Üye Adı:    Şifre:  (Hatırla)      Üye Ol              Giriş Sayfası Yap / Sık Kullanılanlara. Ekle

Sünen-i Nesai

Temizlik
Sular
Hayz ve Lohusalık
Gusül ve Teyemmüm
Namaz
Namaz Vakitleri
Ezan
Mescitler
Kıble
İmamet
Namaza Başlama
Tatbik
Namazda Yanılma (Sehv)
Cuma
Namazı Kısaltmak
Güneş ve Ay Tutulması
Yağmur Duası
Korku Namazı
Bayram Namazları
Gündüz ve Gece Kılınan Nafile Namazlar
Cenazeler
Oruç
Zekat
Hacc
Cihad
Nikah
Talak (Boşanma)
Atlar
Vakıf
Vasiyetler
Bağış
Hibe
Rukba
Umra
Yeminler ve Nezirler
Müzarea Ziraat Ortaklığı
Kadınları İyi Geçinmek
Kan Dökmenin Haramlığı
Ganimet
Biat
Akika
Deve Kurbanı - Recep Kurbanı
Avcılık
Kurban
Alışveriş
Kasame
Hırsızın Elinin Kesilmesi Kitabı
İman ve Özelikleri
Süslenme
Hakimlik Adabı
Allah'a Sığınma
İçecekler
25- CİHAD KİTABI (Bölümleri)
1- CİHADIN FARZ OLUŞU
3035- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v) Mekke’den çıkarılınca, Ebu Bekir şöyle dedi: “Müşrikler kendilerine gönderilen Peygamberi Mekke’den çıkardılar. Biz, Allah için varız ve dönüp dolaşıp O’na varacağız ama onlar mutlaka helak olacaklar.” Bunun üzerine hac sûresi 39. ayeti nazil oldu: “Kendileriyle savaşa girişen mü’minlere zulme uğramalarından dolayı savaş izni verildi. Şüphesiz Allah, o mü’minlere yardım ulaştıracak güçtedir.” Ebu Bekir diyor ki: “Bu ayet nazil olunca ileride mutlaka bir savaş olacağını anladım.” İbn Abbas diyor ki: “Savaş hakkında ilk inen ayet budur.” (Bkz. 15/94, 16/125, 2/191, 9/5, 2/244) (Tirmizî, Tefsirül Kur’an: 23)
3036- İbn Abbas (r.a)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) Mekke’de iken Abdurrahman b. Avf ve bazı kimseler Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek; “Ey Allah’ın Rasûlü! Biz müşrik iken daha fazla itibar görüyorduk; iman edince küçük düştük, zelil olduk” (bu yüzden bize savaş için izin ver) dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Ben affetmekle emrolundum, bu sebeple onlarla savaşmayın. Allah sizi Medine’ye hicret ettirdikten sonra bize savaşmayı emretti fakat Müslümanlar savaştan çekindiler. Bunun üzerine Allah: Nisâ sûresi 77. ayetini indirdi: “Kendilerine ellerinizi savaştan çekin, namazlarınıza dikkatli ve devamlı olun, zekatınızı verin, denilenlerden haberin yok mu?” Ama onlara Allah yolunda savaşmaları emredilince bazısı Allah’tan korkması gerektiği gibi hatta daha da büyük bir korkuyla insanlardan korkmaya başlar ve: “Ey Rabbimiz! Neden bize savaşmayı emrettin? Keşke bize biraz mühlet verseydin” derler deki: “Bu dünyanın keyfi ve rahatlığı çok kısadır. Ama ahiret, yolunu Allah ile bulanlar için en hayırlısıdır. Çünkü hiçbiriniz kıl kadar bile haksızlığa uğramayacaksınız.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
3037- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ben cevami-ul kelim = az kelimelerle çok mana ifade eden bir konuşma tarzı ile veya Kur’an ile gönderildim. Allah, düşmanların kalbine korku salarak bana yardım etti. Bir defasında ben uyuyordum; yeryüzü hazinelerinin anahtarları getirildi ve elime verildi.” Ebu Hüreyre dedi ki: “Rasûlullah (s.a.v) ahirete göçtü gitti siz hala dünyalık toplamakla meşgulsünüz.” (Buhârî, Cihad: ve Siyer: 121; Müslim, Salatül Müsafirin: 34)
3038- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Cevami-ul Kelim = Az sözle çok şey ifade edecek bir konuşma tarzı ile veya Kur’an ile gönderildim. Allah düşmanların kalbine korku salarak bana yardım etti. Bir keresinde ben uyuyordum; yer yüzü hazinelerinin anahtarları getirilip avucuma konuldu.” Ebu Hüreyre diyor ki: “Rasûlullah (s.a.v), ahirete göçtü gitti siz hala dünyalık peşinde koşturup durmaktasınız.” (Buhârî, Cihad: ve Siyer: 121; Müslim, Salatül Müsafirin: 34)
3039- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Lâ ilâhe illallah” deyinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Kim “Lâ ilâhe illallah” deyip iman ederse, malını ve canını benden kurtarmış olur. Ancak Allah’ın yasalarına göre yapıp yapmayacağı şeylerden dolayı hesabını Allah görecektir.” (Buhârî, Zekat: 1; Tirmizî, İman: 1)
3040- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) vefat edince Ebu Bekir halife oldu. Araplardan bir kısmı zekat vermek istemeyip, dinden dönerek, irtidad edip kafir oldular. Ebu Bekir de ordu hazırlayıp onlarla savaşacağını bildirince, Ömer şöyle dedi: “Ey Ebu Bekir onlara karşı nasıl savaşabiliriz? Halbuki Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştu: “İnsanlar “Lâ ilâhe illallah” deyinceye kadar onlarla savaş etmekle emrolundum. Kim Lâ ilâhe illallah derse, o kimse malını ve canını benden kurtarmış olur. Ancak Allah’ın yasalarına göre yapıp yapmayacağı şeylerden dolayı insanların hesabını Allah görecektir.” Ebu Bekir şöyle dedi: “Namazla zekatı birbirinden ayıranlarla mutlaka savaşacağım çünkü zekat malî bir yükümlülüktür. Vallahi Rasûlullah (s.a.v)’e zekat olarak verdikleri bir dişi oğlağı bana vermezlerse bundan dolayı onlarla savaşırım.” Bunun üzerine Ömer: “Vallahi anladım ki halifenin savaş konusundaki bu kararı, Allah’ın Ebu Bekir’in gönlüne verdiği bir genişlikten dolayıdır. Bu sebeple Ebu Bekir’in hak yolda olduğunu ve savaşın da hak olduğunu bildim.” (Tirmizî, İman: 1; Buhârî, Zekat: 1)
3041- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) vefat edince Ebu Bekir onun yerine geçti. Zekat vermemek için Araplardan bir kısmı dinden dönerek irtidat edip kafir oldular. Ebu Bekir de onlara savaş açacağını söyleyince Ömer şöyle dedi: “Ey Ebu Bekir! Onlarla nasıl savaşabiliriz?” Rasûlullah (s.a.v) şöyle dememiş miydi: “İnsanlarla “Lâ ilâhe illallah” deyinceye kadar onlarla savaş etmekle emrolundum. Kim, “Lâ ilâhe illallah” derse, o kimse malını ve canını benden kurtarmış olur. Ancak Allah’ın yasalarına göre yapıp yapmayacağı şeylerden dolayı insanların hesabını Allah görecektir.” (Tirmizî, İman: 1; Buhârî, Zekat: 1)
3042- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebu Bekir mürtedlerle savaşmak için ordu toplayınca Ömer dedi ki: “Ey Ebu Bekir! Bu İnsanlarla nasıl savaşabiliriz? Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuyor mu: “İnsanlarla “Lâ ilâhe illallah” deyinceye kadar onlarla savaş etmekle emrolundum. Kim “Lâ ilâhe illallah” derse, o kimse malını ve canını Benden kurtarmış olur. Ancak Allah’ın yasalarına göre yapıp yapmayacağı şeylerden dolayı insanların hesabını Allah görecektir” Bunun üzerine Ebu Bekir şöyle dedi: “Namazla zekatı birbirinden ayıranlarla mutlaka savaşacağım çünkü zekat, malî bir yükümlülüktür. Vallahi Rasûlullah (s.a.v)’e zekat olarak verdikleri bir dişi oğlağı bana vermezlerse, bundan dolayı onlarla mutlaka savaşacağım. Ömer dedi ki: Vallahi anladım ki halifenin savaş konusundaki bu kararı Allah’ın onun gönlüne verdiği bir genişlikten dolayıdır. Bu sebeple Ebu Bekir’in hak yolda olduğunu ve savaşmanın da hak olduğunu anladım ve bildim. (Tirmizî, İman: 1; Buhârî, Zekat: 1)
3043- Enes b. Malik (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) vefat edince zekat vermemek isteyip bazı Arap kabileleri dinden dönüp kafir olmuşlardı. Ebu Bekir, onlarla savaşmak için ordu toplayınca; Ömer şöyle dedi: “Ey Ebu Bekir! Onlarla nasıl savaşırsın?” Bunun üzerine Ebu Bekir şöyle dedi: “Rasûlullah (s.a.v) “Lâ ilâhe illallah” deyinceye, namaz kılıncaya, zekat verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum” buyuruyor. Ben de; Rasûlullah (s.a.v)’e verdikleri bir oğlağı bana vermezlerse onlarla savaşırım. Bunun üzerine Ömer diyor ki: “Ebu Bekir’in bu görüşünün Allah tarafından verilmiş bir lütuf olduğunu görünce savaş yapmanın veya Ebu Bekir’in görüşünün hak olduğunu anladım.” (Tirmizî, İman: 1; Buhârî, Zekat: 1)
3044- Ebu Hüreyre (r.a)’den haber verildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İnsanlarla “Lâ ilâhe illallah” deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim, o sözü söylerse, malını ve canını benden kurtarmış olur. Ancak Allah’ın yasalarına göre yapıp yapmayacağı şeylerden dolayı insanların hesaplarını Allah görecektir.” (Tirmizî, İman: 1; Buhârî, Zekat: 1)
3045- Enes (r.a)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Müşriklere karşı mallarınızla, ellerinizle ve dillerinizle gayret edip savaşın.” (Dârimi, Cihad: 38; Ebû Davud, Cihad: 4)
2- CİHADI TERKETMENİN CEZASI
3046- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim savaşmadan ve savaş için niyetlenmeden ölürse münafık gibi ölür.” (Çünkü o münafıklar ne savaşa çıkmak isterler ne de savaş için hazırlık yaparlardı.) (Dârimi, Cihad: 38; Ebû Davud, Cihad: 4)
3- ALLAH YOLUNDA BİRÇOK SEFER ÖLÜMÜ İSTEMEK
