu. Adam: “Evet” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Git” dedi. Adam giderken Rasûlullah (s.a.v) ona: “Bak! Eğer onu affedersen senin de öldürülen kimsenin de günahları affedilir” buyurdu. Adam katili affedip bıraktı, katil de bağlandığı urganını sürükleyerek çekip gitti. (Dârimi, Diyat: 8; Müslim, Kasame: 10)
6- BU KONUYLA ALAKALI DEĞİŞİK RİVAYETLER
4645- Vail (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Maktulün velisi katili bağladığı urganla çekip getirirken Rasûlullah (s.a.v)’in yanında idim. Rasûlullah (s.a.v), maktulün velisine “Katili affedecek misin?” buyurdu. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Diyet alır mısın?” dedi. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Onu öldürecek misin?” dedi. Adam: “Evet” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Onu götür” buyurdu. Adam katili götürürken kendiliğinden dönüp bakınca, Rasûlullah (s.a.v) onu çağırdı ve “Affeder misin?” dedi. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Diyet alır mısın?” dedi. Adam: “Hayır” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Öyleyse onu öldürecek misin?” deyince, adam: “Evet” dedi. Bu sefer Rasûlullah (s.a.v): “Onu götür” buyurdu. Adam onu götürürken: “Bak eğer onu affedersen senin de ölen kimsenin de günahları affedilmiş olur” buyurdu. Adam da onu affetti ve bırakıverdi. Katili bağlandığı ipi sürüyerek çekip gittiğini gördüm. (Dârimi, Diyat: 8; Müslim, Kasame: 10)
4646- Vail (r.a) babasından rivâyet ederek şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.v)’in yanında oturuyordum. Bir adam birinin boynuna bir urgan bağlamış getiriyordu ve şöyle dedi: “Ey Allah'ın Rasûlü! Bu adam kardeşimle beraber kuyu kazıyorlardı, kazmayı kaldırdı arkadaşının başına vurdu ve öldürdü.” Rasûlullah (s.a.v): “Onu affet” buyurdu. Adam kabul etmedi ve şöyle dedi: “Ey Allah'ın Peygamberi! Bu adam ve kardeşim kuyu kazıyorlardı, bu adam kazmasını kaldırıp arkadaşının başına vurdu ve onu öldürdü.” Rasûlullah (s.a.v): “Onu affet” buyurdu. Adam yine kabul etmedi ve kalkıp şöyle dedi: “Ey Allah'ın Rasûlü! Bu adam ve kardeşim kuyu kazıyorlardı. Bu adam kazmasını kaldırdı -sanki o sahneyi görüyor gibiyim- ve arkadaşının kafasına vurdu ve onu öldürdü” deyince Rasûlullah (s.a.v), tekrar: “Onu affet” buyurdu. Adam kabul etmeyince, Rasûlullah (s.a.v): “Git onu öldürürsen sen de onun gibi olursun” buyurdu. Adam katili çıkardı biraz gidince, O’na: “Rasûlullah (s.a.v), ne söyledi duymuyor musun?” dedik. Bunun üzerine döndü ve: “Onu öldürürsem onun gibi mi olurum” deyince, Rasûlullah (s.a.v): “Evet eğer öldürürsen onun gibi olursun” buyurdu ve yine: “Onu affet” dedi. Böylece katil affolup boynundaki urganı sürükleyerek çekip gitti. (Dârimi, Diyat: 8; Müslim: Kasame: 10)
4647- Alkame b. Vail babasından haber verdiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’in yanında oturduğum bir sırada bir adam bir adamı bağladığı bir urganla çekerek getirdi ve şöyle dedi: “Ey Allah'ın Rasûlü! Bu adam kardeşimi öldürdü.” Rasûlullah (s.a.v), o adama: “Onu öldürdün mü?” buyurdu. Katil bir şey söylemeden maktulün velisi: “Ey Allah'ın Rasûlü! Eğer o itiraf etmezse delil ile ispat ederim” dedi. Katil: “Evet onu ben öldürdüm” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Onu nasıl öldürdün?” buyurdu. O da: “Onunla bir ağaçtan odun kesiyorduk bana sövdü, beni kızdırdı, ben de balta ile kafasına vurdum” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v), ona: “Kendini kurtarmak için fidye verebilecek malın var mı?” buyurdu. Adam: “Ey Allah'ın Rasûlü! Baltam ve elbisemden başka hiçbir şeyim yok” dedi. Rasûlullah (s.a.v) ona şöyle dedi: “Ne dersin? Kavmin diyetini vererek seni kurtarabilir mi?” Adam: “Kavmimin yanında ben öldürdüğüm adamdan daha değersizim” dedi. Rasûlullah (s.a.v) katilin urganını adama atarak ona: “Al adamını” dedi. Adam katili alıp giderken Rasûlullah (s.a.v): “Eğer onu öldürürsen onun gibi olursun” buyurunca ashap adamın arkasından yetişerek şöyle dediler: “Ne yapıyorsun? Yazıklar olsun sana, Rasûlullah (s.a.v) eğer onu öldürürsen onun gibi olursun” buyurdular. Adam bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v)’in yanına dönerek şöyle dedi: “Ey Allah'ın Rasûlü! Bana bunu öldürürsen onun gibi olursun dediğini söylediler, ben onu Senin emrinle alıp götürüyorum. Rasûlullah (s.a.v), adama: “Senin ve ölen kardeşinin günahını götürmesini istemez misin?” dedi. Adam: “Evet isterim” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Öyleyse affet” dedi. Adam: “Öyleyse dediğin gibidir” dedi. (Dârimi, Diyat: 8; Müslim: Kasame: 10)
4648- Alkame b. Vail babasından naklediyor. Rasûlullah (s.a.v)’e birisini öldüren bir katil getirilince onu kısas olarak öldürmesi için maktulün velisine teslim etti, yanındakilere de: “Katil de maktul de Cehennemdedir” buyurdu. Bunu işitenlerden birisi adamın peşinden gitti. Rasûlullah (s.a.v)’in söylediğini iletti. Adam, katili bıraktı katil serbest bırakılınca urganını sürükleyerek gitti. Bunu Habib’e hatırlatınca şöyle dedi: Bana Said b. Eşva nakletti ve şöyle dedi: “Rasûlullah (s.a.v) o adama affetmesini emretmişti.” (Dârimi, Diyat: 8; Müslim, Kasame: 10)
4649- Enes b. Malik (r.a)’ten rivâyete göre, bir adam velisini öldüren bir katili Rasûlullah (s.a.v)’in yanına getirince, Rasûlullah (s.a.v) ona: “Katili affet” demişti. O da bunu kabul etmeyince, “Öyleyse diyet al” buyurdu. Adam bunu da kabul etmeyince: “Götür, onu öldür sen de onun gibisin” buyurdu. Adam gidince birisi peşinden giderek adama: Rasûlullah (s.a.v), sana: “Götür onu öldür sen de onun gibisin” dediğini duymadın mı? deyince, adam katili bırakıverdi. Katil bağlı olduğu urganı sürüyerek yanımdan geçti gitti.” (Dârimi, Diyat: 8; Müslim, Kasame: 10)
4650- Abdullah b. Büreyde (r.a)’nin babasından rivâyete göre, bir adam Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek yanındaki birine işaret ederek: “Bu adam kardeşimi öldürdü” dedi. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Git kardeşini öldürdüğü gibi sen de onu öldür” buyurdu. Bunun üzerine katil kendini öldürecek adama: “Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşı, beni affet, beni affetmek sana daha çok sevap kazandırır ve ahirette senin ve kardeşin için daha hayırlı olur” deyince, adam katili serbest bıraktı. Abdullah b. Büreyde diyor ki: Bu durum Rasûlullah (s.a.v)’e bildirildiğinde Rasûlullah (s.a.v) ona sordu, o da olup biteni anlatınca ona: “Bu adamın seni öldürmesi senin için kıyamet gününde öldürdüğün adamın: “Ya Rabbi bu adama sor beni neden dolayı öldürdü?” diyerek hakkını istemesinden daha hayırlı idi” buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
7- NE ZAMAN İNSANLAR ARASINDA HÜKÜM VERECEK OLURSANIZ ADALETLE HÜKMEDİNİZ…(Nisâ 58) AYETİNİN YORUMU
4651- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Kurayza ve Nadîr kabileleri vardı, Nadîr Kurayza’dan daha üstün idi. Kurayza’dan bir adam Nadîrli birini öldürdü mü öldürülür, Nadîr’den bir adam Kurayza’dan birini öldürdü mü yüz ölçek hurma verirdi. Rasûlullah (s.a.v) Medine’ye hicret edip geldikten sonra Nadir kabilesinden bir adam Kurayza’dan birini öldürdü. Kureyzalılar: “Katili bize verin öldürelim” deyince, Nadîrliler eski adetleri üzere katili teslim etmek istemeyerek: “Aramızda Peygamber (s.a.v) var” dediler ve davalarının halledilmesi için Ona müracaat ettiler. O sırada Nisâ sûresi 58. ayeti nazil oldu. “Adalet cana candır yani kısastır.” Daha sonra da Mâide 50. ayeti nazil oldu. “Yoksa onlar hala İslâm’ın karşıtı cahiliyye kanunları ile mi yönetilmek istiyorlar…” (Ebû Davud, Diyat: 1)
4652- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, Mâide sûresi 42. ayeti olan “…Onlar arasında hükmedersen adaletle hükmet. Allah adil davrananları sever” ayeti Nadîr ile Kureyza arasındaki diyet hakkında indi çünkü Nadîrlilerin maktulleri şerefli sayılıyor ve tam diyet ödeniyordu. Kureyza oğullarının maktullerine ise diyetin yarısı ödeniyordu. Bu konuda davalarının halledilmesi için Rasûlullah (s.a.v)’i hakem tayin ettiler ve o sırada yukarıdaki ayetler nazil oldu. Rasûlullah (s.a.v) davalarını hak üzere gördü ve diyeti eşit kıldı. (Ebû Davud, Diyat: 1)
8- ÖLDÜRME İŞİNDE KÖLE İLE HÜR BİR OLUR MU?
