Üye Adı:    Şifre:  (Hatırla)      Üye Ol              Giriş Sayfası Yap / Sık Kullanılanlara. Ekle
  Sevdalara.net  
Anasayfa.
Forum.
Sohbet.
Şiir Bölümü
Ziyaretçi Defteri
İletişim
Kuran-ı Kerim
Arapça Metni
Türkçe Meali
Kuran Tefsiri
Hatim Dinle
Meal Dinle
Tecvid Dersleri
Kitap Arşivi
Sahih-i Buhari
Kütüb-i Sitte
Riyazus Salihin
Sünen-i Nesai
İslam İlmihali
Mektubat-ı Rabbani
Gönül Sultanları
Peygamberler
Ashab-Ehlibeyt
Oniki İmamlar
Allah Dostları
Mp3/Video
İlahi/Ezgi
Klip/Video
Sunumlar
Download
Gönül Sultanları:
İMAMI RABBANÎ MÜCEDDİDÎ ELF-İ SÂNÎ AHMET FARUKÎ SERHENDÎ HAZRETLERİ
      
İnsanlık Tarihi, içerisinde bir çok kıymetli şahsiyetleri barındırmıştır. Bu büyük şahıslar her yönü ile çağında bulunan insanlara büyük faydalar sağlamışlardır. Aynı zamanda etrafını ışıtan bir kandil misali kendisinden sonraki insanlara da bu faydaları devam ede gelmiştir.

        İmamı A'zam, İmam-ı Şafii gibi alimler, Müslümanların, dinlerini kolaylıkla ve yanlışlara düşmeden yaşamaları hususunda rehber olmuşlardır. Kurmuş oldukları mezheplerinden geçmişte Müslümanların istifade ettikleri gibi, günümüz Müslümanları da bu mezheplerden birine tabi olmakla halen istifade etmektedirler.

        Abdulakdir Geylanî, Hz. Mevlâlâ, Hacı Bayram-ı Veli, Şâh-ı Nakşibend Hazretleri gibi mânâ imamları da dinin hem Zahîrî hem de Batınî yönden yaşanmasında, Rasûlullah Efendimizin yolundan uzaklaşan insanları irşatlarıyla istikamet yoluna sevk etmişlerdir. Yaşadıkları dönemde kendilerine tabi olanları nefsin batıl isteklerinden Tevhîdî istikamete taşıyan bu mânâ erleri, zamanımızda da kendilerine tabi olanları ortaya koymuş oldukları düsturlarla aynı güzelliğe ulaştırmaktadırlar. Bulundukları dönemlerinin karanlıklarını ilim ve irfanlarıyla nura çeviren bu güzide insanlardan birisi de, İmam-ı Rabbanî Müceddidî Elf-i Sânâ Ahmet Farukî Serhendî Hazretleridir.

        Büyük ilim ve irfan sahibi olan İmam-ı Rabbânî Hazretleri Hindistan'ın Serhend beldesinde M. 1563 yılının aşûre gününde dünyaya gelmiştir. Büyük İmam, M. 1624'de de 63 yaşında olduğu halde Hindistân'ın Serhen beldesinde vefat etmiştir.

        İmam-ı Rabbânî Hazretleri baba tarafından Hazreti Ömer (r.a) Efendimizin neslinden gelmektedir. Anne tarafından ise nesli, Hazreti Fâtıma (r.anhâ) annemize ulaşmaktadır.

        Büyük imam, öncelikle tefsir, hadis, fıkıh ve akait gibi şer'î ilimlerde derin vukûfiyet elde etmiştir. Tasavvuf yoluna sulûkü ise zahiri ilimleri ikmal ettikten sonra babasının vasıtası ile olmuştur. 17 yaşında iken Kadirî, Çeştî, Sühreverdî gibi sekiz tarikat'te ders verme makamını elde etmiştir. Daha sonra dönemin en büyük zatlarından olan Muhammed Bakî Billah'tan Nakşî tarikatına dair dersler almıştır ve Nakşî- Müceddidî kolun en büyük üstadı olmuştur.