3047- Ebu Hüreyre (r.a) Rasûlullah (s.a.v)’den şöyle işittiğini haber vermiştir. “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki: Benden ayrı kalmaya razı olmayan mü’minler olmasaydı ve ben de onlara fazla yük olacağını bilmeseydim, Allah yolunda yapılacak hiçbir savaş ve seriyyeden geri kalmazdım. Canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki; Allah yolunda ölüp tekrar dirilmeyi tekrar ölüp tekrar dirilmeyi tekrar ölüp tekrar dirilmeyi ve tekrar ölmeyi çok isterdim.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 7; Müslim, İmara: 28)
4- SAVAŞA KATILANLARIN KATILMAYANLARA ÜSTÜNLÜKLERİ
3048- Sehl b. Sa’d (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Mervan b. Hakem’in bir cemaatle birlikte oturduğunu görünce ben de varıp yanına oturdum. Mervan bize Zeyd b. Sabitin anlattığı şu hadisi aktardı: Rasûlullah (s.a.v)’e Nisâ sûresi 95. ayeti: “Bir mazeretleri olmaksızın mücadeleden kaçınan mü’minler ile Allah yolunda mallarıyla canlarıyla çaba gösterenler bir olamazlar…” nazil olup onu bana yazdırırken gözleri görmeyen a’ma ümmü Mektum çıkageldi ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Gücüm yetseydi ben de cihada çıkardım” dedi. Bunun üzerine tekrar vahiy geldi. Rasûlullah (s.a.v)’in dizi benim dizime dokunuyordu vahiy gelmesiyle öyle bir ağırlık çöktü ki dizlerim kırılacak sandım sonra vahiy bitti ve her şey eski duruma döndü. Ve: “Bir mazeretleri olmaksızın” bölümü nazil oldu. (Buhârî, Tefsir: 91; Tirmizî, Tefsirül Kur’an: 5)
3049- Sehl b. Sa’d (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Mervan’ın mescidde oturduğunu gördüm, vardım yanına ben de oturdum. Mervan bize Zeyd b. Sabit’in aktardığı şu olayı anlattı: Rasûlullah (s.a.v), Zeyd b. Sabit’e yeni nazil olan Nisâ sûresi 95. ayetini yazdırıyordu. Bu arada Ümmü Mektum geldi. Ben ayeti yazıyordum ve şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasûlü! Cihad yapmaya gücüm yetse mutlaka cihad ederdim. Kendisi gözleri görmeyen a’ma birisiydi. Bu esnada Allah, Rasûlüne tekrar vahyetti. O sırada dizi benim dizimin üstündeydi, Rasûlullah (s.a.v)’in dizi o derece ağırlaştı ki dizim kırılacak sandım sonra bu durum geçti, vahiy gelmesi bitmişti. Allah bu anda: “Bir mazeretleri olmaksızın” bölümünü indirmişti. (Buhârî, Tefsir: 91; Tirmizî, Tefsirül Kur’an: 5)
3050- Bera (r.a)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) mâna olarak şöyle söyledi: “Bir levha ve kürek kemiği getirin nazil olan şu ayeti yazın: (Nisâ 95) O anda; Amr b. Ümmü Mektum, Rasûlullah (s.a.v)’in arkasındaydı ve: “Benim için izin var mı?” Diye sordu. Bunun üzerine ayetin “Bir mazeretleri olmaksızın” bölümü indirildi. (Buhârî, Tefsir: 91; Tirmizî, Tefsirül Kur’an: 5)
3051- Bera (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Nisâ sûresi 95. ayeti nazil olduğunda a’ma olan Ümmü Mektum, Rasûlullah (s.a.v)’in yanına gelmişti. Ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Benim durumum ne olacak? Ben a’mayım” demişti. Çok geçmeden “Bir mazeretleri olmaksızın” bölümü nazil oldu. (Tirmizî, Tefsirül Kur’an: 5; Buhârî, Tefsir: 91)
5- ANNE VE BABASI SAĞ OLUP ONLARA BAKACAK KİMSE SAVAŞA KATILMAMALI MI?
3052- Abdullah b. Amr (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir kimse Rasûlullah (s.a.v)’e gelip, cihada katılmak için Peygamber (s.a.v)’den izin istemişti. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Anne ve baban sağ mıdır?” Diye sordu. O da: “Evet” deyince: “O ikisinin rızasını kazanma yolunda gayret et” buyurdu. (Buhârî, Cihad ve Siyer: 137; Tirmizî, Cihad: 2)
6- ANNESİ SAĞ OLUP BAKIMA MUHTAÇ İSE NE OLACAK?
3053- Muaviye b. Cahime es Selemî (r.a), Peygamber (s.a.v)’e gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! Savaşa katılmak istiyorum, bu işi sizinle istişare etmeye geldim” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Annen sağ mıdır?” Diye sordu. O da: “Evet” deyince: “Öyleyse annene hizmet et çünkü Cennet onların ayakları altındadır.” (İbn Mâce, Cihad: 12)
7- ALLAH YOLUNDA MAL VE CANLA CİHADIN DEĞERİ
3054- Ebu Said el Hudrî (r.a)’den rivâyete göre, bir adam Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek: “Ey Allah’ın Rasûlü! İnsanların en hayırlısı kimdir?” Diye sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Mal ve canıyla Allah yolunda savaşandır” buyurdu. Adam: “Sonra kimdir?” Diye sorunca; Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kenar ve kıyı semtlere kaçıp kendi şerrinden insanları koruyan ve gereği şekilde Allah’a kulluk yapan kimsedir” buyurdu. (Buhârî, Cihad ve Siyer: 2; Tirmizî, Fedailül Cihad: 24)
8- ALLAH YOLUNDA BİNİTSİZ YAYA OLARAK CİHAD EDENİN KIYMETİ
3055- Ebu Said el Hudri (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Tebük savaşı olduğu yıl Rasûlullah (s.a.v), sırtını devesine dayayıp insanlara bir konuşma yaparak şöyle buyurdu: “Size insanların en hayırlısı ile en şerlisini haber vereyim mi? En hayırlı kimse ölünceye kadar atının veya devesinin sırtında veya yaya olarak Allah yolunda gayret eden kimsedir. En şerli kimse ise; Allah’ın Kitab’ını okuyup da gerekenleri yerine getirmeyen kimsedir.” (Müsned: 11124)
3056- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Allah’ın azabından korkarak gözyaşı döken bir kimseyi süt memeye tekrar girinceye kadar Cehennem ateşi yakmaz. Allah yolunda savaşan kimsenin çıkardığı toz ile Cehennem ateşinin dumanı Müslüman bir kişinin burnunda asla bir araya gelmez.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8)
3057- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın azabından korkarak gözyaşı döken bir kimse süt memeye tekrar girinceye kadar ateş o kimseyi yakmaz. Allah’ın dinini yeryüzünde hâkim kılmak için gayret eden kimsenin çıkardığı toz ile Cehennem dumanı bir araya gelmez.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8)
3058- Yine Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bir kafiri öldürüp sonra da Müslümanca yaşamaya devam edip, Müslümanca ölen kimse; o kafirle beraber Cehennemde olmaz. Allah yolunda gayret ederken çıkarılan toz ile Cehennem ateşi bir araya toplanmaz. Kulun kalbinde iman ile hased bir arada olamaz.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8)
3059- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda gayret ederken çıkarılan toz ile Cehennem dumanı bir kulda asla birleşmez. İman ile cimrilik mü’min bir kimsenin kalbinde asla birleşmez.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8)
3060- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda gösterilen her türlü çabadan dolayı çıkarılan toz ile Cehennem dumanı bir kulun yüzünde asla bir araya gelemez. İman ile cimrilikte bir kulun kalbinde asla bir araya gelemez.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8)
3061- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda gösterilen her türlü çabadan dolayı çıkarılan toz ile Cehennem dumanı mü’min bir kul üzerinde bir arada olamaz. İman ve cimrilik bir mü’minin kalbinde asla bir araya gelemez.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8)
3062- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın dini yeryüzünde hâkim olsun için gösterilen çabadan dolayı çıkarılan toz ile Cehennem dumanı hiçbir şekilde bir mü’min üzerinde bir araya gelemez.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8)
3063- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın dini yolunda sarfedilen çabadan dolayı çıkarılan toz ile Cehennem dumanı bir Müslüman’ın burnunda birleşmez. Yine bir Müslüman’ın kalbinde iman ve cimrilik bir arada bulunamaz.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8)
3064- Yine Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Allah Müslüman bir kimse üzerinde kendi yolunda çalışırken çıkarılan toz ile Cehennem dumanını birleştirmez. Yine Allah Müslüman bir kimsenin kalbinde imanla birlikte her türlü cimriliği de bir araya getirmez.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 8; Dârimi, Cihad: 8)
9- ALLAH YOLUNDA TOZLANAN AYAKLARIN SEVABI
3065- Yezid b. Ebu Meryem (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ben, Cuma namazına giderken Abaye b. Rafi’ bana yetişti ve şöyle dedi: “Müjdeler sana! Senin attığın şu adımlar Allah yolundadır. Ebu Abs’ten duydum şöyle diyordu: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kimin ayakları Allah yolunda tozlanırsa onu yakmak ateşe haramdır.” (Tirmizî, Cihad: 7; Buhârî, Cihad ve Siyer: 17)
10- ALLAH YOLUNDA UYKUSUZ KALAN GÖZÜN SEVABI
3066- Ebu Reyhane (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Allah yolunda uykusuz kalan göze ateş haram kılınmıştır.” (Dârimi, Cihad: 11; Müsned: 16581)
11- SABAH AKŞAM ALLAH YOLUNDA HAREKET ETMEK
3067- Sehl b. Sa’d (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Sabah erken vakitlerde ve akşamleyin Allah yolunda gayret edip çaba göstermek dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 5; Müslim, Imara: 30)
12- ALLAH’IN YARDIM EDECEĞİ ÜÇ KİŞİ KİMLERDİR?