4653- Kays b. Ubâde (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Eşter ile birlikte Ali’nin yanına giderek kendisine: “Rasûlullah (s.a.v)’in başkalarına söylemediği sadece sana söylediği bir şey var mı?” dedik. “Hayır sadece yazdığım şu şey var” dedi ve kılıcının kınından yazdığı şeyi çıkardı, orada şunlar yazılıydı: “Mü’minlerin kanları kısas ve diyetle müsavidir. Onlar düşmanlarına karşı tek vücut ve kuvvetlidirler, onlardan en aşağı durumda oranı bile düşmana eman verebilir. Dikkat edin! Kafire karşı Mü’min öldürülmez. Kafirlerden zimmî ve müstemen gibi Müslümanlarla anlaşması olan kimseler de öldürülmez. Kim bid’at çıkarırsa o kendisine eder kim de bir bid’at çıkaranı himaye ederse Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun.” (Ebû Davud, Diyat: 10; Tirmizî, Diyat: 16)
4654- Ali (r.a)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Mü’minlerin kanları kısas ve diyetle müsavidir. Onlar düşmanlarına karşı tek vücut olup kuvvetlidirler. Onlardan en aşağı durumda olanı bile düşmana eman verebilir. Kafire karşılık bir Mü’min öldürülmez. Kafirlerden Zimmî ve müstemen gibi Müslümanlarla anlaşması olan kimseler de öldürülmez.” (Ebû Davud, Diyat: 10; Tirmizî, Diyat: 16)
9- KÖLESİNİ ÖLDÜRENE KISAS YAPILIR MI?
4655- Semure (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kim kölesini öldürürse biz de onu öldürürüz, kim kölesinin bir organını keserse biz de onun organını keseriz. Kim kölesini iğdiş ederse biz de onu iğdiş ederiz.” (Ebû Davud, Diyat: 10; Tirmizî, Diyat: 16)
4656- Semure (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kim kölesini öldürürse biz de onu öldürürüz, kim de kölesinin bir organını keserse biz de onun bir organını keseriz.” (Ebû Davud, Diyat: 10; Tirmizî, Diyat: 16)
4657- Semure (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kim kölesini öldürürse biz de onu öldürürüz, kim de kölesinin bir organını keserse biz de onun bir organını keseriz.” (Ebû Davud, Diyat: 10; Tirmizî, Diyat: 16)
10- KADINA KARŞI KADIN ÖLDÜRÜLÜR MÜ?
4658- Ömer (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’in kısas hakkında verdiği hükümleri karıştırıyordum o sırada Hamel b. Malik kalktı ve şöyle anlattı: “İki kadının odalarının arasında olduğum bir sırada kadının biri diğerine çadırının kazığı ile vurdu ve kadını ve karnındaki çocuğu öldürdü. Rasûlullah (s.a.v) o kadının öldürülmesini çocuğun yerine de diyet olarak bir köle ve cariye verilmesini hükmetti.” (İbn Mâce, Diyat: 11)
11- BİR KADINA KARŞILIK ERKEK ÖLDÜRÜLÜR MÜ?
4659- Enes (r.a)’ten rivâyete göre, Bir Yahudi ziynetlerini almak için bir kızı öldürmüştü. Rasûlullah (s.a.v) de o kıza karşılık Yahudi’ye kısas uyguladı. (İbn Mâce, Diyat: 24; Ebû Davud, Diyat: 21)
4660- Enes (r.a)’ten rivâyete göre, bir Yahudi genç kızın ziynetini alıp kafasını iki taş arasında ezmişti. Kız ölmek üzere iken yanına gelenler şüphelendikleri kimseleri seni öldüren şu mu bu mu diye gösterdiler, kendisini o duruma sokan Yahudi gelince “Evet budur” demişti. O Yahudi de suçunu itiraf edince Rasûlullah (s.a.v)’de onun başının ezilmesini emretti. (İbn Mâce, Diyat: 24; Ebû Davud, Diyat: 21)
4661- Enes b. Malik (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Üzerindeki ziynet eşyasını almak için bir Yahudi, kızın kafasını ezmişti. Son nefesinde kızın yanına gidenler onu Rasûlullah (s.a.v)’e getirdiler. Rasûlullah (s.a.v) kıza: “Seni filan mı öldürdü?” kız başıyla hayır diye işaret etmişti. Rasûlullah (s.a.v) “Falan mı? filan mı?” diye sorunca, vuran Yahudi’nin ismi anılınca başıyla “Evet” dedi. Yahudi yakalanıp suçunu itiraf edince, Rasûlullah (s.a.v)’in emri üzerine Yahudi’nin kafası iki taş arasında ezildi. (İbn Mâce, Diyat: 24; Ebû Davud, Diyat: 21)
12- KAFİRİ ÖLDÜREN MÜSLÜMANA KISAS YAPILIR MI?
4462- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Üç şey dışında hiç bir şey Müslüman’ın kanını helâl kılmaz. Evli kimse zina ederse taşlanarak öldürülür. Bilerek Müslüman öldüren kimse kısas yapılarak öldürülür. İslâm’dan çıkıp mürted olan, Allah’a ve elçisine savaş açan kimse de ya öldürülür veya asılır veya sürgün edilir.” (Müsned: 24518)
4663- Şa’bî (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebu Cuheyfe’den işittim şöyle diyordu: Ali’ye: “Rasûlullah (s.a.v)’den Kur’an’dan başka duyduğun bir şey var mı?” diye sorduğumuzda şöyle dedi: “Tohumu çatlatan, canlıyı yaratan Allah’a yemin ederim ki hayır bir şey yoktur ancak Allah’ın kuluna Kitab’ını anlama kabiliyetini vermesi ve bir de şu sahifeden yazılı olanlar vardır. Sahife de neler var” dedim şöyle dedi: “Diyet, esirlerin kurtarılması ve kafire karşılık Müslüman’ın öldürülmemesi konuları vardır.” (Müsned: 24518)
4664- Ebu Hassan (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Ali dedi ki: “Kılıcımın kınındaki sahifeden başka Rasûlullah (s.a.v) bana başkalarına söylemediği bir vasiyet yapmadı dedi. Oradakiler ısrarla onu görmek isteyince sahifeyi çıkardı. Orada şunlar yazılı idi: “Mü’minlerin kanları eşittir. Mü’minlerden en aşağı da olan biri bile düşmana emân verebilir, onlar düşmanlara karşı tek vücut gibidirler. Bir kafiri öldüren Müslüman kısas yapılarak öldürülmez, anlaşma yapılan kimseler de anlaşmalarına sadık kaldıkları sürece onlar da öldürülmez.” (Müsned: 24518)
4665- Eşter (r.a)’den rivâyete göre, bizzat kendisi Ali’ye şöyle demiştir: “Senden duyulan şeyler insanlar arasında yayılıyor eğer Rasûlullah (s.a.v)’in sana bir vasiyeti varsa bize söyle” deyince, Ali: “Rasûlullah (s.a.v)’in bana insanlara söylemediği bir vasiyeti yoktur sadece kılıcımın kınındaki sahifede yazılı olanlar vardır” dedi. Orada şunlar yazılıydı: “Mü’minlerin kanları eşittir. En aşağı görülen biri bile düşmana eman verebilir, kafire karşılık Mü’min öldürülmez. Anlaşma yapılan kimse de ahdine vefa gösterdiği sürece öldürülmez.” (İbn Mâce, Diyet: 21)
13- EMÂN VERİLEN KİMSE ÖLDÜRÜLMEZ
4666- Ebu Bekre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim haksız yere ahid verdiği kimseyi öldürürse, Allah ona Cenneti haram kılar.” (İbn Mâce, Diyet: 33; Tirmizî, Diyet: 11)
4667- Ebu Bekre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim sebepsiz yere ahid verdiği kimseyi öldürürse, Allah ona Cennetin kokusunu bile haram kılar.” (İbn Mâce, Diyet: 32; Müsned: 19512)
4668- Rasûlullah (s.a.v)’in ashabından bir adamdan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim zimmîlerden birini öldürürse, Cennetin kokusunu bile alamaz halbuki Cennetin kokusu yetmiş yıllık mesafeden alınır.” (Müsned: 22147; İbn Mâce, Diyet: 32)
4669- Abdullah b. Amr (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim zimmîlerden birini öldürürse, Cennetin kokusunu duyamaz halbuki Cennetin kokusu yetmiş yıllık mesafeden alınır.” (Tirmizî, Diyet: 11; İbn Mâce, Diyet: 33)
14- ÖLÜM DIŞINDAKİ CİNAYETLERDE KÖLE İLE EFENDİ ARASINDAKİ UYGULAMA NASILDIR?