        Allâme İmam Suyûtî'nin "Cemîu'l-Cevâmî" isimli eserinde zikrettiğine göre Peygamber Efendimiz'in şu hadis-i Şeriflerine muhatap oldular: "Ümmetim içinde bir ricâl gelecektir. Ona 'sıla' denir. Niceleri onunla şefkatine ve şefaatine nail olur buyurmuştur." Bir çok alim Peygamber Efendimizin bu hadisine muhatabın ancak İmam-ı Rabbanî olduğuna ittifak etmişlerdir. Cenâb-ı Hakk'ın ihsan ve lütfuyla imam "Müceddidlik" makamına kavuştu. Müceddid; yedi ilkimi birbirine mezceden dirayeti, alimi-cahili, zengini-fakiri uzlaştıran feraseti çeşitli tarikat ve mezheplerin telifindeki idaresi, hulasa yüce tevhit dinini, türlü sebeplerle dağılmış sâliklerin esas usule göre yetiştirilmesi ve birleştirilmesi onun vazifelerinden idi. Velhasıl insanları gönülden bir bine bağladı. Birliği kurdu ve böylece insanlığa kıyamete kadar bir yol açtı.

        İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin manadaki terbiye usûlü 'Veysîlik' yoluyladır. Bunu kendisi 'Mektûbât' isimli eserinde şu şekilde dile getirir: "Her ne kadar zahirdeki mürşidim Muhammed Bakîbillah ise de, hakîkatte benim mürşidim Bâkî olan Hazreti Allah ile O'nun Peygamberidir. Çünkü benim terbiyemi Hazreti Allah (c.c) ve O'nun Rasûlü yapmıştır." İşte tasavvuf yolunda bu şekildeki terbiyeye veysîlik adı verilmektedir. Yine Mektûbât isimli eserinin 534. mektubunda Büyük İmam, tasavvuf yolundaki terbiyenin 'Mürid' ve 'Murad' olarak ikiye ayrıldığını söyler. Mürid yolundan terbiye edilenlerin kendi gayretleri ile seyr-ü sulûklarını ikmal ederken, Murad yolundan terbiye edilenlerin ise cezbe yoluyla yani Cenâb-ı Hakk'ın bu kulunu yakınlığına çekmesiyle terbiye edilir. İşte manevî terbiye yollarının en üstünü olan Murad yoluna 'veysîlik' adı verilir. İmam-ı Rabbânî Hazretleri de bu yolla terbiye edildiğini mektubunda açık bir dille ifade etmiştir.

        İmam-ı Rabbânî Hazretlerinin kazandığı yüksek makamlara işâreten üstadı, onun hakkında şöyle demektedir: "Ahmed bir güneştir. İki cihan onun feyzi ve fazilet nurlarıyla aydınlanmaktadır." "Bir müddetten beri velayet kaynağı olan makamınıza ihlâs ve saygılarımı arz ederim."

        İmam-ı Rabbânî Hazretleri, döneminde Rasûlullah'ın yolundan ayrılmaya başlayan Müslümanları ve eski saflığını kaybeden Tarikatları tekrar ehl-i sünnet yoluna çekmek için mektuplar yazarak halkı irşad ve aydınlatma faaliyetlerini sürdürmüştür. Mektûbât isimli güzel eseri işte bu mektupların bir araya getirilmesinden oluşmuştur.

        Bu Büyük İmam'ı anmak için düzenlenen bir konferansta, değerli üstadım Abdullah Farukî Hazretleri O'nun dönemin hükümdarı Ekber Şah'a karşı verdiği mücadeleyi ve çektiği sıkıntıları ve makam-ı âlîsini şöyle dile getirmiştir: "İmam-ı Rabbânî Hazretleri sünnetin ihyası yolundaki çalışmalarını devam ettirirken en büyük engeli zamanın hükümdarı Ekber Şah tarafından görmüştür. 51 yıl hükümdarlık koltuğunda oturan Ekber Şah kendini yer yüzünde Allah'ın tek mümessili saymak gayreti ile yaşamıştır. Kendisine göre bir din ilan etmiştir. İlan etmiş olduğu bu dine girmemin en büyük merasimi; başındaki sarığı çıkarıp eline almak ve padişah'ın ayağına kapanmaktı. Bu dinde abdest almak yoktu. Kaplan eti dışında et yemek yasak, sırf Müslümanlara kasıtlı olsun diye domuz eti yemek ve şarap içmek mubahtı. Böylesine zalim olan Ekber Şah aynı zamanda İslamî ibadetleri ve haccı da yasak etmiş, yasağa saygı göstermeyenleri de şiddetle cezalandırmıştır. İslam bayramlarını kaldırarak yerine Farisîlerin 14 bayramını koymuş ve Cuma namazını kaldırarak Arapça öğrenmeyi de yasak etmiştir. Ekber Şah ve adamalarını yaptıkları zulümler bunlarla da bitmemektedir. Sırf Allah ve Rasûl'üne düşmanlığını ifade etmek için içkiyi, kumarı, faizi helal sayıyor, erkekler için ipek ve altın kullanmalarını da mubah görüyor ve ayaklarını Kâbe'ye karşı uzatmaya özen gösteriyordu. İslamî ilimlere ve onların öğretilmesine de şiddetle karşı çıkan Ekber Şah zamanında fıkıh ve hadis öğrenimi ayıp sayılırdı. Bu işle uğraşanlar aşağı ve küçük görülmüş ve ilim ehli başka memleketlere çıkmaya zorlanmıştır.