3068- Ebu Eyyub el Ensari (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Sabahleyin veya akşamleyin Allah yolunda gayret için atılan her bir adım güneşin doğup battığı bir günde yapılacak her şeyden daha hayırlıdır.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 5; Müsned: 22483)
3069- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Üç kişi vardır ki Allah onlara mutlaka yardım eder. Allah yolunda savaşan kimse kötü yollardan sakınıp iffetli olabilmek için evlenen kimse ve borcunu ödemek ve kölelikten kurtulmak için efendisiyle sözleşme yapan köle.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 20; Buhârî, Cihad ve Siyer: 5)
13- ALLAH’IN ELÇİLERİ KİMLERDİR
3070- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah’ın elçileri üçtür: Gaziler, hacılar ve umreye gidenler.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
14- ALLAH KİMİ GARANTİ ALTINA ALMIŞTIR?
3071- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah kendi rızası için kendi yolunda gayret edeni ve kendi dinini tasdik edeni Cennete sokacağını ve dünyada da elde edeceği sevap ve ganimetle evine döndüreceğini vaad etmiştir.” (İbn Mâce, Cihad: 1; Muvatta', Cihad: 1)
3072- Yine Ebu Hüreyre (r.a) Rasûlullah (s.a.v)’in şöyle dediğini duymuştur: “Allah kendi yolunda iman üzere çıkan ve Allah yolunda gayret eden kimse Cennete girinceye kadar -ister savaşta şehid olsun isterse vefat ederek ölsün- Allah’ın garantisi altındadır veya o kimse elde edeceği sevap ve ganimetlerle evine dönünceye kadar yine Allah’ın himaye ve garantisi altındadır.” (İbn Mâce, Cihad: 1; Muvatta', Cihad: 1)
3073- Ebu Hüreyre (r.a) Rasûlullah (s.a.v)’in şöyle söylediğini işitmiştir: “Allah yolunda gerekli çabayı gösteren kişi -Allah daha iyi bilir- gündüzleri oruç tutup geceleri ibadet eden kimse gibi sevap kazanır. Allah kendi yolunda gayret eden mücahidin ruhunu alıp Cennete koymayı garanti eder veya elde edeceği sevap ve ganimetlerle evine sağ Sâlim döndürmeyi garanti eder. (İbn Mâce, Cihad: 1; Muvatta', Cihad: 1)
15- SAVAŞAN MÜFREZELERİN SEVABI
3074- Abdullah b. Amr (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Allah yolunda savaşan müfrezeler bir ganimet elde ederlerse, üçte iki mükafatlarını bu dünyada almış olurlar üçte biri ahirette kalır. Hiçbir ganimet elde edemezlerse mükafatlarının tamamı ahirete kalır.” (Müslim, Imara: 44; Ebû Davud, Cihad: 13)
3075- İbn Ömer (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) Rabbinden naklederek şöyle buyurdu: “Kullarımdan herhangi birisi Allah yolunda sırf benim rızamı kazanmak için çaba sarf ederse, onu sağ Sâlim geri çevirmek istersem elde edeceği ganimet ve sevapla evine geri döndürürüm veya şehid edip ruhunu kabzedersem affederek rahmetime alacağımı garanti ederim.” (Müsned: 5705)
16- ALLAH YOLUNDA SAVAŞAN KİMSENİN ÖRNEĞİ NASILDIR?
3076- Ebu Hüreyre (r.a) Rasûlullah (s.a.v)’den şöyle işitmiştir: “Allah yolunda gayret gösteren mücahidin örneği -Allah daha iyi bilir- gündüzlerini oruçla, gecelerini huşu ile ruku ve secdeler yaparak namaz kılan kimse gibidir.” (İbn Mâce, Cihad: 1; Muvatta', Cihad: 1)
17- CİHADA DENK OLAN AMEL HANGİSİDİR?
3077- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir adam Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek: “Cihada denk olabilecek bir işi bana söyler misin?” dedi. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Ona denk bir kulluk bulamıyorum ama gücün yeter mi şuna: Mücahid savaş için çıktığında cihaddan dönünceye kadar mescide girip hiç usanıp bıkmaksızın ve bırakmaksızın namaz kılmaya ve hiç iftar etmeksizin oruç tutmaya… O adam: Buna kimin gücü yeter ki” dedi. (İbn Mâce, Cihad: 1; Muvatta', Cihad: 1)
3078- Ebu Zer (r.a)’den rivâyete göre, bizzat kendisi Rasûlullah (s.a.v)’e: “Hangi amel daha hayırlıdır?” Diye sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de şöyle buyurdu: “Allah’a iman ve O’nun yolunda her türlü çabayı göstermektir.” (Buhârî, Itk: 2; Müslim, İman: 36)
3079- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir adam Rasûlullah (s.a.v)’e: “Hangi amel daha değerlidir?” Diye sordu. Rasûlullah (s.a.v): “Allah’a imandır” buyurdu. Adam: “Sonra hangisi?” Deyince, Rasûlullah (s.a.v): “Allah’ın dini yolunda her türlü gayreti göstermektir” buyurdu. Adam: “Daha sonra hangisidir” deyince, “Allah tarafından kabul gören hacdır” buyurdu. (Müslim, İman: 36; Tirmizî, Cihad: 21)
18- ALLAH YOLUNDA CİHAD ETMENİN DE DERECELERİ VAR MIDIR?
3080- Ebu Said el Hudrî (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ey Ebu Said! Kim Rab olarak Allah’tan razı olur, din olarak ta İslâm’ı seçerse, Peygamber olarak ta Muhammed’i kabul ederse; Cennet ona vacib olur.” Ravi diyor ki: Ebu Said buna çok hayret etti ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Söylediğini bana tekrar söyler misin?” Dedi. Rasûlullah (s.a.v) söylediğini tekrarladı ve şöyle devam etti: “Bir başka şey daha vardır ki onu yapanın derecesi Cennette yüz kat artar, her derecenin arası da gökle yer arası gibidir.” Ebu Said: “Ey Allah’ın Rasûlü! O nedir?” deyince Rasûlullah (s.a.v): “Allah yolunda cihaddır. Allah yolunda cihaddır.” buyurdu. (Ebû Davud, Salat: 36; Müslim, İmara: 31)
3081- Ebu’d Derda (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim namazını doğru dürüst ve devamlı kılarsa ve zekatını da verip Allah’a hiçbir kimseyi ve hiçbir şeyi ortak koşmadan ölürse, hicret etmeyip doğduğu yerde ölse bile Allah onu bağışlar.” Bunun üzerine biz: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunu biz insanlara haber versek de sevinseler olmaz mı” dedik. Rasûlullah (s.a.v) şöyle devam etti: “Cennette yüz derece vardır ki her bir derecenin arası yerle gök arası kadardır. Allah bu yerleri kendi yolunda gayret gösterip çabalayan mücahidler için hazırlamıştır. Mü’minlere zorluk vermeyeceğini bilsem ve onlar için savaş malzemesi bulabilsem ve benim katıldığım savaşa katılmayınca üzülmeyeceklerini bir bilsem şüphesiz her müfrezeye mutlaka katılır ve Allah yolunda ölüp dirilmeyi sonra tekrar ölmeyi isterdim.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 18)
19- MÜSLÜMAN OLUP HİCRET VE CİHAD EDENİN DURUMU
3082- Fedale b. Ubeyd (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Örneğiniz ve önderiniz benim. Bana iman edip, Müslüman olup hicret ederseniz Cennetin kıyılarından ve ortasından bir ev verileceğine kefilim. Ve yine ben, bana inanıp benim yolumda giden ve cihad edene de yine Cennetin kıyılarından ve ortasından ve Cennetin en üst derecesinden bir köşk verileceğine kefilim. Kim böyle bir iş yaparsa elde etmedik bir hayır bırakmamış, kaçınmadık bir şer de bırakmamış sayılır. Nerede ölürse ölsün fark etmez.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
3083- Sebre b. Ebu Fakih (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Şeytan, ademoğlunun her yerde önüne oturur, Müslüman olma yolunda yine önüne oturur, engeller çıkarmaya ve Allah yolundan saptırmaya çalışır ve yeni Müslüman olan birine şöyle der: “Sen Müslüman oldun, babanın ve atalarının dinini terk ettin ha!” O kimse şeytanı dinlemez ona isyan eder ve Müslüman olarak kalmış olur. Şeytan hicret eden kimsenin de yolunu keser, önüne oturur ve şöyle der: “Kendi vatanını ve yurdunu terk edip nasıl hicret edersin? Hicret etmek dizginlerinden bağlanmış at gibidir ve çok sıkıntılıdır” der. O kimse de ona isyan edip onu dinlemez ve hicretini yapmış olur. Sonra şeytan, cihad yolu üzerine oturur ve şöyle der: “Cihad yorgunluk demektir, hem kendini yorarsın hem de malını kaybedersin, savaşacak ve öldürüleceksin. Karın başkasına nikahlanacak, malların taksim edilecek…” O kimse de şeytanın bu sözlerine kulak vermez ve isyan ederse o da cihadını yapmış olur.” Daha sonra Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim bunları böylece yaparsa, o kimseyi Cennete koymak Allah üzerine bir borçtur. Savaşta öldürülse de, boğularak ölse de, hayvanın sırtından düşüp ölse de Allah o kimseyi mutlaka Cennetine koyacaktır.” (Müsned: 15392)
20- ALLAH YOLUNDA ÇİFT SADAKA VERENİN SEVABI
3084- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim Allah yolunda çift çift harcamada bulunursa, Cennette o kimseye Ey Allah’ın kulu, bu kapıdan gel, hayır ve bereketler buradadır denilir. Çok namaz kılanlar ise Cennetin namaz kapısından, cihad edenler cihad kapısından çağrılır. Çok sadaka verenler ise zekat kapısından çağrılır, çok oruç tutanlar ise Reyyan kapısından çağrılır” buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekir: “Ey Allah’ın Peygamberi! Bir kişi bu kapıdan hepsinden de çağrılabilir mi? Buna bir engel var mıdır?” dedi. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Evet hepsinden davet olunur Senin onlardan biri olmanı ümîd ederim.” (Buhârî, Fedailül Ashab: 5; Tirmizî, Menakıb: 14)
21- SAVAŞ NE MAKSATLARLA YAPILIR?