4670- Imran b. Husayn (r.a)’dan rivâyete göre, fakir ailelerden birinin kölesi zengin ailelerden birinin kölesinin kulağını kesmişti. Rasûlullah (s.a.v)’e şikayete geldiklerinde onlara bir şey ödettirmedi. (Dârimi, Diyet: 14; Ebû Davud, Diyat: 27)
15- DİŞE KARŞI İŞLENEN CİNAYETLERDEKİ UYGULAMA
4671- Enes (r.a)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) diş kıran kimseye kısas yapılmasına hüküm verdi ve şöyle buyurdu: “Allah’ın Kitab’ına göre kısas gerekir.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4672- Semure (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v): “Kölesini öldürene kısas yapar biz de onu öldürürüz, kölesinin bir organını kesen kimsenin biz de aynı organını keseriz” buyurdu. (Ebû Davud, Diyat: 7; Tirmizî, Diyet: 18)
4673- Semure (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim kölesini iğdiş yaparsa biz de onu iğdiş yaparız. Kim de kölesinin bir organını keserse biz de onun o organını keseriz.” (Ebû Davud, Diyat: 7; Tirmizî, Diyet: 18)
4674- Enes (r.a)’ten rivâyete göre, Rübeyyi’ın kız kardeşi Ümmü Harise bir adamı yaralamış ve Rasûlullah (s.a.v)’in yanına davalarının görülmesi için gelmişlerdi. Rasûlullah (s.a.v): “Kısas gerekir kısas gerekir” demişti. Ümmü Rübeyyi: “Ey Allah'ın Rasûlü! Falan yüzünden ona kısas mı yapılacak? Hayır vallahi ona hiçbir zaman kısas yapılamaz” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Süphanallah, Ey Ümmü Rübeyyi (hüküm) Allah’ın Kitab’ındaki emridir” buyurdu. Kadın: “Hayır, vallahi ona kısas yapılamaz” dedi. Karşı taraf diyeti kabul edinceye kadar bu sözünde diretti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Allah’ın öyle kulları vardır ki Allah’a yemin etseler Allah onların yeminlerini boşa çıkarmaz” buyurdu. (Müslim, Kasame: 5; İbn Mâce, Diyet: 16)
16- ÖN DİŞLER İÇİN KISAS GEREKİR Mİ?
4675- Enes (r.a) anlatıyor: “Halam, bir kızın ön dişini kırmış Rasûlullah (s.a.v)’de kısas yapılmasını emretmiş. Erkek kardeşi Enes b. Nadr Rasûlullah (s.a.v)’e: “Falanın dişi mi kırılacak? Hayır, Seni hak dinle gönderen Allah’a yemin ederim ki, onun dişi kırılmamalı” dedi. Daha önce dişi kırılan kimsenin ailesinden affetmelerini veya diyet almalarını rica etmişler onlar da kabul etmemişlerdi. Uhud savaşında şehid olan amcam Enes yemin edince affetmeye razı oldular. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Allah’ın kullarından öyle kimseler var ki Allah’a yemin etseler Allah yeminlerini boşa çıkarmaz” buyurdu. (Müslim, Kasame: 5; İbn Mâce, Diyet: 16)
4676- Enes (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rübeyyi bir kızın dişlerini kırmıştı. Onlardan affedilmelerini istediler onlar bunu kabul etmediler, diyet almalarını istediler yine kabul etmediler. Rasûlullah (s.a.v)’in yanına geldiler. O da kısas yapılmasını emretti. Enes b. Nadr dedi ki: “Ey Allah'ın Rasûlü! Rübeyyi’ın dişi mi kırılacak? Hayır, Seni hak dinle gönderen Allah’a yemin olsun ki dişi kırılmayacak.” Rasûlullah (s.a.v): “Ey Enes! Allah’ın Kitab’ı kısası emrediyor” buyurdu. Dişi kırılanın yakınları razı oldular ve affettiler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Allah’ın kullarından öyle kimseler var ki Allah’a yemin etseler Allah onların yeminlerini boşa çıkarmaz.” (Müslim, Kasame: 5; İbn Mâce, Diyet: 16)
17- ISIRMAK SURETİYLE BİR CİNAYET İŞLENMİŞSE KISAS OLUR MU?
4677- Imran b. Husayn (r.a)’dan rivâyete göre, bir adam başka birinin kolunu ısırmış o da kolunu çekince ısıranın ön dişi düşmüş -veya ön dişleri düşmüş- Dişi düşen adam Rasûlullah (s.a.v)’e şikayete gelince, Rasûlullah (s.a.v) ona: “Ne yapmamı emredersin? Ona emredip kolunu ağzına vermesini seninde onun elini deve gibi koparmasını mı istiyorsun? İstersen elini ağzına ver ısırınca çek” buyurdu. (Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20)
4678- Imran b. Husayn (r.a)’dan rivâyete göre, Bir adam bir adamın kolunu ısırmış diğeri de kolunu asılınca bu adamın dişi kopmuştu. Rasûlullah (s.a.v)’in huzuruna mahkeme olmak üzere çıkarıldılar. Rasûlullah (s.a.v) böyle bir şey olmayacağını söyleyerek davayı iptal etti ve şöyle buyurdu: “Kardeşinin etini deve gibi ısırıp koparmak mı istiyorsun?” (Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20)
4679- Imran b. Husayn (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir adam bir adamı kolundan ısırdı o da kolunu çekince dişi koptu. Davalaşarak Rasûlullah (s.a.v)’in huzuruna çıktılar. Rasûlullah (s.a.v)’de şöyle buyurdu: “Biriniz kardeşinizi deve ısırır gibi ısıracak öyle mi? Onun diyeti yoktur.” (Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20)
4680- Imran b. Husayn (r.a)’dan rivâyete göre, Ya’la şöyle demiştir: Bir adam diğerini ısırdı ve onun da dişleri döküldü. Rasûlullah (s.a.v)’de onlara: “Diyet yoktur” buyurdular. (Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20)
4681- Imran b. Husayn (r.a)’dan rivâyete göre, Bir adam bir adamı bileğinden ısırdı onun da dişi düştü. Peygamber (s.a.v)’e gelerek durumu anlattılar. Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Sen kardeşinin bileğini deve gibi ısırıp koparacak mısın?” O davayı iptal etti. (Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20)
18- NEFSİ MÜDAFA ETMEK GEREKİR
4682- Ya’la b. Münye (r.a)’den rivâyete göre, Ya’la bir adamla dövüşüyor ve kolunu ısırıyor o da onun ağzından elini çekince dişi düşüyor, durumu Rasûlullah (s.a.v)’in huzuruna götürüyorlar. Rasûlullah (s.a.v)’de şöyle buyuruyor: “Deve gibi birbirinizi mi ısırıyorsunuz?” Davayı reddedip iptal etti. (Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20)
4683- Ya’la b. Münye (r.a)’den rivâyete göre, Temim oğullarından bir adam birisiyle kavga ediyor ve elini ısırıyor o da elini kurtarmak için çekince diğerinin dişi düşüyor. Rasûlullah (s.a.v)’e şikayete geldiklerinde Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Biriniz bir diğer kardeşinizi deve gibi ısırıyor öyle mi?” davayı iptal etti ve reddetti. (Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20)
19- ISIRMA KONUSUNDA DEĞİŞİK RİVAYETLER
4684- Ya’la ve Ümeyye (r.anhüma)’dan rivâyete göre, şöyle demişlerdir: Rasûlullah (s.a.v) ile birlikte Tebük savaşına çıkmıştık. Beraberimizdeki bir arkadaşımız Müslümanlardan birisiyle kavga etti. O adam bunun kolunu ısırdı o da kolunu onun ağzından kurtarmak için çekince dişi döküldü. Bunun üzerine o kimse gidip Rasûlullah (s.a.v)’den dişinin diyetini isteyince, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Hem gidip deve gibi kardeşinin kolunu ısırıyor hem de gelip diyet istiyor, onun için diyet yoktur” böylece davayı iptal etti. (Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20)
4685- Safvan b. Ya’la (r.a)’nın babasından rivâyet ettiğine göre; Bir adam bir adamın elini ısırmıştı o da onun ağzından elini çekince dişi döküldü. Rasûlullah (s.a.v)’e geldiler, O da davayı iptal etti. (Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20)
4686- Ya’la (r.a)’dan rivâyete göre, bir adam ücretle bir işçi tutmuştu. O adamla kavga edip elini ısırmıştı elini çekince dişi dökülmüştü. Rasûlullah (s.a.v)’in huzuruna geldiler ve şikayette bulundular. Rasûlullah (s.a.v)’de “Elini ağzında bıraksaydı da deve gibi koparsaydın öyle mi? buyurdular. (Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20)
4687- Safvan b. Ya’la (r.a), babasından rivâyet ederek şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) ile birlikte Tebük savaşında savaşa katılmıştım bu arada da bir işçi tutmuştum. Benim işçi, bir adamla kavga edip onun parmağını ısırmıştı. O da elini çekince dişleri dökülmüştü. Rasûlullah (s.a.v)’e gelip durumu anlattıklarında Peygamber (s.a.v)’de o davayı iptal etti. (Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20)
4688- Ya’la b. Ümeyye (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) ile beraber Ceyşül Usre = Tebük seferinde bulunmuştum. Bu hayatımda en güvendiğim amelimdir. Yanımdaki hizmetçim bir adamla kavga etti, onlardan biri diğerinin parmağını ısırdı o da parmağını kurtarmak için parmağını çekince onun ön dişini söktü ve dişi düştü. Dişi düşen Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek: Şikayette bulundu. Rasûlullah (s.a.v)’de ona şöyle dedi: “Elini ağzında bıraksaydı da koparsaydın öyle mi?” (Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20)
4689- Safvan b. Ya’la b. Münye (r.a)’den rivâyete göre, Ya’la b. Münye’nin hizmetçisi başka bir kimsenin kolunu ısırmıştı, o da kolunu onun ağzından kurtarmak için çekince dişi düşmüştü. Durumu Rasûlullah (s.a.v)’e götürdüler. Rasûlullah (s.a.v) davayı iptal etti ve şöyle buyurdu: “Elini ağzında bıraksaydı da deve gibi elini koparsaydın öyle mi?” (Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20)
4690- Safvan b. Ya’la (r.a)’dan rivâyete göre, babası Rasûlullah (s.a.v) ile birlikte Tebük savaşına katılmıştı. Bir hizmetçi tutmuştu, o da bir adamla kavgaya tutuştu ve o adamın kolunu ısırdı o ısırmadan dolayı acı çekince elini çekti ve diğerinin dişi döküldü. Durumu Rasûlullah (s.a.v)’e götürdüler, O da şöyle buyurdu: “Biriniz birinizi bile bile deve gibi ısıracak öyle mi?” Davayı iptal etti dökülen dişte boşa gitti. (Ebû Davud, Diyat: 24; İbn Mâce, Diyet: 20)
20- BAZI İŞLENEN CİNAYETE KARŞI KISAS VARMIDIR?