        Bunca zulüm ve işkencenin, ahlaksızlığın had safhaya ulaştığı dönemde, Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in sünnetlerini yaymak için mücadele eden İmam-ı Rabbânî ve müritleri de bu hükümdarın zulmüne maruz kalmış, zindana atılmış ve zindanlarda 9 yıl kalmıştır. Daha sonra İmam'ın şöhretinin har tarafa yayılması neticesinde onu zindandan çıkartmak isteyen Ekber Şah'a; "Bütün Müslümanları zindandan çıkarmadığı müddetçe kendisinin de çıkmayacağını söylemesi" imam'ın büyüklüğünün başka bir yönünü sergiler. İmam-ı Rabbânî Hazretleri zindanda bulunduğu süre içinde bir çok insanın İslam'la şereflenmesine vesile olmuştur. Daha sonra Ekber Şah'ın yerine geçen oğlu, görmüş olduğu bir rüya üzerine zindana gelerek İmam-ı Rabbânî Hazretleri önünde tövbe edip İslâmiyetin emirlerinin tamamen uygulanması, yıktırılan camilerin yeniden yapılması, sığır yememek için verilen emrin iptal edilmesi, Müslüman olma suçu ile tevkif edilmiş bütün Müslümanların serbest bırakılması gibi hususları da kabul ederek imam'a intisap etmiş, hürmet ve ihsanlarda bulunmuştur.

        İmam-ı Rabbânî Hazretleri bundan sonraki dönemlerde de irşat ve tebliğ faaliyetlerini geniş bir alanda deva ettirmiştir. Yaklaşık beş asırdan gönümüze kadar onun fikir ve elimize ulaşan mektupları hâlâ aynı canlılığı devam ettirmektedir. Bu yönde bir çok Müslüman karşılaştığı sayısız problemi çözmede bu kaynağa başvurmaktadır. İnşallah aynı görevi bundan sonraki asırlarda da yürütecektir. Çünkü İmam-ı Rabbânî Hazretleri ikinci bin yılın Müceddid'idir ve onun mânevî tasarrufu kıyamete kadar devam edecektir.

        Hiçbir kimsenin yapamayacağı bir hizmeti bu dine yapmış, tarikatın şeraitten ayrı bir husus olmadığı gerçeğini ortaya koyarak şeriat ve tarikatın bir olduğunu yaşadığı hallerle kabul ve ispat etmiştir.

        Bu büyük imamın İslam dininin canlandırılması yolunda yapmış olduğu çalışmaları bu günlerde onun evlatları olan "Farukî" nesilleri vasıtasıyla devam etmektedir ve bu hizmet kıyamete kadar devam edecektir.

        İmam-ı Rabbânî Hazretleri'nin bize ulaşan en büyük eseri olan Mektûbât'ında bu büyük zatın yaşamış olduğu manevî hallerin tezahürünü, makâm-ı âlîlerini, din'i tebliğ yolundaki gayretlerini, bid'atlere karşı mücadelesini, sünnet-i seniyye'nin ihyası için çabalarını, tebliğinin ne denli yer bulduğunu ve kendisinden müstefit olanların çokluğunu, alim-cahil her kesmin istifadesi için mutlaka çok mühim düsturların bulunduğunu, dinin bütününe vukûfiyeti'nin ziyasını, iç âlemle dışın yani amelî tezahürlerin nasıl mezc olduğunu ve en önemlisi de Allah'ı tevhit etmede en doğru istikameti ve esas olarak bu, dil'in birlemesine ruhun da iştirakini ve engin semerelerini görmek mümkündür.

        İşte onun bu kıymetli eserini okurken hayât-ı şahanelerinde karşılaşmış olduğu havadisleri de göz önünde bulundurarak ve bu günümüze kıyasla oradan ders alarak okursak eserden gerçek manada istifade etmek mümkün olacaktır. Bir çok manevî halin söz konusu olduğu bu irşat mektuplarından istifade ise, ancak bir Mürşid-i Kâmil'in sulûk yolunun taliplerine, onların hal ve derecelerine indirgeyeceği sohbetleriyle mümkün olacaktır.