3085- Ebu Musa el Eş’arî (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir bedevi Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek: “Kimisi şöhret için, kimisi ganimet elde edebilmek için kimi de cesaretini göstermek için savaşıyor, bunlardan hangisi Allah yolundadır?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Kim Allah’ın dini yeryüzüne hâkim olsun diye gayret edip savaşırsa o Allah yolundadır” buyurdu. (Tirmizî, Cihad: 15; Müslim, Imara: 42)
22- SAVAŞTAKİ NİYETLER BİR GÜN AÇIĞA ÇIKACAKTIR
3086- Süleyman b. Yesar (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: İnsanlar Ebu Hureyre’nin yanından ayrılıp gidince şanslı bir kimse Ebu Hureyre’ye gelerek: “Ey âlim kimse! Rasûlullah (s.a.v)’den işittiğin bir hadisi bana anlat” dedi. Ebu Hüreyre de: “Evet” dedi ve şöyle anlattı: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Kıyamet günü üç kişinin hesapları önceden görülür. Birincisi savaşta şehid olan kimse getirilir, kendisine verilen nimetler ona gösterilir. O da o nimetleri tanır sonra Allah ona, bu nimetlere karşılık dünyada ne yaptın? diye sorar. O kimse de Senin yolunda savaştım ve şehid düştüm der. Allah: Yalan söylüyorsun fakat sen, falan kimse çok cesurdur desinler diye savaştın, netice de senin hakkında böylece söylendi. Sonra Allah emreder ve yüzü üstü sürünerek Cehenneme atılacaktır.
Diğer bir kimse ise ilim tahsil edip onu başkalarına öğreten ve Kur’an okuyan kimsedir. Kıyamet günü o da Allah’ın huzuruna getirilir, kendisine verilen nimetler gösterilir. O da kendisine verilen tüm nimetleri tanır. Sonra Allah, ona sorar: “Bu nimetler karşılığında ne yaptın?” O da: “İlim öğrendim ve başkalarına da öğrettim. Senin rızanı kazanmak için Kur’an okudum” der. Allah’ta: “Yalan söylüyorsun” der; “Sen alim desinler diye ilim tahsil ettin. Kur’an okuyor desinler diye Kur’an okudun, sonunda sana da böylece denildi.” Sonra Allah tarafından emir verilecek ve yüzüstü Cehenneme atılacaktır.
Diğer bir kimse de Allah’ın kendisini bolluk içersinde ve her türlü malları verdiği bir kimsedir ki o da Allah’ın huzuruna getirilir ve dünyadaki kendisine verilen nimetler gösterilir ve o da onları tanır. Allah: “Bunca nimetlere karşılık ne yaptın?” Diye sorar. O kişi de: “Senin sevdiğin her yolda malımdan harcadım der.” (Ebu Abdurrahman der ki: “Senin sevdiğin” kelimesinden ne kastedildiğini anlayamadım. Senin infak etmemi istediğin her yere infak ettim demiş olmalıdır.) Allah: “Yalan söylüyorsun sen, tüm bu yaptıklarını falan adam cömerttir desinler diye yapıyorsun ve sonunda sana böyle de söylenmiş oldu.” Sonra Allah emreder ve yüzüstü sürünerek Cehenneme atılacaktır.” (Müslim, Imara: 43; Tirmizî, Zühd: 17)
23- SAVAŞTA DA NİYET EDİLEN ŞEY NE İSE O ELDE EDİLİR
3087- Yahya b. Velid b. Ubâde b. Samit (r.a), dedesinden naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah yolunda yular elde etmek için savaşan kimseye niyetindeki şey vardır.” (Dârimi, Cihad: 25; Müsned: 21669)
3088- Ubâde b. Samit (r.a)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kim ki bir yular kadar basit şeyler elde etmek için savaşırsa niyet ettiği şeye ulaşır.” (Dârimi, Cihad: 25; Müsned: 21669)
24- ŞÖHRET VE BİR ÜCRET İÇİN DE SAVAŞILIR MI?
3089- Ebu Umâme el Bâhili (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir adam Rasûlullah (s.a.v)’e gelerek: “Şöhret ve ücret elde etmek için savaşan kimse hakkında ne dersin?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Onun için hiç bir şey yoktur.” Adam sorusunu üç sefer tekrarladı. Rasûlullah (s.a.v)’de her defasında: “Onun için hiçbir şey yoktur” buyurdu ve şöyle devam etti: “Allah ancak kendi rızası gözetilerek samimi bir niyetle yapılan ibadetleri kabul eder.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
25- ALLAH YOLUNDA ÇOK KISA SÜRE SAVAŞMANIN SEVABI
3090- Muaz b. Cebel (r.a) şöyle anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Kim, Allah yolunda bir süt sağımı zamanı kadar bile savaşırsa, Cennet ona vacip olur. Kim de samimi olarak savaşmayı ister sonra da ölür ve öldürülürse ona da şehid sevabı verilir. Kim de Allah yolunda savaşırken yara alır veya başına bir felaket gelirse, kıyamet günü kanlar içersinde gelir. O kan zaferan renginde olup kokusu da misk kokusu gibidir. Allah yolunda yara alanların üzerinde şehidlik mührü bulunur.” (Dârimi, Cihad: 5; İbn Mâce, Cihad: 15)
26- ALLAH YOLUNDA OK ATMANIN SEVABI
3091- Süleyman b. Âmir (r.a)’den rivâyete göre, Şurahbil b. Sımt, Amr b. Abese’ye: “Ey Amr! Bize Rasûlullah (s.a.v)’den duyduğun bir hadisi anlat” dedi. O da şöyle dedi: “Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Allah yolunda kim saçlarını ağartırsa, o kimseye kıyamet gününde bir nur verilir. Allah yolunda bir ok atan kimseye de attığı ok düşmana isabet etse de etmese de bir köle azâd etme sevabı verilir. Bir köle azâd eden kimsenin de o kölenin her organına karşılık bir organı ateşten korunmuş olur.” (Tirmizî, Cihad: 10)
3092- Ebu Nüceyh es Selemî (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Kim Allah yolunda düşmana bir ok isabet ettirirse Cennette bir derece verilir.” Ravi diyor ki: O gün düşmana on altı ok isabet ettirdim ve Rasûlullah (s.a.v)’in şöyle dediğini de duydum: “Kim Allah yolunda düşmana bir ok atarsa, bir köleyi hürriyetine kavuşturmuş gibi sevap kazanır.” (Tirmizî, Cihad: 10)
3093- Sâlim b. Ebi’l Ca’d’ten (r.a) rivâyete göre, Şurahbil b. Sımt, Ka’b b. Mürre’ye; Ey Ka’b! Rasûlullah (s.a.v)’den duyduğun bir hadisi bize aktar ilave ve noksanlaştırmaktan da sakın!” Ka’b b. Mürre şöyle anlattı: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Kim, Allah yolunda İslâm dini yeryüzünde hâkim olsun diye çabalar da bu uğurda saçını ağartırsa, kıyamet günü o saçları onun için nur olur.” Yine, Ka’b b. Mürreye, “Tekrar bir hadis anlat fakat eksiltme ve fazlalaştırma yapma” dedim. O da şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle buyurdu: “Düşmana ok atın, düşmana bir ok isabet ettirenin Allah derecesini yükseltir.” İbn-ün Nehham diyor ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! bu derecenin yüksekliği ne kadardır?” Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “O ananın evindeki eşik kadar değildir fakat iki derece arası yüz yıllık mesafedir” buyurdu. (Tirmizî, Cihad: 10)
3094- Şurahbil b. Sımt (r.a)’tan rivâyete göre, bizzat kendisi Amr b. Abese’ye: Söyle Ey Amr! Rasûlullah (s.a.v)’den duyduğun bir hadisi söyle, fakat onda bir eksiklik ve unuttuğun bir şey olmasın” dedim. O da şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v)’in şöyle buyurduğunu duydum: “Kim, Allah yolunda savaşırken bir ok atar ve düşman bölgesine ulaştırırsa, o ok bir düşmana isabet etsin etmesin bir köle azâd etmiş sevabını kazanır. Kim de Müslüman bir köleyi hürriyetine kavuşturursa, o kölenin her organına karşılık kendi organı Cehennemden kurtulmuş olur. Allah yolunda gayret edip saçlarını ağartan kimseye kıyamet günü bir nur verilir.” (Tirmizî, Cihad: 10)