4691- Ebu Said el Hudrî (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) yanımızda iken bir şey dağıtılıyordu. Bir adam daha önce almak için Rasûlullah (s.a.v)’in yanına yaklaştı ve oraya yüzüstü kapandı. Rasûlullah (s.a.v)’de onu bir hurma sapı ile dürttü. Adam kalkıp çıkınca Rasûlullah (s.a.v), adama: “Gel benden öcünü al” buyurunca, Adam: “Affettim ey Allah'ın Rasûlü” dedi. (Ebû Davud, Diyat: 15)
4692- Ebu Said el Hudrî (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) aramızda bir şey dağıtıyordu. Bir adam dağıtılanlardan almak için oraya atıldı ve yüz üstü kapaklandı. Rasûlullah (s.a.v)’de yanında bulunan bir hurma dalı ile onu dürttü. Adam bağırınca Rasûlullah (s.a.v): “Gel benden öcünü al kısas yap” buyurdu. Adam da: “Affettim ey Allah'ın Rasûlü” dedi. (Ebû Davud, Diyat: 15)
21- TOKAT ATMADAN DOLAYI KISAS OLUR MU?
4693- İbn Abbas (r.a) anlatıyor: Bir adam Abbas’ın cahiliyye’de ölen babasına sövdü. Abbas’ta ona bir tokat atmıştı. Bunun üzerine o adamın akrabaları gelerek şöyle dediler: “Abbas’ın vurduğu gibi o da Abbas’a vurmalıdır değilse silahlarımızla onu öldürürüz.” Durum Rasûlullah (s.a.v)’e ulaşınca minbere çıktı ve: “Ey İnsanlar! Allah katında en değerli insan kimdir? Biliyor musunuz” deyince, Ashab: “Sensin” dediler. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Abbas benim ailemden ben de onun ailesindenim, ölmüşlerimize sövmeyin ki dirilerimiz üzülmesinler.” Bunun üzerine Abbas’a karşı ayaklananlar: “Ey Allah'ın Rasûlü! Seni gücendirmekten Allah’a sığınırız. Bizim için Allah’tan af dile” dediler. (Müsned: 2598)
22- ÇEKMEKTEN DOLAYI İZ OLURSA KISAS GEREKİR Mİ?
4694- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Mescid de Rasûlullah (s.a.v) ile birlikte oturuyorduk O kalkınca biz de kalkardık. Bir gün kalktı biz de kalktık. Mescidin ortasına varınca bir adam, Rasûlullah (s.a.v)’in hırkasından tuttu ve hızlıca çekti hırkası kalın kumaştan yapılmıştı sert olduğu için boynu kızarmıştı. O adam Rasûlullah (s.a.v)’e: “Ey Muhammed şu iki deveme yiyecek yüklet çünkü Sen ne kendi malından ne de babanın malından veriyorsun” deyince Rasûlullah (s.a.v): “Hayır! Allah’tan bağışlanmamı isterim. Boynumu kızartmandan dolayı kısas yapılmadıkça develerine bir şeyler yükletmem” buyurdu. Bunun üzerine bedevi: “Hayır kıyas yaptırmam” dedi. Rasûlullah (s.a.v) sözünü üç defa tekrarladı üçünde de bedevi: “Hayır vallahi kısas yaptırmam” diyordu. Bedevinin bu ısrarını duyunca hızlıca onun üzerine yürüdük. O sırada Rasûlullah (s.a.v) bize dönerek, şöyle buyurdu: “Sözümü işiten herkes kendisine izin vermeden yerinden kımıldamamasına karar verdim” diyerek oradakilerden birine: “Ey Filan! Bedevinin bir devesine arpa diğer devesine de hurma yükle” buyurdu. Daha sonra da: “Dağılın” buyurdu. (Ebû Davud, Edeb: 1)
23- DEVLET BÜYÜKLERİNE DE KISAS YAPILIR MI?
4695- Ömer (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v)’in kendisine kısas yaptırmak istediğini gördüm.” (Ebû Davud, Diyat: 15)
24- DEVLETİN İZNİ OLMADAN KISAS YAPILAMAZ
4696- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v), ebu Cehm b. Huzeyfe’yi zekat toplama göreviyle göndermişti. Ebu Cehm gittiği yerde zekat konusunda münakaşa eden birine vurmuştu. Bunun üzerine o adam arkadaşlarıyla birlikte Rasûlullah (s.a.v)’e geldiler ve kısas isteriz Ey Allah'ın Rasûlü! dediler. Rasûlullah (s.a.v)’de “Kısas yerine şunu veya şunu alın” buyurdu. Razı olmadılar tekrar: “Şunu ve bunu da alın” buyurunca kabul ettiler. Rasûlullah (s.a.v) onlara: “Bu meseleyi insanlara duyuracağım” buyurdu. Onlar da: “Olur” dediler. Rasûlullah (s.a.v) şöyle konuştu: “Bu adamlar bana geldiler kısas istediler. Ben de onlara şunları alın dedim razı oldular.” Demesi üzerine onlar: “Hayır kabul etmiyoruz” dediler. Muhacirler o adamların üzerine yürüyeceklerdi. Rasûlullah (s.a.v) muhacirlere: “Ellerini onlardan çekmelerini emretti onlar da ellerini çektiler, onları çağırdı ve razı mısınız?” buyurdu. Onlar da: “Evet” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Bu durumu insanlara duyuracağım” buyurdu. Onlar da: “Konuş ve bildir” dediler. Rasûlullah (s.a.v) yine insanlara konuşup anlattı ve o kimselere tekrar sordu: “Aldıklarınıza razı mısınız?” Onlar da: “Evet” dediler. (Ebû Davud, Diyat: 13; İbn Mâce, Diyet: 10)
25- KILIÇ DIŞINDA DA KISAS UYGULAMASI OLUR MU?
4697- Enes (r.a)’ten rivâyete göre, Bir Yahudi, üzerinde ziynet eşyası bulunan bir kızı görüyor ve onu taşla öldürerek ziynetlerini alıyor, ölmek üzere olan kızın yanına Rasûlullah (s.a.v) götürülüyor ve ona şöyle soruyor: “Seni falan kimse mi öldürdü?” -hadisin ravilerinden Şu’be başıyla işaret ederek kızın hareketini aktarıyordu- Kız, hayır diye işaret etti. “Peki falan mı öldürdü?” dediklerinde -yine Şu’be başıyla anlatıyordu- Kız yine: “Hayır” dedi. “Falan mı öldürdü denildiğinde -Şube yine başıyla anlattı- Kız: “Evet” işareti yaptı. Rasûlullah (s.a.v), Yahudi’yi getirtip kafasını iki taş arasında ezdirerek öldürülmesini emretti. (Ebû Davud, Diyat: 13; İbn Mâce, Diyet: 10)
4698- Kays (r.a)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) Has’am kabilesinden bir guruba karşı bir müfreze göndermişti. Oradakilerden bir kısmı secde ederken Müslüman olduklarını belirterek öldürülmemelerini isteseler de çarpışma sırasında öldürüldüler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) onların diyetlerinin yarısını ödemelerini Müslümanlara emretti ve: “Ben müşrikler arasında yaşayan Müslümanlardan uzağım. Müslümanlarla müşriklerin ateşleri birbirlerine görülmeyecek kadar uzak olsunlar” buyurdu. (Ebû Davud, Diyat: 17; Tirmizî, Siyer: 42)
26- Bakara 178. ayetinin yorumu: “BUNUNLA BERABER KİM ÖLDÜRÜLENİN KARDEŞİ VEYA VELİLERİ TARAFINDAN AFFEDİLİRSE O ZAMAN AFFEDENİN DİNİN ÖNGÖRDÜĞÜ DİYETİ İSTEMESİ AFFEDİLENİN DE ONU GÜZELCE ÖDEMESİ GEREKİR…”
4699- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: İsrailoğulları zamanında kısas vardı, diyet vermek yoktu. Bu konuda Allah, Bakara 178. ayetini indirdi: “Ey iman edenler, öldürme olaylarında adil karşılık olan kısas size farz kılındı. Hüre karşı hür, köle kadın için köle kadın öldürülür. Bununla beraber kim öldürülenin kardeşi veya velileri tarafından affedilirse o zaman affedenin dinin öngördüğü diyeti istemesi affedilenin de onu güzelce ödemesi gerekir…” Affetmek bilerek öldürmede diyeti kabul etmek demektir. Allah’ın istediği şekilde ödemeye uymak demektir. Karşı tarafta güzellikle diyeti ödemelidir. Bu Rabbinizden size bir rahmet ve hafifletme demektir. Ve sizden öncekilere farz kılınanlardan daha kolaydır, onlara farz kılınan sadece kısastı o zaman diyet yoktu. (Buhârî, Tefsir: 19)
4700- Mücahid (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: “Öldürme olaylarında adil karşılık olan kısas size farz kılındı, hüre karşı hür…” (Bakara 178.) İsrailoğullarında diyet yoktu onlara sadece kısas farz kılınmıştı. Allah bu ümmete kolaylık olsun için İsrailoğullarında olmayan diyet hükmünü indirdi. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
27- KISASTA AFFETMEK TAVSİYE EDİLİR
4701- Enes (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’e kısas talebi için gelenlere affetmelerini emrederdi. (Ebû Davud, Diyat: 3; İbn Mâce, Diyet: 35)
4702- Enes b. Malik (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’e her kısas gerektiren davada kendisine gelenlere affetmelerini emrederdi. (Ebû Davud, Diyat: 3; İbn Mâce, Diyet: 35)
28- ÖLDÜRÜLENİN VELİSİ KISASTAN VAZGEÇERSE BİLE BİLE ÖLDÜRENDEN DİYET ALINIR MI?