        O, gerçek bir Allah dostu ve hidayet mansıbının büyük bir halkasıdır. Onun hizmetinin hulasası din-i mübîn'in tüm bid'at ve yanlışlılardan arındırılarak, Tevhîd'in ikamesi ve Sünnet-i Nebevî'nin maddî ve manevî hayatımızda en güzel bir şekilde ma'kes bulmasını sağlamaktır.

        Tasavvuf yolundan istifade etme noktasında İmam-ı Rabbânî Hazretlerinin bu kıymetli eserini sıkça okumalıyız. Ondan alınması gereken en önemli derslerden birisi şeriat ve tarikatın bir bütün içerisinde telakki edilmesi ve ilimsiz, cahilâne bir vaziyette tasavvuftan istifade etmenin mümkün olmayacağıdır. Zira şeriatı bilmeden hatalardan korunmak imkan dışıdır. Maksat, şeriat-ı İslâmiye'yi ruhun ve aklın terbiyesi ile Hazreti Şâh-ı Rasûl (s.a.v) gibi yaşayabilmek, ihsan ve diğer yakınlıklarla Allah'a gerçek kul olabilmektir.

        Mübarek İmam-ı Rabbânî Hazretlerini bu maksat çerçevesinde sizlere anlatmaya çalıştım. Bu hizmet vesilesi ile Nazif ve ince bir lisan ile İmam-ı Rabbanî Hazretleri Efendimizin şefaatlerini ümit ediyorum...


Rehber Dergisi 12-2004
  Son Eklenenler  
Kuran'ı Kerim(ynldi)
En Sevgiliye (tümü)
Winamp Temaları
Sahih-i Buhari
Kütüb-i Sitte(ynl.)
Riyazus Salihin(ynl.)
Tecvid (yenilendi)
Download (yeni)
Resim Galerisi
Gül-Çiçek-Ebruli
İslami Resimler
Manzara Resimleri
İlginç Resimler
Farukinet.com
Farukinet.com
Abdullah Faruki (ks)
Tefsirler
Hadis Ezberleyelim
Kaza Namazı Takip
Cep Telefonu Özel
Rehberdergisi.com
Rehberdergisi.com
Son Sayı
Tüm Sayılar
Ektralar
İlkyardım Bilgisi
Yemek Tarifleri
Ziyaretçi:  Sitede şu anda 0 üye ve 132 misafir olmak üzere toplam 132 kişi bulunuyor.

İstatistikler:  Bugün Tekil:  Çoğul:  Toplam:  Bugün Üye:  Dün:  Toplam:  Dün Tekil:  Çoğul:

Kim Nerede:  Misafir1, Misafir2, Misafir3, Misafir4, Misafir5, Misafir6, Misafir7, Misafir8, Misafir9, Misafir10, Misafir11, Misafir12, Misafir13, Misafir14, Misafir15, Misafir16, Misafir17, Misafir18, Misafir19, Misafir20, Misafir21, Misafir22, Misafir23, Misafir24, Misafir25, Misafir26, Misafir27, Misafir28, Misafir29, Misafir30, Misafir31, Misafir32, Misafir33, Misafir34, Misafir35, Misafir36, Misafir37, Misafir38, Misafir39, Misafir40, Misafir41, Misafir42, Misafir43, Misafir44, Misafir45, Misafir46, Misafir47, Misafir48, Misafir49, Misafir50, Misafir51, Misafir52, Misafir53, Misafir54, Misafir55, Misafir56, Misafir57, Misafir58, Misafir59, Misafir60, Misafir61, Misafir62, Misafir63, Misafir64, Misafir65, Misafir66, Misafir67, Misafir68, Misafir69, Misafir70, Misafir71, Misafir72, Misafir73, Misafir74, Misafir75, Misafir76, Misafir77, Misafir78, Misafir79, Misafir80, Misafir81, Misafir82, Misafir83, Misafir84, Misafir85, Misafir86, Misafir87, Misafir88, Misafir89, Misafir90, Misafir91, Misafir92, Misafir93, Misafir94, Misafir95, Misafir96, Misafir97, Misafir98, Misafir99, Misafir100, Misafir101, Misafir102, Misafir103, Misafir104, Misafir105, Misafir106, Misafir107, Misafir108, Misafir109, Misafir110, Misafir111, Misafir112, Misafir113, Misafir114, Misafir115, Misafir116, Misafir117, Misafir118, Misafir119, Misafir120, Misafir121, Misafir122, Misafir123, Misafir124, Misafir125, Misafir126, Misafir127, Misafir128, Misafir129, Misafir130, Misafir131, Misafir132,
Reklamlar:

Faruki.net