3095- Ukbe b. Âmir (r.a)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah bir ok vasıtasıyla üç kişiyi Cennete koyar. Birincisi sadece hayır gözeterek ok yapanı, ikincisi o oku düşmana atanı, üçüncüsü okun ucuna sivri demir yapan kimseyi.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 11; İbn Mâce, Cihad: 15)
27- ALLAH YOLUNDA YARA ALAN KİMSENİN DURUMU
3096- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda yara alan bir kimse -Allah kimin kendi yolunda yara aldığını en iyi bilir- Kıyamet günü yarasından kan akarak gelir, rengi kan renginde olup kokusu da misk kokusudur.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 11; İbn Mâce, Cihad: 15)
3097- Abdullah b. Sa’lebe (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şehidler için şöyle buyurdu: “Onları kanlarıyla ve kanlı elbiseleriyle sarıp defnedin. Çünkü Allah yolunda yara alan her kimse kıyamet günü yarası kanayarak Allah’ın huzuruna gelir, rengi kan renginde kokusu ise misk kokusu gibidir.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 11; İbn Mâce, Cihad: 15)
28- UHUD SAVAŞINDAN BİR TABLO
3098- Câbir b. Abdullah (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Uhud savaşında Müslümanlar bozguna uğradıklarını sanıp dağılıp kaçtıklarında Rasûlullah (s.a.v), Ensardan on iki kişiyle beraber bir köşede kalmıştı. Talha b. Ubeydullah ta onlar arasındaydı. Müşrikler kendilerine yetişince, Rasûlullah (s.a.v) yanındakilere dönerek; “müşriklere kim karşı koyacak?” buyurdu. Talha hemen: “Ben” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Sen yerinde kal” buyurdu. Ensardan diğer biri çıkarak, “Ey Allah’ın Rasûlü! Ben” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Peki sen çık” buyurdu. Adam, şehid oluncaya kadar müşriklerle savaştı. Rasûlullah (s.a.v) döndü müşriklerin tekrar saldırıya geçtiklerini görünce yine: “Onlara kim karşı koyacak?” buyurdu. Talha yine ben dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Sen dur” buyurdu: Ensardan biri çıkarak: “Ben varım” dedi. Peygamber (s.a.v): “Peki sen çık” buyurdu. O adam da şehid oluncaya kadar savaştı. Peygamber (s.a.v)’in böyle söylemesi ve Ensardan da bir kişinin çıkıp şehid olması devam edip gitti. Sonunda Rasûlullah (s.a.v) ve Talha kaldı. Rasûlullah (s.a.v): “Kim karşı koyacak?” buyurunca; Talha: “Ben” dedi. Talha da kendisinden önceki on bir kişi gibi çarpıştı, elinden yara alıp parmakları kesilince, Talha bir çığlık attı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Eğer bismillah deseydin insanların gözü önünde melekler seni göğe çıkarırlardı ve Allah’ta böylece müşrikleri yok ederdi.” (Sadece Nesâi rivâyet etmiştir.)
29- KİŞİ KENDİ SİLAHIYLA DA ÖLEBİLİR Mİ?
3099- Seleme b. Ekva (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Hayber savaşında kardeşim Rasûlullah (s.a.v) ile beraber düşmana karşı şiddetle savaştı, bu arada kılıcı geri dönerek kendisini öldürdü. Rasûlullah (s.a.v)’in ashabı onun hakkında tereddüd edip kendi silahıyla ölen birisi diyerek şehid olup olmadığı hakkında şüpheye düştüler. Seleme diyor ki: Rasûlullah (s.a.v), Hayber’den dönerken kendisine: “Ey Allah’ın Rasûlü! izin verirsen Sana recezli bir şiir söyleyeyim” dedim. Rasûlullah (s.a.v)’de izin verdi. Bu arada Ömer b. Hattab: “Ne söyleyeceğine iyi dikkat et” dedi. Ben de şu şiiri söyledim: “Vallahi eğer Allah istemeseydi biz hidayete eremezdik. Ne namaz kılabilir ne de sadaka verebilirdik.” Rasûlullah (s.a.v): “Doğru söyledin” buyurdu. Ben de şöyle devam ettim: “Allah’ım, bize sekinetini indir ve düşmanla karşılaştığımızda ayaklarımızı kaydırmâ. Müşrikler bize baş kaldırıp azgınlık ettiler.” Ben şiirimi söyleyip bitirince, “Bunları kim söyledi” diye sordu. Ben de: “Kardeşim söyledi” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Allah ona rahmet etsin” diye dua etti. Bunun üzerine ben: “Ey Allah’ın Rasûlü! halk kardeşime dua etmekten korkuyor ve kendi silahıyla ölen birisidir diyorlar” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Cihad edip mücahid olarak şehid oldu” buyurdu. İbn Şihab diyor ki: Seleme b. Ekva’ın bir oğluna bu durumu sordum, bana babasından yukarıdaki gibi nakletti sadece şu ilaveyi yaptı: “Halk ona namaz kılıp dua etmekten sakınıyor” dediğini de söyledi. Rasûlullah (s.a.v): “Onlar yalan söylüyorlar, cihad ederek düşmana karşı mücadele vererek şehid olarak öldü” buyurdu ve parmağıyla işaret ederek; “O’na iki defa ecir vardır” buyurdu. (Müslim, Cihad ve Siyer: 43; Ebû Davud, Cihad: 40)
30- ALLAH YOLUNDA ŞEHİD OLMAK TEMENNİ EDİLMELİ Mİ?
3100- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ümmetime zor gelmeyeceğini bilsem hiçbir müfrezeden geri kalmazdım fakat ümmetim savaş için binit bulamıyorlar, Ben de onları bindirecek binit bulamıyorum. Hem benden ayrı kalmak ta onlara güç geliyor. Allah yolunda şehid olup tekrar dirilmeyi tekrar şehid olup tekrar dirilmeyi ve üçüncü sefer tekrar şehid olmayı çok isterim.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 7; Muvatta', Cihad: 14)
3101- Ebu Hüreyre (r.a) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki mü’minlerden bir kısmının benden ayrı kalmalarına üzülmeyeceklerini bilsem ve onları bindirebilecek binitler temin edebileceğimi bir bilsem. Allah yolunda savaşa giden hiçbir müfrezeden geri kalmazdım. Canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki Allah yolunda ölüp dirilmeyi sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi ve yine öldürülmeyi isterdim.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 7)
3102- İbn Ebî Amîra (r.a)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Müslümanlar arasında hiçbir Müslüman yoktur ki Rabbi onun ruhunu aldıktan sonra tekrar size geri dönmek istemez, dünya ve içindekilerin hepsi kendisine verilse bile… Ama şehid böyle değildir.” (O tekrar dirilip yine tekrar şehid olmak ister) İbn Ebî Amîra diyor ki: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah yolunda şehid olmayı göçebe ve yerleşik hayat yaşayanların elde ettikleri her şeye tercih ederim.” (Müsned: 17221)
31- ALLAH YOLUNDA ÖLEN KİMSENİN SEVABI
3103- Amr (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Câbir şöyle söylerken işittim: Uhud savaşında bir adam Rasûlullah (s.a.v)’e: “Allah yolunda savaşırken öldürülürsem ben nereye giderim” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Cennete” buyurdu. Bunun üzerine o adam yemekte olduğu hurmaları atarak savaş meydanına katıldı ve ölünceye kadar savaştı. (Müslim, İmara: 41; Müsned: 8021)
32- BORÇLU KİMSE ŞEHİD DÜŞERSE NE OLUR?