4703- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kimin bir yakını öldürülürse iki şeyden hayırlısını talep eder yani ya katile kısas yapılmasını ister veya diyet verilmesini…” (Ebû Davud, Diyat: 4; İbn Mâce, Diyet: 35)
4704- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kimin bir yakını öldürülürse iki şeyden hayırlısını talep eder yani ya katile kısas yapılmasını ister veya diyet verilmesini…” (Ebû Davud, Diyat: 4; İbn Mâce, Diyet: 35)
4705- Ebu Seleme (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kimin bir yakını öldürülürse iki durumdan birini yapmakta serbesttir. Ya fidye alır ya da kısas ister.” (İbn Mâce, Diyet: 35; Ebû Davud, Diyat: 4)
29- KADIN KISASI DİYETE ÇEVİREBİLİR
4706- Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Öldürülen kimsenin velileri kısastan vazgeçip diyeti talep etmeliler. Aralarında biri bir kadın bile olsa affederse kısas düşer diyet almaları gerekir.” (Ebû Davud, Diyat: 16)
30- TAŞLA VE KIRBAÇLA ÖLDÜRÜLENİN DİYETİ NASILDIR?
4707- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim bilinmeyen bir sebeple veya bir şey atmakla taşla, değnekle ve kırbaçla öldürülürse, onun diyeti kasıtsız hata ile öldürme diyetidir. Kim bile bile öldürülürse kısas yapılır. Kim katile kısas yapılmasına engel olursa Allah’ın meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun ondan ne tevbe kabul edilir ne de fidye. (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
4708- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Kim bilinmeyen bir sebeple veya bir şey atmakla veya taşla veya kamçı ile veya değnekle öldürülürse, onun diyeti kasıtsız hata ile öldürme diyetidir. Kim bile bile öldürülürse kısas yapılır. Kim katile kısas yapılmasına engel olursa Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onlar üzerine olsun, ondan ne tevbe kabul edilir ne de fidye.” (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
31- BİLE BİLE ÖLDÜRMEYE BENZEYEN HATAEN ÖLDÜRMENİN DİYETİ NE KADARDIR?
4709- Abdullah b. Amr (r.a)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bile bile öldürmeye benzeyen hata ile öldürmede kamçı olsun değnek olsun o kimsenin diyeti yüz devedir. Bu develerden kırkı da gebe olacaktır.” (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
4710- Kasım b. Rabia (r.a)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) Mekke fethi günü bir hutbe vermişti. (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
32- BU KONUDAKİ DEĞİŞİK RİVAYETLER
4711- Abdullah (r.a)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin bile bile öldürmeye benzeyen hata ile öldürme kamçı ile veya değnek ile olsun diyeti yüz devedir ve kırk tanesi de gebe olacaktır.” (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
4712- Rasûlullah (s.a.v)’in ashabından birinin rivâyetine göre, Rasûlullah (s.a.v), Mekke fethi günü hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin bile bile öldürmeye benzeyen hata ile öldürme kamçı, değnek ve taşla bile olsa diyeti yüz deve olup kırkı altı ile dokuz yaş arasında olacak ve hepsi de doğurgan olacaktır.” (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
4713- Ukbe b. Evs (r.a)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Hataen öldürülen kimsenin diyeti, kamçı ve değnekle olsun yine yüz deve olup kırk tanesi gebe durumda olacaktır.” (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
4714- Rasûlullah (s.a.v)’in ashabından birinden rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) feth günü Mekke’ye girdiğinde şöyle buyurdu: “Dikkat edin hata ile öldürme ve hata ile öldürmeye benzeyen öldürmelerde ister kamçı ile olsun ister değnekle öldürülmüş olsun diyeti kırkı gebe olan (yüz devedir). (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
4715- Rasûlullah (s.a.v)’in ashabından bir kimsenin rivâyetine göre, Rasûlullah (s.a.v) fetih yılı Mekke’ye geldiğinde şöyle buyurdu: “Dikkat edin hata ile öldürmeye benzeyen öldürmelerde ister kamçı ister değnekle olsun fidyesi kırkı gebe olmak üzere (yüz devedir). (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
4716- Rasûlullah (s.a.v)’in ashabından bir kimsenin rivâyetine göre, Rasûlullah (s.a.v) fetih yılı Mekke’ye geldiğinde şöyle buyurdu: “Dikkat edin hata ile öldürmeye benzeyen öldürmelerde ister kamçı ister değnekle olsun fidyesi kırkı gebe olmak üzere” (yüz devedir). (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
4717- İbn Ömer (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) Mekke fethi günü Kâbe’nin merdiveninin üzerinde Allah’a hamdü sena ederek şöyle konuştu: “Vadini yerine getiren, kuluna yardım eden, tek başına düşman ordularını mağlup eden Allah’a hamd olsun. Bile bile öldürmeye benzeyen ve hata ile öldürülen kırbaçla da değnekle de olsa; diyeti kırk tanesi gebe olmak şartıyla yüz devedir.” (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
4718- Kasım b. Rabia (r.a)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Hata ile öldürmek veya bile bile öldürmeye denk olan öldürmelerde diyet yüz deve olup kırk tanesi gebe olmalıdır.” (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
4719- Amr b. Şuayb (r.a)’ın babasından ve dedesinden rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim hata ile bir adam öldürürse diyeti yüz devedir. Bu develerden otuz tanesi bir yaşında dişi, otuz tanesi de iki yaşında dişi ve otuz tanesi de dört yaşında dişi, kalan on tanesi de iki yaşında erkek olacaktır.” Rasûlullah (s.a.v) şehirlilere yüz deve yerine dört yüz dinar altın veya onun bedeli gümüş taktir ederdi. Deve bedelleri arttıkça Rasûlullah (s.a.v) de altın ve gümüş nispetini artırırdı, duruma göre bu bedeli indirdiği de olurdu. Rasûlullah (s.a.v) zamanında diyet bedeli dört yüz dinardan sekiz yüz dinara kadar ulaşmıştı veya bu bedelde gümüş miktarına ulaşmıştı. Rasûlullah (s.a.v) inek sahiplerine diyet bedeli olarak iki yüz inek taktir etmişti. Koyunda ise iki bin koyun taktir etmişti. Diyet bedelinin ölen kimsenin varisleri arasında hisselerine göre paylaştırılmasını artanını da asabe denilen ölenin baba tarafından akrabalarına yüklenmesini emretti. Yine Rasûlullah (s.a.v) katil kadının diyetini asabasına ödettirmeyi emir buyurdu. Öldürülen kadının diyetinden varislere dağıtıldıktan sonra arta kalanın asabaya verilmesini, öldürülen kadının diyetinin varisler arasında bölüşülmesini, katili de onların öldürmesini emretti.” (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
33- HATA İLE ÖLDÜRÜLEN OLAYDA DEVELERİN YAŞLARI NE OLMALI?
4720- İbn Mes’ud (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v) hata ile olan öldürmelerde diyet olarak verilmesi gereken develerin yirmi tanesinin bir yaşında dişi, yirmi tanesinin bir yaşında erkek, yirmi tanesinin iki yaşında dişi, yirmi tanesinin beş yaşında, yirmi tanesinin de beş yaşında deve olmasına hükmetti.” (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
34- DİYET GÜMÜŞ OLARAK VERİLECEKSE NE KADAR OLMALI?
4721- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) zamanında bir adam bir adamı öldürmüştü. Rasûlullah (s.a.v) onun diyetini on iki bin dirhem gümüş olarak taktir etmişti. Bu konuda da Tevbe sûresi 74. ayetini hatırlatmıştır: “…Allah ve Peygamberinin kendilerini zenginleştirmiş olmasından başka bir sebepleri de yoktu.” (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
4722- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) diyeti on iki bin dirhem olarak verilmesine hükmetti. (Ebû Davud, Diyat: 17; İbn Mâce, Diyet: 6)
35- KADININ DİYETİ NE KADARDIR?
4723- Amr b. Şuayb (r.a), babasından ve dedesinden naklederek şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kadının diyeti aynen erkeğin diyeti gibidir. Bu oran diyetin üçte birine ulaşmasına kadar böyledir.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
36- KAFİRİN DİYETİ NE KADARDIR?
4724- Amr b. Şuayb (r.a) babasından ve dedesinden rivâyetle şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Zimmîlerin (Müslümanların idaresinde yaşayan Müslüman olmayan kimselerin) diyeti Müslümanların diyetinin yarısıdır. O, zimmîler de: Yahudi ve Hıristiyanlardır.” (İbn Mâce, Diyet: 13; Ebû Davud, Diyat: 23)
4725- Abdullah b. Amr (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kafirin diyeti Müslüman’ın diyetinin yarısıdır.” (İbn Mâce, Diyet: 13; Ebû Davud, Diyat: 23)
37- MÜKÂTEB = SÖZLEŞMELİ KÖLENİN DİYETİ NE KADAR?