3104- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v), minberde hutbe verirken bir adam gelerek: “Allah yolunda sabrederek ecrimi de Allah’tan bekleyerek savaştan kaçmaksızın hep ilerleyerek düşmana karşı savaşırsam. Allah günahlarımı affeder mi?” diye sordu. Peygamber (s.a.v): “Evet” buyurdu. Biraz sustu ve: “Az önce soru soran nerededir?” buyurdu. O adam: “Buradayım” dedi. Rasûlullah (s.a.v): “Ne demiştin?” diye sordu. O adam da: “Allah yolunda sabrederek ecrimi de Allah’tan bekleyerek savaştan kaçmaksızın daima ilerleyerek düşmanla savaşırsam, Allah günahlarımı affeder mi?” demiştim dedi. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Evet fakat kul borcu müstesnadır” buyurdu ve: “Bunu bana biraz önce Cibril söyledi” dedi. (Müsned: 8021)
3105- Abdullah b. Ebu Katade (r.a) babasından nakledip şöyle diyor: Bir adam Rasûlullah (s.a.v)’e gelip: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah yolunda sabrederek ecrimi de Allah’tan bekleyerek hep ileri atılarak ve savaştan kaçmayarak düşmanla savaşırsam Allah günahlarımı affeder mi?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Evet” buyurdu. Adam dönüp giderken Rasûlullah (s.a.v) ona emretti ve çağırttı. “Nasıl demiştin diye” sordu. Adam da sorusunu aynen tekrarladı. Rasûlullah (s.a.v): “Evet fakat kul borcu ve hakları bunun dışındadır, diyerek bunu bana Cibril söyledi” buyurdu. (Dârimi, Cihad: 21; Tirmizî, Fedailül Cihad: 11)
3106- Ebu Katade (r.a), Rasûlullah (s.a.v)’den şöyle işittiğini söylemiştir. Rasûlullah (s.a.v), ashabının arasında durup en değerli amel’in Allah yolunda cihad ve iman etmek olduğunu söylemişti. Bir adam kalkarak: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah yolunda savaşırken ölsem Allah günahlarımı bağışlar mı?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Evet, Allah yolunda sabrederek mükafatını da sadece Allah’tan bekleyerek ileri atılarak savaştan kaçmaksızın düşmanla savaşırsan Allah tüm günahlarını bağışlar sadece kul borcu ve hakları müstesnadır diyerek bunu bana Cibril söyledi” buyurdu. (Dârimi, Cihad: 21; Tirmizî, Fedailül Cihad: 11)
3107- Abdullah b. Ebu Katade babasından naklediyor ve şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.v) minberde iken bir adam geldi ve: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah yolunda kılıcımı çekip sabrederek ve mükafatımı da Allah’tan bekleyerek ön de gidip geri kalmaksızın düşmanla savaşırken öldürülürsem, Allah; tüm günahlarımı affeder mi?” Rasûlullah (s.a.v): “Evet” dedi. Adam, dönüp giderken Rasûlullah (s.a.v) onu çağırdı ve Cibril bana şimdi haber verdi. “Borcun varsa o müstesnadır” buyurdu. (Dârimi, Cihad: 21; Tirmizî, Fedailül Cihad: 11)
33- HER ÖLEN DÜNYAYA TEKRAR DÖNMEYİ İSTER Mİ?
3108- Ubâde b. Samit (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Yeryüzünde hiçbir insan eğer Allah katında hayırlara nail olup Cennete girmeye hak kazanmışsa, dünya ve içindekiler kendisine verilse bile tekrar sizin yanınıza dönmek istemez ancak şehid böyle değildir, o tekrar diriltilip yeniden şehid olmak ister.” (Müsned: 21686)
34- CENNETLİKLER NEYİ TEMENNİ EDERLER?
3109- Enes (r.a)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Şehid olarak Cennete girenlerden biri Allah’ın huzuruna getirilir de Allah ona: “Ey Ademoğlu, yerini nasıl buldun?” diye sorar. O adam: “Ey Rabbim! Yerim yerlerin en hayırlısıdır” diye cevap verir. Bunun üzerine Allah şöyle der: “Benden ne istersen iste” buyurur. O kimse de: “Şehidliğin üstünlüğünü görüp bildiği için beni dünyaya tekrar dünyaya döndürmeni ve senin yolunda on kere şehid olmayı isterim” der.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 22; Tirmizî, Fedailül Cihad: 22)
35- ŞEHİD OLAN NE KADAR ACI DUYAR?
3110- Ebu Hüreyre (r.a)’den (r.a) rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Şehid ölürken ancak sizden birinizin çimdiklenmeden duyduğu acı kadar bir acı duyar.” (İbn Mâce, Cihad: 16; Dârimi, Cihad: 20)
36- ŞEHİDLER KAÇ ÇEŞİTTİR?
3111- Sehl b. Huneyf (r.a) babasından ve dedesinden naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim samimi bir kalple Allah’tan şehid olmayı isterse Allah onu şehidler makamına eriştirir yatağında ölse bile.” (İbn Mâce, Cihad: 16)
3112- Ukbe b. Amir (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Beş ölüm şekli vardır ki kim Müslüman olarak bunlardan biriyle ölürse o şehid sayılır. Allah yolunda, Allah’ın dinini yeryüzüne hâkim kılmak için çabalayan ve savaşan kimse şehidtir. Allah’ın dini yolunda çabalarken boğularak ölen şehidtir. İç hastalığından ölen kimse şehidtir. Taun hastalığından ölen şehidtir. Lohusa halinde iken ölen kimse de Allah’ın istediği şekilde Müslüman iken ölürse şehidtir.” (Müsned: 16533)
3113- Irbad b. Sariye (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Şehidlerle yataklarında ölenler, taun hastalığından ölen kimseler konusunda görüş ayrılığına düştüler ve şehidler dediler ki: “Onlar bizim kardeşlerimizdir biz gibi öldüler” yataklarında ölenler de dediler ki: “Onlar da bizim gibi öldüler” ey Rabbimiz diyerek Allah’ın huzurunda konuştular. Rabbimiz de şöyle buyurdu: “Onların yaralarına bakınız, onların yaraları şehidlerin yarasına benziyorsa onlardandır ve onlarla birliktedir. O anda onların yaraları onlara benzetilecektir.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 28; Muvatta', Cihad: 14)
37- ÖLEN DE ÖLDÜREN DE CENNETTEDİR
3114- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah katında şu iki adamın durumu çok hayret vericidir. Biri, kafir olarak Müslüman’ı öldürür, Müslüman şehid olarak Cennete gider sonra o kafir tevbe edip tekrar Müslümanlar safında savaşır, o da şehid olur ikisi de Cennete girer.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 28; Muvatta', Cihad: 14)
38- ÖLEN DE ÖLDÜRENDE NASIL CENNETTE OLABİLİR?
3115- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah şu iki kulun durumuna hayret edip güler biri diğerini öldürür ikisi de Cennete girer. İlk öldürülen Müslümandır ve şehid olmuştur, onu öldüren kafir tevbe edip Müslüman olur ve çarpışırken o da şehid olur ikisi de Cennettedirler.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 28; Muvatta', Cihad: 14)
39- İSLÂM ORDUSUNDA NÖBET TUTMANIN KIYMETİ
3116- Selman-ül Hayr (r.a) Rasûlullah (s.a.v)’den şöyle aktarmıştır: “Kim, Allah’ın dini yeryüzüne hâkim olması yolunda bir gün ve bir gece nöbet tutarsa, bir ay oruç tutmuş ve ay boyu namaz kılmış gibi sevap alır. Kim de nöbet tutarken ölürse aynı sevabı kazanır. Allah ona bol bol rızık verir ve kabir azabından emin olur.” (İbn Mâce, Cihad: 7; Tirmizî, Fedailül Cihad: 11)
3117- Selman (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Kim İslâm’ın ordusunda bir gün ve bir gece nöbet tutarsa, bir ay boyu oruç tutmuş ve geceleri namaz kılmış kimse gibi sevap kazanır. Ölürse defteri kapanmaz, kabir imtihanından kurtulur, rızkı da bol bol verilir.” (İbn Mâce, Cihad: 7; Tirmizî, Fedailül Cihad: 11)
3118- Osman b. Affan (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Allah yolunda bir gün nöbet tutmak başka yerlerde geçirilen bin günden daha hayırlıdır.” (İbn Mâce, Cihad: 7; Tirmizî, Fedailül Cihad: 11)
3119- Osman b. Affan (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Allah’ın dinini yeryüzünde hâkim kılma yolunda beklenecek bir günlük nöbet, onun dışında geçirilen bin günden daha hayırlıdır.” (İbn Mâce, Cihad: 7; Tirmizî, Fedailül Cihad: 11)
40- DENİZDE SAVAŞMANIN DEĞERİ
3120- Enes b. Malik (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) Kuba’ya gittiğinde, Milhan kızı Ümmü haramı ziyaret ederdi. O da Rasûlullah (s.a.v)’e yemek ikram ederdi. Milhan kızı Ümmü Haram, Ubâde b. Samit’in nikahlısıydı. Rasûlullah (s.a.v), Ümmü Haram’ı ziyaret etti. O da ona yemek ikram etmişti ve başını tarayıp temizlemişti. Rasûlullah (s.a.v) bir süre uyudu ve uyanınca gülüyordu. Ümmü Haram diyor ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Seni güldüren nedir?” dedim. Cevaben: “Rüyamda ümmetimden Allah yolunda savaşan bazı kimseler gösterildi, onlar padişahların tahtlarına kuruldukları gibi deniz üstündeki vasıtalara kurularak veya padişahlar gibi (şüphe eden hadisi rivâyet eden İshak’tır) savaşa gidiyorlardı.” buyurdu. Ben de: “Ey Allah’ın Rasûlü! Dua et de ben onlardan olayım” dedim. Rasûlullah (s.a.v)’de, Ümmü Harama dua etti. Rasûlullah (s.a.v) tekrar uyudu. (Haris diyor ki) Uyudu tekrar uyandı ve yine gülümsedi. Ben de: “Niçin gülüyorsun Ey Allah’ın Rasûlü!” diye sordum. Bu sefer şöyle buyurdu: “Ümmetimden bir kısmı daha bana rüyamda gösterildi. Onlarda tahtına kurulan krallar gibi veya krallar gibi karada giden binitlerine kurularak savaşa gidiyorlardı” buyurdu ve önceki deniz savaşçıları gibi söyledi. Bu sefer ben: “Ey Allah’ın Rasûlü! Onlardan olabilmem için bana dua et” dedim Rasûlullah (s.a.v): “Sen öncekilerdensin” (Yani deniz savaşçılarındansın) Ravi diyor ki: Muaviye zamanında düzenlenen bir deniz savaşına Ümmü Haram katıldı. Denizden karaya çıkarken bindirildiği hayvandan düşerek şehid oldu. (Tirmizî, Fedailül Cihad: 15; Buhârî, Cihad ve Siyer: 62)
3121- Milhan’ın kızı Ümmü Haram (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) bize geldi ve öğle uykusuna yatmıştı ve gülümseyerek uyandı. Ben: “Ey Allah’ın Rasûlü! Anam babam sana feda olsun seni güldüren nedir?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Ümmetimden bir gurubu kralların koltuklarına kuruldukları gibi deniz vasıtalarına kurularak savaşa çıktıklarını gördüm, ondan dolayı gülümsüyorum” buyurdu. Ben de: “Beni de o deniz savaşçılarından kılması için Allah’a dua et” dedim. “Sen onlardan olacaksın” buyurdu. Sonra tekrar uyudu tekrar gülümseyerek uyandı. Ben niçin gülümsediğini sordum. Önceki söylediği gibi söyleyerek kara savaşçılarından bahsetti. Ben yine: “Dua et de Allah, beni onlardan eylesin” dedim. Bunun üzerine: “Sen önceki guruptansın” buyurdu. Ravi Enes b. Malik diyor ki: “Ümmü Haram’ı, Ubâde b. Samit nikahlanmıştı. Muaviye zamanında düzenlenen bir deniz savaşına katılmak için gemiye binenlerle o da gemiye binmişti. Kıbrıs’a gelip gemiden inerken kendisine getirilen bir katır’a bindi ve katırdan düşüp boynu kırıldı ve şehid oldu.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 15; Buhârî, Cihad ve Siyer: 62)
41- HİND SEFERİ
3122- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) bize Hint ülkesine savaş yapılacağını vaad etti. Eğer o savaşa katılırsam malımı ve canımı feda edeceğim eğer o savaşta şehid olursan en değerli şehidlerden olurum. Eğer geri dönersem Cehennem ateşinden kurtulup kazanan Ebu Hüreyre olurum dedim. (Müsned: 6831)
3123- Yine Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) bize Hind ülkesine savaş yapılacağını vaat etmişti. Ben de, “Eğer o savaşa katılırsam malımı ve canımı feda edeceğim” dedim. “Eğer öldürülüp şehid olursam en değerli şehidlerden olurum. Eğer gazi olarak geri dönersem Cehennem ateşinden kurtulan Ebu Hureyre’yim dedim.” (Müsned: 6831)
3124- Rasûlullah (s.a.v)’in azatlı kölesi Sevban (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ümmetimden iki gurup vardır ki Allah onları Cehennem ateşinden korumuştur. Biri hind seferine katılıp savaşanlar diğeri de Meryem oğlu İsa ile birlikte olanlardır.” (Ebû Davud, Melahim: 17)
42- TÜRKLER VE HABEŞLİLERLE SAVAŞ
3125- Hürriyetine kavuşturulanlardan Sükeyne (r.a), Peygamber (s.a.v)’in ashabından bir kişiden naklederek şöyle diyor: Hendek savaşı için Rasûlullah (s.a.v), hendek kazılmasını emretmişti. Hendek kazımında önlerine büyük bir kaya çıktı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) kalkıp kazmayı aldı, cübbesini çıkardı ve bir kenara koydu. En’âm sûresi 115. ayeti olan: “Zira Rabbinin verdiği söz doğruluk ve adaletle yerine getirilmiştir. Onun vaadlerini engelleyebilecek hiçbir güç yoktur ve yalnızca odur her şeyi duyan ve bilen.” Okuyarak taşa vurdu taşın üçte biri koptu, Selman-ı Farisi ayakta Rasûlullah (s.a.v)’e bakıyordu. Rasûlullah (s.a.v)’in kayaya vuruşuyla şimşek gibi bir kıvılcım çıktı. Sonra ikinci defa yine vurdu ve En’âm 115. ayetini okudu, diğer üçte biri de kırılmış oldu yine bir kıvılcım çıktı, Selman da o kıvılcımı görmüştü sonra üçüncü kez kayaya vurdu ve yine En’âm 115. ayetini okudu, kalan üçte biri de kırıldı. Rasûlullah (s.a.v) hendekten çıktı cübbesini alıp oturdu. Selman: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sen her taşa vurduğunda kıvılcım çıkıyordu” dedi. Rasûlullah (s.a.v) ona: “Ey Selman! Çıkan kıvılcımı gördün mü?” buyurdu. Selman: “Seni hak din üzere gönderen Allah’a yemin olsun ki gördüm” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Kayaya ilk vuruşumda bana Kisra’nın şehirleri ve çevresindeki pek çok yer gösterildi. Öyle ki sanki gözlerimle görüyor gibiyim.” Bunun üzerine sahabeden orada bulunanlar: “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’a dua et de oraların fethedilmesini bize nasib etsin, oraları bize ganimet olarak versin. Beldelerini ellerimizle teslim almamızı bizlere nasib etsin” dediler. Rasûlullah (s.a.v)’de bu şekilde dua etti ve sözüne şöyle devam etti: “Kayaya ikinci sefer vurduğumda Kayserin şehirleri ve çevresi bana gösterildi, öyle ki adeta gözlerimle görüyor gibiydim.” Bunun üzerine oradakiler: “Ey Allah’ın Rasûlü! dua et de oraların fethini Allah bize nasib etsin, onların memleketlerini bize ganimet olarak versin ve o şehirlerin idarelerini bizim elimize geçirsin.” Yine Rasûlullah (s.a.v) aynı şekilde dua etti. Sözüne devamla şöyle buyurdu: “Üçüncü defa kayaya vurduğumda Habeş şehirleri ve çevresinde kasabalar bana gösterildi, öyle ki sanki gözlerimle görüyorum” dedi ve konuşmasına şunları ekledi: “Habeşliler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayın. Türkler size bir şey yapmadıkça sizde onlara dokunmayın.” (Müsned: 21262)
3126- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Müslümanlar Türklerle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. O Türkler öyle bir kavimdir ki yüzleri deriden yapılmış kalkanlar gibidir. Onlar kıldan dokunmuş elbiseler giyerler, ayakkabıları da yine kıldan (keçeden) mamuldür.” (Buhârî, Kitabül Cihad ve Siyer: 94; Tirmizî, Fiten: 40)
43- ZAYIFLAR YÜZÜNDEN RIZIKLANIYORUZ
3127- Mus’ab b. Sa’d (r.a) babasından naklediyor. Mus’ab’ın babası, Peygamber (s.a.v)’in ashabının kendisinden daha fakir olmalarından dolayı kendisinde bir üstünlük görüyordu. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah bu ümmete zayıflarının duaları, namazları ve samimi olmaları yüzünden yardım eder ve etmektedir.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 75; Müsned: 1411)
3128- Ebu’d Derda (r.a)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v)’den işittim şöyle diyordu: “Bana zayıf ve fakirlerinizi getirin de onlara yardım edip iyi muamele edeyim. Çünkü sizler zayıflarınız vasıtası ile rızıklanır ve yardım görürsünüz.” (Buhârî, Cihad ve Siyer: 75; Tirmizî, Cihad: 24)
44- SAVAŞA GİDEN MÜCAHİDİN TECHİZATLANDIRILMASI
3129- Zeyd b. Halid (r.a)’ten rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim, Allah yolunda savaşacak bir askerin techizatını temin ederse savaşmış gibi sevap kazanır. Kim de savaşa giden kimsenin arkada bıraktıkları kimselere iyilik ve yardım yaparsa aynen savaşmış gibi sevap kazanır.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 6; İbn Mâce, Cihad: 3)
3130- Zeyd b. Halid el Cühenî (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kim bir mücahidin binit ve silah gibi gereksinimlerini karşılarsa savaşmış gibi sevap alır. Kim de bir mücahidin arkada kalan çoluk çocuğunu hayırla muamele eder ve yardımcı olursa o da aynen savaşmış gibi sevap kazanır.” (Tirmizî, Fedailül Cihad: 6; İbn Mâce, Cihad: 3)
3131- Ahnef b. Kays (r.a)’tan rivâyete göre, şöyle demiştir: Hac için yola çıktık. Medine’ye geldik. Gayemiz sadece hac yapmaktı, konakladığımız yerde yüklerimizi indirdiğimizde bir kimse gelip; İnsanlar mescidde toplanmış ve büyük bir heyecan var dedi. Bu söz üzerine biz doğru mescide gittik. İnsanlar aralarında Ali, Zübeyl, Talha ve Sa’d b. ebi Vakkas’ın bulunduğu gurubun etrafında toplanmışlardı. Biz bu durumda iken Osman çıkıp geldi sarı bir örtüye bürünüp örtünün bir parçasıyla da başını örtmüştü ve şöyle demişti: “Talha burada mı? Zübeyr burada mı? Sa’d burada mı?” Oradakiler: “Evet” dediler. Bunun üzerine Osman: “Kendisinden başka gerçek ilâh olmayan Allah adına söylüyorum, biliyor musunuz? Rasûlullah (s.a.v); “Kim falan oğullarının hurma kurutma yerini satın alırsa Allah onu bağışlar” buyurdu. Ben de orayı yirmi bin veya yirmi beş bin’e aldım. Rasûlullah (s.a.v)’e gelip durumu anlattım O da: “Onu mescide bağışla karşılığını görürsün” buyurdu. Oradakiler: “Allah şahitimizdir ki doğru söylüyorsun” dediler. Osman sözlerine devam ederek: Kendisinden başka gerçek ilâh olmayan Allah adına söylüyorum! Biliyor musunuz? Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştu: “Kim Rûme kuyusunu satın alıp Müslümanlara vakfederse Allah onu bağışlar.” Ben de o kuyuyu şu kadar bu kadar fiyata satın aldım. Rasûlullah (s.a.v)’e gelip Rûme kuyusunu şu kadar fiyata satın aldım dedim. O da: “Onu Müslümanların su ihtiyaçları için vakfet karşılığını görürsün” buyurmuştu. Oradakiler: Allah şahitimiz olsun ki sen doğru söylüyorsun dediler. Osman sözlerine devam ederek: Kendisinden başka gerçek ilâh olmayan Allah adına söylüyorum! Biliyor musunuz? Rasûlullah (s.a.v) ashabına hitab ederek: “Kim şu orduyu techiz ederse Allah onu affeder” buyurmuştu da ben O, “Ceyşül Usre” ordusunu yular ve iplerine varıncaya kadar techiz etmiştim dedi. Oradakiler: Allah şahitimiz olsun ki doğru söylüyorsun dediler. Bunun üzerine Osman da: Allah’ım şahit ol, Allah’ım şahit ol, Allah’ım şahit ol demişti. (Müsned: 681)