4726- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v), Mükâteb kölenin diyetinde ödediği kadar ki bedelinde hür kimsenin diyeti gibi diyet ödemesine hükmetti.” (Ebû Davud, Diyat: 23; Tirmizî, Büyü’: 35)
4727- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, Peygamber (s.a.v), Mükâteb kölenin diyeti hakkında ödediği kadarki bedelinde hür kimsenin diyeti gibi diyet ödemesine hükmetti. (Ebû Davud, Diyat: 23; Tirmizî, Büyü’: 35)
4728- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v), Mükâteb kölenin diyeti hakkında ödediği kadarki bedelinde hür kimsenin diyeti gibi kalan kısmında da köle diyeti gibi diyet ödenmesini emretti. (Ebû Davud, Diyat: 23; Tirmizî, Büyü’: 35)
4729- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Mükâteb köle bedelinden ödediği kadar hürdür ve kendisine o nispette had uygulanır ve o nispette de mirasa iştirak eder.” (Ebû Davud, Diyat: 23; Tirmizî, Büyü’: 35)
4730- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) zamanında mükâteb bir köle öldürmüştü. Rasûlullah (s.a.v), Mükâtebe bedelinden ödediği kısımda hür diyeti gibi diğer kısmında ise köle diyeti gibi ödenmesine emir buyurdu. (Ebû Davud, Diyat: 23; Tirmizî, Büyü’: 35)
38- CENİN = ANA KARNINDAKİ ÇOCUĞUN DİYETİ
4731- Abdullah b. Büreyde (r.a) babasından naklederek şöyle demiştir: “Bir kadın bir kadına taş atarak karnındaki çocuğunu düşürdü. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) düşen cenine diyet olarak elli koyun verilmesini emretti. O günden sonra taş atmayı yasakladı.” (Ebû Davud, Diyat: 22; Tirmizî, Nikah: 36)
4732- Abdullah b. Büreyde (r.a)’den rivâyete göre, Bir kadın bir kadına taş attı taş atılan kadın karnındaki çocuğu düşürdü. Durum Rasûlullah (s.a.v)’e aktarılınca: “Düşen cenine diyet olarak beş yüz gurre verilmesini emretti. O günden itibaren taş atmayı yasakladı.” Ebu Abdurrahman der ki: Beş yüz gurre verilmesi vehm dir. Yüz gurre olması gerekir. Yasaklama taş atma konusundadır. (Ebû Davud, Diyat: 22; Tirmizî, Nikah: 36)
4733- Abdullah b. Muğaffel (r.a)’den rivâyete göre, bizzat kendisi taş atan birini görünce ona: “Atma! Peygamber (s.a.v) taş atmayı yasakladı veya taş atmaktan hoşlanmazdı” dedi. (Ebû Davud, Diyat: 21; İbn Mâce, Sayd: 11)
4734- Hamel b. Malik (r.a)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) ceninde diyet olarak bir gurre verilmesini hükmetti. Tavus diyor ki At, gurre sayılır. (Ebû Davud, Diyat: 21; İbn Mâce, Sayd: 11)
4735- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) Lihyan oğullarından bir kadının ölü düşen çocuğuna diyet olarak bir gurre köle ve cariye verilmesine hükmetti sonra kendisine gurre verilmesini hükmedilen kadın ölünce, Rasûlullah (s.a.v) onun mirasını kocasının ve oğullarının almasını diyeti de asabesinin vermesini emretti. (Ebû Davud, Diyat: 21; İbn Mâce, Sayd: 11)
4736- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Hüzeyl kabilesinden iki kadın kavga etmişlerdi, biri diğerine taşla vurarak (veya benzeri bir söz söyledi) kadını ve karnındaki çocuğu öldürmüştü. Davalarını görmek üzere Rasûlullah (s.a.v)’e geldiklerinde Rasûlullah (s.a.v) ölen çocuğa diyet olarak bir köle veya cariye verilmesini, anasının diyetini de öldüren kadının akrabasının ödemesini katil kadına da mirasçılarının ve çocuğunun varis olmasını hükmetti. Hamel b. Malik b. Nabiğa el Hüzelî dedi ki: Ey Allah'ın Rasûlü bir şey yapmayan, içmeyen, konuşmayan, ağlamayan bir cenine nasıl diyet ödeyeyim diyerek lafı uzattı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bu sözler kahin kardeşlerinin söylediği sözlerden olup secili ve kafiyeli sözlerdir.” (Ebû Davud, Diyat: 21; İbn Mâce, Sayd: 11)
4737- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Hüzeyl kabilesinden iki kadın Rasûlullah (s.a.v) zamanında kavga edip biri diğerine taş atarak diğerinin karnındaki çocuğunu düşürmüştü. Rasûlullah (s.a.v) onun hakkında bir köle ve cariye verilmesine hükmetti. (İbn Mâce, Sayd: 11; Ebû Davud, Diyat: 20)
4738- Said b. Müseyyeb (r.a)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) anasının karnında ölen cenin için bir köle ve cariye verilmesini emretti. Cezayı vermeyi gereken kimse nasıl olur da yemeyen, içmeyen, konuşmayan, ağlamayan -veya benzeri sözler söyleyerek- lafı uzattı. Rasûlullah (s.a.v): “Bu sözler kahin sözlerindendir” buyurdu. (Ebû Davud, Diyat: 21; İbn Mâce, Diyet: 11)
4739- Muğire b. Şube (r.a)’den rivâyete göre, bir kadın hamile olan kumasına bir çadır kazığı ile vurarak öldürmüştü, ölen o kadın da hamile idi. Hüküm vermesi için Rasûlullah (s.a.v)’e durum getirilince, Rasûlullah (s.a.v) kadının asabesinin diyet ödemesini cenin için de bir gurre verilmesini emretmişti. Ölen kadının asabesi durumunda olan biri şöyle demiştir. Yemeyen, içmeyen, bağırıp ağlamayan bir cenine diyet mi vereceğim? Buna benzer sözlerle sözü uzattı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Bu sözler bedevilerin kafiyeli sözleri gibidir” buyurdu. (Ebû Davud, Diyat: 21; İbn Mâce, Diyet: 11)
39- KASITSIZ ÖLDÜRMELERDE CENİNİN DİYETİNİ KİM ÖDER
4740- Muğire b. Şube (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir kadın hamile olan kumasını çadırın kazığı ile vurup öldürüyor. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) öldüren kadının asabesinin diyet ödemesini ve karnındaki ölen cenine de bir köle ve cariye verilmesini emretmişti. Katil kadının asabesi durumunda olan bir adam: “Yemeyen, içmeyen, ses çıkarmayan” -veya buna benzer sözler- söyleyerek lafı uzattı. Rasûlullah (s.a.v)’de bunun üzerine şöyle buyurdu: “Bu sözler bedevilerin kafiyeli sözlerine benziyor ve cenine diyet verilmesini emretti.” (Ebû Davud, Diyat: 21; İbn Mâce, Diyet: 11)
4741- Muğire b. Şube (r.a)’den rivâyete göre, iki kumadan biri diğerini çadırın kazığı ile öldürmüştü. Rasûlullah (s.a.v)’de katilin asabesine diyet vermelerini emretti. karnındaki cenin için ise bir gurre verilmesini emretti. Bunun üzerine o bedevi: “Yemeyen, içmeyen, ses çıkarıp ağlamayan bir çocuk için diyet mi ödeyeceğim” diyerek sözü uzattı. Rasûlullah (s.a.v) bu sözlere: “Cahiliyye dönemi sözleri gibi vezinli, kafiyeli sözlerdir bunlar diyerek karnındaki çocuk için bir gurre verilmesine hükmetti.” (Ebû Davud, Diyat: 21; İbn Mâce, Diyet: 11)
4742- Muğire b. Şube (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Lihyan oğullarından bir kadın kumasına çadır kazığıyla vurarak öldürmüştü, ölen kadının karnında çocuğu da vardı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Katilin asabesine diyet verilmesini, karnındaki çocuğa da gurre verilmesine hükmetti.” (Ebû Davud, Diyat: 21; İbn Mâce, Diyet: 11)
4743- Muğire b. Şube (r.a)’den rivâyete göre, Hüzeyl kabilesinden iki kadın bir erkeğin nikahı altındaydı, biri diğerine çadırın kazığıyla vurarak diğerinin çocuğunu düşürmüştü. Rasûlullah (s.a.v)’in huzuruna gelerek davalarının görülmesini istediler. (Rasûlullah (s.a.v)’de gerekeni söyledi.) Bunun üzerine onlar: “Ses çıkarmayan, bağırmayan, yemeyen, içmeyen bir çocuk için nasıl fidye ödeyebiliriz” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Bu sözler bedevilerin kafiyeli sözlerine benziyor” buyurdu ve kadının akılesi üzerine gurre ile hükmetmiştir. (Ebû Davud, Diyat: 21; İbn Mâce, Diyet: 11)
4744- Muğire b. Şube (r.a)’den rivâyete göre, Hüzeyl kabilesinden bir adamın iki karısı vardı biri diğerine çadırın kazığı ile vurdu ve karnındaki çocuğunu düşürdü. Denildi ki: “Yemeyen, içmeyen, bağırıp ses çıkarmayan bir çocuk hakkında ne dersin?” Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bedevilerin kafiyeli sözleri gibi sözlerdir.” O konuda Rasûlullah (s.a.v) bir köle ve cariyenin verilmesini kadının akilesine emretti. (Ebû Davud, Diyat: 21; İbn Mâce, Diyet: 11)
4745- İbrahim (r.a)’den rivâyete göre, bir kadın bir taşla hamile olan kumasına vurarak öldürmüştü. Rasûlullah (s.a.v) karnındaki cenine gurre verilmesini emretti. Diyetinin de asabesine ödettirilmesini emretti. Onlar da yemeyen, içmeyen, ses çıkarmayan bir çocuk için gurre mi vereceğiz diyerek lafı uzattı. Peygamber (s.a.v): “Bu sözler bedevilerin vezinli, kafiyeli sözlerine benziyor; ne dedimse hüküm dediğim gibidir” buyurdular. (Ebû Davud, Diyat: 21; İbn Mâce, Diyet: 11)
4746- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Aralarında kavga çıkan iki komşu kadından biri hamile olan diğer kadına taşla vurdu Saçları çıkmış olarak hamile kadın çocuğunu düşürdü ve kadının kendisi de öldü. Rasûlullah (s.a.v) akilesine diyet ödemelerini emretti. Kadının amcası: “Ey Allah'ın Rasûlü! Ayrıca saçları bitmiş bir çocuğu da düşürmüştü” dedi. Bunun üzerine katilin babası dedi ki: “Bu adam yalan söylüyor, vallahi o çocuk ne ses çıkardı ne yedi ne içti” diyerek sözü uzattı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Bu sözler cahiliyye dönemi kahinlerinin sözlerine benziyor ölen çocuk için gurre gerekir” buyurdu. İbn Abbas diyor ki: Bu kadınlardan biri Müleyke olup diğeri de Ümmü Gatîf idi. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4747- Câbir (r.a)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) her karında taşıyan cenin için diyet verilmesini ve Müslüman kölesini azâd eden kimse azâdlı kölesinin izni olmadan onun velisi olamayacağını yazdı. (Müsned: 14233)
4748- Amr b. Şuayb (r.a) babasından ve dedesinden rivâyetle şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Tıbbî bilgisi olmayan bir kimse doktorluk yapmaya kalkarsa ve bir kimseye zarar verirse, tazmin etmek mecburiyetindedir.” (İbn Mâce, Tıb: 16; Ebû Davud, Diyat: 25)
40- HİÇ BİR KİMSE BAŞKASININ SUÇUNDAN SORUMLU TUTULAMAZ
4749- Ebu Rimse (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Babamla birlikte Rasûlullah (s.a.v)’in yanına gitmiştim, beni kastederek: “Yanındaki kim?” dedi. Babam da: “Oğlumdur, oğlum olduğuna şahitlik ederim” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Ne oğlun senin işlediğin cinayetle cezalanır ne de sen onun işlediği cinayetten sorumlu tutulursun” buyurdu. (İbn Mâce, Diyet: 26; Ebû Davud, Diyat: 2)
4750- Sa’lebe b. Zehdem el Yerbûî (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v), Ensardan bir guruba hitap ediyordu. Oradakilerden bir kaçı: “Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar Sa’lebe b. Yerbu oğulları, cahiliyye döneminde falan kimseyi öldürdüler” deyince, Rasûlullah (s.a.v) sesini yükselterek: “Dikkat edin! Hiçbir kimse başkasının cinayetiyle suçlanıp cezalanmaz” buyurdular. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4751- Sa’lebe b. Zehdem (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Beni Sa’lebe’den bir gurup Rasûlullah (s.a.v)’in yanına geldiler. Rasûlullah (s.a.v) konuşuyordu. O arada bir adam: “Ey Allah'ın Rasûlü! Bunlar beni Sa’lebe b. Yerbu’dandırlar (cahiliye döneminde) Rasûlullah (s.a.v)’in ashabından falan kimseyi öldürdüler” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Hiçbir kimse bir başkasının cinayetiyle suçlanıp cezalandırılmaz” buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4752- Sa’lebe b. Yerbu oğullarından bir adam (r.a)’dan rivâyete göre, Beni Sa’lebe’den bir gurup insan Peygamber (s.a.v)’e geldi. O esnada bir adam: “Ey Allah'ın Rasûlü! Bu kabileden bir gurup insan Senin ashabından falan kimseyi öldürdüler” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Bir kimse bir başkasının cinayetinden sorumlu tutulamaz” buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4753- Esved b. Hilal (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Beni Sa’lebe b. Yerbu’dan bir gurup insan Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek: “Sa’lebe oğullarından bazı kimseler Peygamber (s.a.v)’in ashabından bir kimseyi öldürmüştü” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Hiçbir kimse hiçbir kimsenin cinayetinden dolayı sorumlu tutulup cezalandırılamaz” buyurdu. Şube diyor ki: Kimse kimsenin günah yükünü çekemez, Allah en iyisini bilendir. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4754- Sa’lebe b. Yerbu oğullarından bir adam (r.a)’dan rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v)’e geldim konuşuyorduk. Bir adam: “Ey Allah'ın Rasûlü! Bu Sa’lebe oğulları bir kişiyi öldürmüşlerdi” deyince, Rasûlullah (s.a.v): “Hiç kimse başkasının cinayetiyle cezalandırılmaz” buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4755- Yerbu oğullarından bir adamdan (r.a) rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’in yanına geldik, O insanlara konuşuyordu. İnsanlar arasından birileri kalktı ve: “Ey Allah'ın Rasûlü! Bu falan oğulları filan kimseyi öldürmüşlerdi” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bir kimse bir başkasının cinayetinden sorumlu tutulamaz.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4756- Tarık el Muharibi (r.a)’den rivâyete göre, bir adam: “Ey Allah'ın Rasûlü! Bu Sa’lebe oğulları falan kimseyi cahiliyye döneminde öldürmüşlerdi, onlardan intikamımızı al” deyince, Rasûlullah (s.a.v) koltuk altlarının beyazı gözükünceye kadar kollarını kaldırdı ve şöyle buyurdu: “Bir anne çocuğu üzerine iki sefer cinayet işlemez.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
41- ŞAŞI GÖZ, ÇOLAK EL VE ÇÜRÜMÜŞ DİŞİN DİYETİ NE KADARDIR?
4757- Amr b. Şuayb (r.a) babasından ve dedesinden naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.v): “Şaşı gözü patlatan kimseye diyetin üçte birinin verilmesine, çolak eli kesenin de yine üçte bir diyet vermesine, çürümüş dişlerin kırılmasına veya yerinden düşmesine sebeb olan kimsenin de yine üçte bir diyet vermesine hükmetti.” (Ebû Davud, Diyat: 20)
42- DİŞLERİN DİYETİ NE KADARDIR?
4758- Amr b. Şuayb (r.a) babasından ve dedesinden naklederek şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v): “Dişler için beş deve diyet verilir” buyurdu. (Dârimi, Diyet: 15; Müsned: 2268)
4759- Amr b. Şuayb (r.a) babasından ve dedesinden rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Dişler eşittir; her bir diş için beş deve diyet vardır.” (Dârimi, Diyet: 15; Müsned: 2268)
43- PARMAKLARIN DİYETİ
4760- Ebu Musa (r.a)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v): “Her bir parmak için on deve diyet vardır” buyurdu. (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4761- Ebu Musa el Eşarî (r.a)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Her parmak eşittir ve hepsinin diyeti onar devedir.” (Dârimi, Diyet: 15; Müsned: 2268)
4762- Ebu Musa (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v): “Parmakların hepsi eşittir, her biri için on deve diyet vardır.” (Dârimi, Diyet: 15; Müsned: 2268)
4763- Said b. Müseyyib (r.a)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v)’in kendilerine yazdığını söyledikleri Amr b. Hazm oğullarının elindeki mektupta şunların yazılı olduğunu buldular: “Parmaklardan her biri için onar deve diyet vardır.” (Dârimi, Diyet: 15; Müsned: 2268)
4764- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Şu parmakla şu parmak denktir yani başparmakla küçük parmak” diyeti de denktir. (Dârimi, Diyet: 15; Tirmizî, Diyet: 4)
4765- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Şu parmakla şu parmak denktir yani başparmakla küçük parmak” diyeti de denktir. (Dârimi, Diyat: 15; Tirmizî, Diyet: 4)
4766- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: “Parmakların diyeti onar devedir” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4767- Abdullah b. Amr (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) Mekke’yi fethettiğinde verdiği hutbesinde şöyle demiştir: “Parmaklar için onar fidye vardır.” (Tirmizî, Diyet: 4; Ebû Davud, Diyat: 20)
4768- Amr b. Şuayb (r.a)’ın babasından ve dedesinden rivâyete göre, Peygamber (s.a.v), sırtını Kâbe’nin duvarına yaslamış olduğu vaziyette: “Parmakların hepsi denktir. Diyetleri de denk olup on devedir” buyurdu. (Tirmizî, Diyet: 4; Ebû Davud, Diyat: 20)
44- KEMİĞE ULAŞAN DERİN YARALAMALARIN DİYETİ
4769- Abdullah b. Amr (r.a)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) Mekke’yi fethettiğindeki hutbesinde: “Kemiğe varan yaralamalarda beşer deve diyet vardır” buyurdu. (Tirmizî, Diyet: 4; Ebû Davud, Diyat: 20)
45- DİYET HAKKINDA DEĞİŞİK RİVAYETLER