45- ALLAH’IN DİNİNİ YERYÜZÜNE HÂKİM KILMAK İÇİN HARCAMA YAPMAK
3132- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim Allah’ın dinini yeryüzüne hâkim kılma yolunda çift çift infak ederse Cennette o kimseye: “Ey Allah’ın kulu, bu yaptığın büyük bir hayırdır” denilecek. O kimse namaza karşı fazla düşkün ise Cennete namaz kapısından çağrılacak. Cihad yapan biri ise cihad kapısından, sadakaya düşkün ve çok veren biri ise sadaka kapısından, çok oruç tutan biri ise Reyyan kapısından çağrılacaktır.” Bunun üzerine Ebu Bekir: “Bir kişinin bu kapıların hepsinden de çağrılması mümkün müdür?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Evet, umarım ki sen de onlardan olursun” buyurdu. (Dârimi, Cihad: 13; Tirmizî, Menakıb: 16)
3133- Ebu Hüreyre (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Kim Allah’ın dini yeryüzüne hâkim olsun diye malından çifte çifte infak ederse Cennet bekçileri Cennetin kapılarından: “Ey falan kişi gel buradan gir diye seslenirler” buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekir: “Ey Allah’ın Rasûlü! bir kimse bütün kapılardan çağrılabilir mi?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Senin onlardan olacağını ümid ederim” buyurdu. (Dârimi, Cihad: 13; Tirmizî, Menakıb: 16)
3134- Sa’sa’ b. Muaviye (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ebu Zerle karşılaştım ve bana bir hadis söyle dedim. Peki dedi ve şu hadisi söyledi: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu ki: “Müslüman bir kimse sahip olduğu her türlü maldan çift çift sadaka verirse, Cennet bekçileri onu karşılar ve her biri kendi bulunduğu kapıdan onu davet ederler.” Bunun üzerine ben: “Çift çift sadaka nasıl olur?” diye sordum. Ebu Zer: “Devesi varsa iki deve, sığırı varsa iki sığır” dedi. (Müsned: 20480)
3135- Hureym b. Fatik (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kim Allah’ın dini yeryüzüne hâkim olması için bir şeyler infak ederse o kimseye infak ettiğinin yedi yüz katı karşılık verilir.” (Dârimi, Cihad: 13; Tirmizî, Fedailül Cihad: 14)
46- SAVAŞ KAÇ TÜRLÜDÜR?
3136- Ebu Mes’ud (r.a)’ten rivâyete göre, adamın biri yularlı bir deveyi Allah yolunda tasadduk etti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “O adam kıyamet gününde yedi yüz tane yularlı deve ile gelecektir” buyurdu. (Dârimi, Cihad: 12; Müslim, İmara: 37)
3137- Muaz b. Cebel (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Savaş iki türlüdür. Birisi Allah’ın rızasını kazanmak ister ve komutanına itaat eder ve değerli malını bu yolda harcar ve arkadaşına yardımcı olur, kötülüklerden kaçınırsa bu kimsenin uykusuna da uyanıklığına da sevap yazılır. Kim de gösteriş için savaşır veya savaştı desinler diye savaşır komutanına isyan eder ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırsa, bu da yaptıklarının karşılığını mutlaka bulur.” (Dârimi, Cihad: 25; Ebû Davud, Cihad: 25)
47- SAVAŞA KATILAN MÜCAHİDLERİN HANIMLARINA SAYGILI OLMAK
3138- Süleyman b. Büreyde (r.a), babasından naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Savaşa katılmayanlara savaşa katılanların hanımları, annelerinin kendilerine haram olduğu gibi haramdır. Kim ki mücahidlerden birinin hanımına bakmakla görevlendirilir de ona bakıp ilgilenmezse ve hainlik ederse, kıyamet günü o mücahidin karşısında durdurulur ve mücahid onun sevaplarından dilediği kadarını alır. Gerisini siz düşünün!” (Ebû Davud, Cihad: 25; Müslim, İmara: 39)
48- SAVAŞA GİDENLERİN AİLE VE ÇOCUKLARINA BAKMAYANLAR
3139- Süleyman b. Büreyde (r.a) babasından naklediyor: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Mücahidlerin kadınları, savaşa katılamayan erkeklere annelerinin kendilerine haramlığı gibi haramdır. Bir mücahid savaşa giderken çoluk çocuğunu birine havale eder de o kimse de onlarla ilgilenmez ve hainlik ederse, kıyamet gününde işte bu kimse ailene bakmakta sana verdiği sözü tutmadı ve hainlik etti, haydi onun sevabından dilediğin kadar al denilir. Gerisini siz düşünün!” (Müslim, İmara: 39; Ebû Davud, Cihad: 32)
3140- İbn Büreyde (r.a) babasından naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Savaşa katılan mücahidlerin hanımları, savaşa katılamayanlara haramdır tıpkı annelerinin kendilerine haram olduğu gibi. Mücahidlerden biri savaştan geri kalanlardan birine çoluk çocuğunun bakımını emanet etse o da onlara bakmayıp hainlik etse kıyamet günü o kimse mücahidin karşısına dikilir ve kendisine şöyle denir: “Ey falan kimse! İşte bu kişi dünyada sana ihanet eden, çoluk çocuğuna bakmayan kimsedir dilediğin kadar onun sevabından alabilirsin.” Rasûlullah (s.a.v) daha sonra ashabına dönerek: “Ne dersiniz? Onun sevabından bir şey bırakır mı?” (Müslim, İmara: 39; Ebû Davud, Cihad: 32)
3141- Enes (r.a)’ten rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Düşmanlarınıza karşı ellerinizle, dillerinizle ve mallarınızla mücadele ediniz.” (Ebû Davud, Cihad: 18; Dârimi, Cihad: 38)
3142- Abdullah (r.a)’tan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v): “Yılanların öldürülmesini emretti ve kim onlardan intikam almaktan korkarsa bizden değildir” buyurdu. (Ebû Davud, Edeb: 173; Müsned: 3787)
3143- Abdullah b. Cebr (r.a) babasından naklederek şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.v), Cebre hasta ziyaretinde bulunmuştu. Onun yanına girince kadınlar bunu duydu ve ağlamaya ve şöyle demeye başladılar. Biz senin Allah yolunda şehid olduğunu sanmıştık. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Sizler şehidliği sadece savaşta ölmekmi sanıyorsunuz? O zaman sizin şehidleriniz çok azdır. Dikkat edin Allah yolunda savaşırken ölmek şehidliktir. İç hastalığından ölmek şehidliktir. Yanarak ölmek şehidliktir. Boğularak ölmek şehidliktir. Yıkıntı altında kalarak ölmek şehidliktir. Aklını kaybederek ölmek şehidliktir. Hamile iken ölen kadın da şehid sayılır.” Bunun üzerine birisi: Rasûlullah (s.a.v) yanımızda iken hala mı ağlıyorsunuz dedi. Rasûlullah (s.a.v)’de: “Bırak ağlasınlar, ölüm geldikten sonra bir daha ağlamazlar” buyurdu. (İbn Mâce, Cihad: 16; Ebû Davud, Cenaiz: 15)
3144- Cebr (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Cebr, Rasûlullah (s.a.v) ile birlikte bir cenaze evine girdi. Kadınlar ağlıyorlardı. Cebr: Rasûlullah (s.a.v) yanımızda otururken hala ağlıyor musunuz?” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): “Bırak ben aralarında olduğum halde bile olsa ağlasınlar. Ölüm gerçekleştiği zaman asla ağlamasınlar” buyurdu. (İbn Mâce, Cihad: 16; Ebû Davud, Cenaiz: 15)

Ziyaretçi:  Sitede şu anda 0 üye ve 59 misafir olmak üzere toplam 59 kişi bulunuyor.

İstatistikler:  Bugün Tekil:1  Çoğul:18880  Toplam:93160196  Bugün Üye:0  Dün:0  Toplam:32256  Dün Tekil:1  Çoğul:14295

Kim Nerede:  Misafir1, Misafir2, Misafir3, Misafir4, Misafir5, Misafir6, Misafir7, Misafir8, Misafir9, Misafir10, Misafir11, Misafir12, Misafir13, Misafir14, Misafir15, Misafir16, Misafir17, Misafir18, Misafir19, Misafir20, Misafir21, Misafir22, Misafir23, Misafir24, Misafir25, Misafir26, Misafir27, Misafir28, Misafir29, Misafir30, Misafir31, Misafir32, Misafir33, Misafir34, Misafir35, Misafir36, Misafir37, Misafir38, Misafir39, Misafir40, Misafir41, Misafir42, Misafir43, Misafir44, Misafir45, Misafir46, Misafir47, Misafir48, Misafir49, Misafir50, Misafir51, Misafir52, Misafir53, Misafir54, Misafir55, Misafir56, Misafir57, Misafir58, Misafir59,
Reklamlar:

Faruki.net