4770- Amr b. Hazm’ın (r.a) babasından ve dedesinden rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v)’in Yemenlilere yazdığı mektupta farzlar, sünnetler ve diyetler yazılıydı. Mektup, Amr b. Hazm vasıtasıyla gönderilmişti ve Yemenlilere okunmuştu. Mektupta şöyle yazılıydı: “Allah’ın Peygamberi Muhammed’den Şürahbil b. Abdi Külal’e, Nuaym b. Abdi Külal’e ve Haris b. Abdi Külal’e yani (Ruayn, meafir ve hemdanlılara...) Bundan sonra.. Kim bir kimseyi sebepsiz yere öldürür o da delil ile sabit olursa, o kimseye kısas uygulanır ancak öldürülen kimsenin velileri kısastan vazgeçer diyete razı olurlarsa, bir adamın diyeti yüz devedir. Burun tamamen kesilirse tam diyet ödenir. Dil kesmekte tam diyet gerektirir, iki dudağın kesilmesi de tam diyettir. İki yumurtanın tahrip edilmesi de tam diyet gerektirir. Tenasül organı kesilirse tam diyet gerekir, bilek kemiği kırılırsa tam diyettir. İki göz kör edilirse tam diyettir. Bir ayak için yarım diyet gerekir. Beyin zarına varan yaralamalarda üçte bir diyet, kafayı ve karnı delecek yaralamalarda üçte bir diyet vardır. Kemikleri yerlerinden oynatan yaralamalarda on beş deve diyet vardır. Elin ve ayağın her bir parmağında onar deve diyet vardır. Dişin diyeti beş devedir. Kemiğe ulaşan yaralamalarda diyet beş devedir. Kadını öldüren erkek kısas yapılarak öldürülür. Diyeti altın olarak vermek isteyenler bin dinar altını verirler.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4771- Amr b. Hazm (r.a) babasından ve dedesinden rivâyet ederek şöyle der: Rasûlullah (s.a.v) Yemenlilere bir mektup yazmıştı mektubunda farzlar, sünnetler ve diyetler yer almaktaydı. Mektubu Amr b. Hazmla göndermişti. Orada Yemenlilere okunmuştu. O mektupta yukarıdaki söylenenlerin bir benzeri vardı ayrıca: “Tek bir göz için yarım diyet yine bir el için ve bir ayak için yarım diyet gereklidir.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4772- İbn Şihab (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’in yazıp Necranlılara Amr b. Hazm vasıtasıyla gönderdiği mektubu okudum. Mektup, Ebu Bekir b. Hazmın yanındaydı. Rasûlullah (s.a.v) şunları yazdı: “Bu Allah’ın ve Resulünün bir bildirisidir: “Ey İman edenler! Akitlerinizi yerine getiriniz diyerek başlayan ve Allah hesabı çabucak görendir diye biten Mâide sûresi 1- 4 ayetlerini okudu ve devamında da yaralamalarla alakalı hükümleri okuyarak bir kişinin diyetinin yüz deve olduğunu da okudu.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4773- Zührî (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebu Bekir b. Hazm bana deri parçasına yazılmış bir mektup getirdi, mektupta şunlar yazılıydı. “Rasûlullah (s.a.v) tarafından yazdırılmıştır. Bu Allah ve Rasûlünden bir bildirimdir. Mâide sûresi 1-4 ayetlerini okudu sonra şöyle devam etti. Adam öldürmenin diyeti yüz devedir. Bir göz için elli deve diyet vardır, bir el ve bir ayak için ayrı ayrı ellişer deve vardır, beyin zarına ulaşan yaralamalarda üçte bir diyet, kafa ve karın içerisine işleyen yaralamalarda üçte bir diyet vardır. Kemikleri yerinden oynatan yaralamalarda diyet on beş devedir. Her bir parmak için onar deve vardır. Dişler için beşer deve diyet bedelidir. Kemiğe ulaşan yaralamalarda ise beş deve diyet bedeli vardır.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4774- Amr b. Hazm (r.a)’ın babasından rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’in, Amr b. Hazm’a yazdığı mektupta diyetler hakkında şunlar yazılıydı: “Adam öldürmede diyet yüz devedir. Burun tamamen kesilirse diyet bedeli yine yüz devedir. Beyin zarına ulaşan yaralamalarda diyet bedeli üçte bir diyettir. Kafayı ve karnı delen yaralamalarda yine diyet bedeli üçte birdir. Bir el elli, bir göz elli, bir ayak elli devedir. El, ayak parmaklarının her biri için on deve, bir diş için beş deve, kemiğe varan yaralamalarda da yine beş deve diyet gerekir.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
4775- Enes b. Malik (r.a)’ten rivâyete göre, bir bedevi Rasûlullah (s.a.v)’in kapısına geldi, kapının yarığından içeri baktı. Rasûlullah (s.a.v) bunu görünce, adamın gözünü patlatmak için bir demir veya değnek araştırdı bunu fark eden adam kapıdan çekildi. Rasûlullah (s.a.v) ona şöyle buyurdu: “Çekilmeseydin gözünü patlatacaktım.” (Buhârî, Diyat: 22; Dârimi, Diyet: 23)
4776- Sehl b. Sa’d es Saidi (r.a)’den rivâyete göre, bir adam Rasûlullah (s.a.v)’in kapısının deliğinden içeri baktı. Rasûlullah (s.a.v)’in yanında da başını kaşımak için bulundurduğu “Midra” denilen sivri bir demir çubuk vardı. Rasûlullah (s.a.v) adamı görünce şöyle buyurdu: “Eğer bana baktığını bilseydim bunu gözüne sokardım. İçeri girmek için izin istemek gözün hoş olmayan haram şeyleri görmemesi içindir.” (Dârimi, Diyet: 23; Tirmizî, İstizan: 16)
46- DEVLET GÜCÜ DIŞINDA KISAS YAPARAK HAK ALINIR MI?
4777- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bir kimse izni olmadan başka birinin evini gözetlerse, o da onun gözünü patlatırsa ne kısas ne de diyet gerekmez.” (Buhârî, Diyat: 14; Müslim, Adab: 9)
4778- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bir kimse senden izinsiz seni gözetlerse, sen de taş atarak onun gözünü çıkarırsan sana bir şey lazım gelmez.” -başka bir rivâyette günah yoktur- şeklindedir. (Buhârî, Diyat: 14; Müslim, Adab: 9)
4779- Ebu Said el Hudrî (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir gün namaz kılıyordum. Mervan’ın oğlu önümden geçmek istedi itekledim, çekilmeyince vurdum ağlayarak çekip gitti. Durumu babası Mervan’a gidip haber verince Mervan, Ebu Said’e şöyle dedi: “Kardeşinin oğluna neden vurdun?” Ebu Said’te dedi ki: “Ona vurmadım şeytana vurdum. Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Biriniz namazda iken bir adam önünden geçmek isterse mümkün olduğu kadar onu engellesin ve geçirmesin, çekilmez de mutlaka geçmek isterse ona vursun çünkü o şeytandır.” (Ebû Davud, Salat: 108; İbn Mâce, İkametü’s Salat: 39)
47- NİS 93. AYETİ OLAN: “HER KİM BİR MܒMİNİ BİLE BİLE ÖLDÜRÜRSE ONUN CEZASI İÇERSİNDE EBEDİ KALACAĞI CEHENNEMDİR” AYETİNİN YORUMU
4780- Said b. Cübeyr (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Abdurrahman b. Ebza İbn Abbas’tan şu iki ayetin yorumunu öğrenmemi istedi; Nisâ 93. ayeti ki sordum bu ayetin hükmü kaldırılmamıştır dedi. İkinci ayet Furkân sûresi 68. ayettir: “Ve onlar ki Allah’la beraber asla bir takım düzmece ilâhlara yalvarıp yakarmazlar ve hukuki bir gerekçe olmadıkça Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymazlar.” Bu ayet müşrikler hakkında nazil olmuştur. (İbn Mâce, Diyet: 2; Tirmizî, Tefsirü’l Kur’an: 5)
4781- Said b. Cübeyr (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Küfeliler Nisâ 93. ayeti hakkında ihtilaf ettiler; İbn Abbas’a gidip sorunca, o şöyle dedi: “Bu ayet son inen ayetlerdendir. Bu ayetin hükmünü hiçbir ayet kaldırmadı.” (İbn Mâce, Diyet: 2; Tirmizî, Tefsirü’l Kur’an: 5)
4782- Said b. Cübeyr (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: İbn Abbas’a: “Kim bir Mü’mini bile bile öldürürse onun için tevbe var mıdır?” diye sordum. “Hayır” dedi. Furkân sûresi 68. ve 70. ayetlerini okudum. İbn Abbas şöyle dedi: “Bu ayet Mekke’de inen ayetlerdendir. Medine’de inen Nisâ 93. ayeti onun hükmünü kaldırmıştır.” (İbn Mâce, Diyet: 2; Tirmizî, Tefsirü’l Kur’an: 5)
4783- Sâlim b. Eb’il Ca’d (r.a)’tan rivâyete göre, İbn Abbas’a: “Bir kimse bile bile bir Mü’mini öldürür ve tevbe edip iyi ameller işler ve doğru yola girerse durumu nedir?” diye soruldu. İbn Abbas şöyle cevap verdi: “Nerede onun tevbesinin kabulü Peygamber (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Kıyamet günü maktül katili yaka paça tutup Allah’ın huzuruna getirecek ve Ey Rabbim! Sor buna beni niçin öldürdü?” diyecektir. Sonra da İbn Abbas şöyle devam etti: “Vallahi Nisâ sûresi 93. ayet en son inen medeni ayetlerdendir ve bu ayetin hükmünü kaldıran başka bir ayette inmemiştir.” (İbn Mâce, Diyet: 2; Tirmizî, Tefsirü’l Kur’an: 5)
4784- Enes (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Büyük günahlardan bir kısmı şunlardır: Allah’a ortak koşmak, ana babaya isyan etmek, bile bile adam öldürmek ve yalancı şahitliği.” (Tirmizî, Büyü’: 3; Buhârî, Şehadat: 10)
4785- Abdullah b. Amr (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Büyük günahlar şunlardır: Allah’a ortak koşmak, anaya babaya isyan etmek, bile bile haksız yere adam öldürmek ve yalan yere yemin etmek.” (Tirmizî, Büyü’: 3; Buhârî, Şehadat: 10)
4786- İbn Abbas (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kul, Mü’min olduğu halde zina etmez yine Mü’min olduğu halde içki içmez yine Mü’min olduğu halde hırsızlık yapmaz yine Mü’min olduğu halde adam öldürmez.” (Buhârî, Hudûd: 2)

Ziyaretçi:  Sitede şu anda 0 üye ve 61 misafir olmak üzere toplam 61 kişi bulunuyor.

İstatistikler:  Bugün Tekil:1  Çoğul:5752  Toplam:94097236  Bugün Üye:0  Dün:0  Toplam:32262  Dün Tekil:1  Çoğul:15589

Kim Nerede:  Misafir1, Misafir2, Misafir3, Misafir4, Misafir5, Misafir6, Misafir7, Misafir8, Misafir9, Misafir10, Misafir11, Misafir12, Misafir13, Misafir14, Misafir15, Misafir16, Misafir17, Misafir18, Misafir19, Misafir20, Misafir21, Misafir22, Misafir23, Misafir24, Misafir25, Misafir26, Misafir27, Misafir28, Misafir29, Misafir30, Misafir31, Misafir32, Misafir33, Misafir34, Misafir35, Misafir36, Misafir37, Misafir38, Misafir39, Misafir40, Misafir41, Misafir42, Misafir43, Misafir44, Misafir45, Misafir46, Misafir47, Misafir48, Misafir49, Misafir50, Misafir51, Misafir52, Misafir53, Misafir54, Misafir55, Misafir56, Misafir57, Misafir58, Misafir59, Misafir60, Misafir61,
Reklamlar:

Faruki.net